Uykusuz Klavye

Ah Müzeyyen!

30 Ağustos 2017

İçimden, iri iri dilimlenmiş birkaç parça sucuğu tavaya atıp yağları kenarlarından cızırdayana kadar kızartıp, üzerine de şöyle en irisinden iki tane yumurta kırmak geçiyor. Yumurtaların o oynak sarılarının bir sağa bir sola kararsız kayışlarına müdahale etmeden, etrafında gittikçe matlaşan beyazına az biraz tuz karabiber dökmek… Sonra fırından yeni çıkmış sıcacık, içi hala hamur hamur kokan ekmekten koca bir parçayı elimle koparıp, bu güzelliğin içine daldırmak… Yapsam, Müzo kalpten şuracıkta gider. Zaten sucuğu, beyaz ekmeği evde ara ki bulasın. Sağlıklı yaşamak istiyormuş. Beni de sağlıklı yaşatacak illa ki.

Geçenlerde canım kahve çekti. Pek içmem aslında. Alt kattaki Firuze’nin fingirdek, koca memeli kızı elinde öksüz doyuracak büyüklükte karton kahve bardağı ile asansöre binince dikkatim dağıldı. Dumanı üstünde tüten bardaktan mis gibi kahve kokusu yayılıyordu asansöre. Eve girince misafirler için ayrılmış ikramlıkların olduğu çekmeceden filtre kahveyi çıkarıp süzme kahve demleyicisine koydum hemen. Kahvenin demlenmesi için beklerken Müzo geldi. ‘Ne yapıyorsun?’ diye sordu. ‘Kahve’ dedim. Taze çekilmiş kahve demlenirse güzel olur dedi. Kaç günlük kahveymiş bu çekmecedeki. Dök onu, olmaz o öyle dedi. Döktüm. Müzo’cuğum en iyisini bilir.

Ne sıkıcı bir akşam. Televizyonda hiçbir şey yok.

Müzo’nun sesi geliyor içerden:

“Seliiiim”

“Efendim hayatım?”

“Ne yapıyorsun salonda?”

“Televizyona bakıyorum.”

“E hadi ama geç oldu. Yatmayacak mısın?”

“Tamam canım. Geliyorum”

‘Saat daha on bir. Gelmiyorum ulan! Televizyon seyredeceğim desem’ şuna. Hatta şu ergen hormonu pompalayan yetişkin kanallarına bakmak istiyorum desem… Müzo bir daha o yataktan çıkamaz vallahi.

Geçen yine böyle oturuyoruz. İkimizde yayılmışız televizyonun karşısına. Kumanda nasıl olduysa benim elime geçti. Müzo da limonlu, zencefilli suyunu mu almaya gitmişti mutfağa? Evet, evet öyleydi. Neyse işte, kumanda ile başladım kanalları zaplamaya. Sonra bir kanala geldim. Baktım bir Türk dizisi. Ama nasıl Amerikanvari replikler, aksiyon desen hakeza. Ulan dedim içimden Türk dizi sektörü aşmış kendini. Müzo geldi. ‘N’apıyorsun Selim Allah aşkına!’ diye bir feryadı var. Duyan karşı apartmandaki ergenlere pipimi gösterirken yakalandım zanneder. Üstüne bir de; “Selim’ciğim ay lütfen kapat şu vurdulu kırdılı diziyi! Senin gibi kültürlü birine hiç yakışmıyor!” demesin mi? Kendisi Sex and the City’yi asla kaçırmaz, hatta saatinin alarmını bile kurar. Orada Samantha diye bir hatun var, işte ona bayılıyor. Arkadaşları ile buluştuğunda sürekli bu kadından bahsediyorlarmış. Neymiş? Genel kültür meselesiymiş. Ulan ne genel kültürü! O Samantha habire alt üst mokoko oynatıyor her bölüm, sanki HBO dizisi değil genel bir evden erişkinlere kültür pompalanıyor sanırsın! Neyse, bir şey demiyorum tabi, o seyrederken ben de genel kültürümü geliştirme fırsatı buluyorum neticede.

“Selim, hadi bekliyorum canım”

Televizyonda hiçbir şey yok. Salondan yatak odasına topu topu on iki adım var. ‘Yuh! Onu mu saydın?’ diye soracaksın. Saydım. Kant’ın keyfi geciktirme ile ilgili felsefi çabasına benzer bir çaba ile Müzo’nun beni arzuladığı akşamlarda yaptım o işi. Salondan ağır adımlarla yatak odasına doğru yürürken bütün erkekliğimi şişirmek kaç adımda gerçekleşiyor ona baktım. Sonunda anladım ki; erkekliğimi önceden şişirmeye gerek yok. O zaten Müzo’yu gördüğünde demokrat partinin kır atı gibi kendi kendine şahlanıyor.

At deyince aklıma geldi. Müzo’cuğumun anası bize gelecekmiş yarın. Çok sıkılıyorum o gelince. Ana kız sürekli onu bunu çekiştiriyorlar. Anlamıyorum da kimden bahsettiklerini. Hele geçen gün bunlar salonda oturuyorlar. Ben de erken geldim eve. Baktım birini dolamışlar ağızlarına. Bir de isim takmışlar mıymıntı diye. Beni fark edince sustular hemen. Utandılar herhalde.

“Seliiim! Geliyor musun, gelmiyor musun?!!!”

‘Sinirlendi bu sefer. Sinirlenince de çok fena oluyor bu Müzo. Kaşlarını çatıyormuş, o zaman da kırışıklar oluşuyormuş alnında. Sakın beni sinirlendirme diyor. Mümkün mü?

“Hemen geliyorum hayatım”

“Demin de geliyorum demiştin”

‘Yahu kadın madem çok merak ediyorsun, kalkıp baksana!’ desem? Diyemem. Müzo sinirlenir, alnında kırışıklar oluşur.

Kalktım. Televizyonu kapattım. On iki adım atıp yatak odamıza vardım. Baktım Müzo kitap okuyor. Çok sever abudik gubidik şeyler okumayı. Bana da kitap almış, koymuş başucuma. Ben yatarken okumayı sevmiyorum. Ama bu Müzo’cuğumun başucuma kitap koyması için bir engel değil.

‘Oh! İyi ki değiştirmişiz eski yatağı! Bu çok rahat, adeta insanı uykuya çekiyor’

“Selim?”

“Efendim hayatım?”

“Dişlerini fırçaladın mı?”

“Akşam yemekten sonra fırçaladım ya Müzocum.”

“Ya Selim, neredeyse dört yıldır evliyiz. Her seferinde söylemekten ben bıktım, sen unutmaktan bıkmadın. Dişlerini yatmadan önce de fırçalamalısın. Çünkü ağız bakterileri gece daha hızlı oluşuyor.”

“Maşallah diş hekimi gibisin hayatım”

“Efendim?”

“Yok bir şey. ”

Banyoya adımlarımı saymadım. O kadar da değil.

Şu akan suyun dağılması ne garip… Hepimize hayat olan su bütün naifliği ve duruluğu ile ilahi bir düzen içinde akarken, şu lavaboya çarpıp da ufacık damlalara ayrılınca; hayatı sorgulatıyor adama. Şimdi mesela ben hala seninle evli olsaydım, şu anda bu sorgulamayı yapıyor olmazdım. Başka bir şeyi sorgulardım. Neden böyle olduk biz derdim. Sen, senin yüzünden derdin. Biliyorum. Ya da belki ‘Yaşlılık alameti’ derdin. İkisi de doğru valla. Ne diyeyim. Sen hep haklıydın.

Of şimdi hatırladım! Pazar günkü derbiyi söyleyecektim Müzo’ya. Alıştıra alıştıra tabi. Unuttum.

“Seliim”

“Efendim canım?”

“Ya ne fırçalanmaz dişin varmış! Hadisene çık artık şu banyodon”

“Tamam, geldim işte”

“Müzocum şu yorganı bir rahat bırak. Bak hiçbir yerimi kapatamıyorum.”

“E çek kendi tarafına ayol! Sanki tapusu bende yorganın.”

Alıştıra alıştırası mı kaldı Pazar günkü iznin! Bu vakitten sonra rüşvet işler Müzo’ya.

“Müzo’cum ya, bak ne zamandır söyleyeceğim sana unutuyorum. Sen bu aralar çok yoruluyorsun. Diyorum ki; bu Pazar sana annenle şöyle güzel bir spa randevusu ayarlayayım… Hatta spa sonrasında da hani şu otelin terasında yeni açılan İtalyan restoranında rezervasyon yaptırayım… Ne dersin?”

Gözleri parladı. Kesin evet diyecek.

“Nasıl yani? Pazar günü beni annemle spa ya mı göndereceksin??”

“Evet”

“Bana bak Selim! Sen benden gizli saklı işler mi çeviriyorsun yoksa?”

“Ne alakası var canım?”

“Var, var alakası. Sen öyle boşu boşuna annemle bana kıyak çekmezsin”

“Yahu Müzocum nasıl sözler bunlar? İyi ki bir jest yapalım dedik yani”

“Yok, yok ben bilirim seni. Sen benimle buluşmak için de eski karını az gezmelere tozmalara göndermemiştin.”

“Ya nereden ne çıkarttın şimdi! Alt tarafı Pazar günü çok yoruluyorsun diye annenle sana bir kıyak…Aman canım! İşte bak beni de kendine benzettin iyice!”

“Nasıl ya!? Küçümsüyor musun şimdi beni! Ah annem derdi hep! Yirmi yıllık okumuş, tahsilli karısını bile kandırıp, aldatan sana neler yapmaz diye… Ama ben senin sorununu biliyorum. Sen hala beni dengin görmüyorsun, öyle değil mi?! Ne de olsa senin o eski karın gibi tahsilli, cemaatli değilim ben.”

“Cemiyet hayatım”

“Bak işte! Alay ediyorsun benle!”

“Abartma Müzocum. Niye alay edeyim seninle? Karımsın sen benim. Hem ben senin başka meziyetlerini sevdim hep.”

“Ne demek şimdi bu? O seyahatte yaptıklarımdan bahsediyorsan, çok içkiliydim.”

“Yahu nerelere gittin? Yani ben senin bana bakmanı, benimle ilgilenmeni seviyorum.”

“Hizmetçi miyim ben? Öyle mi diyorsun yani?”

“Yok, hayatım tabi ki ..”

“Sus, sus! Konuşma! Eski karını unutamadın sen! Bu evi bile hala benim üzerime yapmadın. Eski karına boşanırken aman yok rahat etsin, yok hakkı kalmasın diye diye dünyaları verdin. Bana, seninle ilgilenen, sana bakan karına her şeyi çok görüyorsun”

“Ama hayatım!”

“Aması maması yok Selim! Bu evi benim üzerime yap o zaman! Valla billa ayırırım yatakları, görürsün Müzo’yu sonra!”

“Tamam, yaparım canım.”

“Ay gerçekten mi?”

“Evet Müzo’cuğum, gerçekten yapacağım.”

“Canım kocacığım benim”

“Hayatım, sen şimdi onu bunu bırak da; Pazar gününü diyorum. O gün maç var, ben bizim tayfayla maçı izlesem. Sen de annenle bütün gün spa keyfi yaparsın. Sonra da yemek falan yersiniz işte. Hem otele de yakın stat. İsterseniz çıkışta gelir alırım sizi, ne diyorsun? ”

“Hıı, tamam tamam”

Delirdi bu kesin. Nasıl kıskanıyor seni… Bilse artık hayatta olmadığını, kesin boşar beni. Yaşama sebebi kalmaz. Adeta beni sana kaptıracağı korkusuyla yaşıyor çünkü. Biliyor musun, benim için dünya ellisinden sonra tersine döndü. Garip bir sebepten ötürü ki; şimdi onu da söyleyeceğim, bu durum hoşuma gidiyor. Eski günlerimizi özletiyor çünkü. Ah! Bak gördün mü? Yine biz diye kurdum cümlemi… Özlediğim şey sensin, seninle olan hayat demek ki… Hatta bak hoşuna gider diye demiyorum, gerçekten öyle hissettiğim için; yaşlandıkça özlenen şey daha da kıymete biniyor galiba. Kesinlikle seni kaybettiğim için böyle düşünmüyorum. Biliyorsun, eskiden çok üzerinde durmaz, hatta saçma bulurdum bu duyguları. Ama şimdi… Keşke her şey tersine dönse. Terk eden sen, terk edilen ben olsam… Acı çeksem, kabullensem ve ölsem… Kolay geliyor tabi şimdi bunları yazmak. Şu yazdıklarımı okusaydın eğer kesin çok kızardın bana. Hele hele o ilk başlardaki kır at benzetmelerine falan. Pek yakışmaz senin ağzına ama belki küfrederdin de… Haklısın da. Ne diyeyim? İyice teneşire geldim ben.

Çocuklar konuşmuyorlar benimle uzun zamandır. Geçen ay sadece bir mail atmışlar. Sağ olsunlar, öyle öğrendim kaybını. Annemizi kaybettik, cenazesi Perşembe günü öğle namazını müteakip… diye başlayan resmi bir e-posta. Onları da anlıyorum tabi, kocayken dahi görevlerini yerine getiremeyen bir adama, sırf el alemin ağzına laf vermemek için gönderilmiş mecburi bir hizmet ilamı gibi yazmışlar.

Cenazene gelemedim. Hem yüzüm yoktu arkandan saf tutmaya hem de benimki tutturdu yeni açılan gösteri merkezindeki konsere gidelim diye. Mecbur oraya gittim.

Ha, bu arada sana hiç söylemedim ama biliyor musun? Ben hep kıskanırdım seni. Güzelliğini değil, tabi güzel olmasına güzeldin o ayrı; ama en çok bende olmayan asil duruşunu seviyordum ben. Böyle dimdik, ne istediğini bilen, ayakları yapacakları karşısında yere sağlam basan o güçlü duruşu… Ben, senin gibi değildim. Baştan olamadım. Sonra da sen vardın, ihtiyaç duymadım. Çocuklar gibi ben de başımıza ne gelirse gelsin bir erkek olarak benim değil de, senin arkamızda bir kaya gibi duracağına güvenmeyi seviyordum. Aman canım, neyse ne… Sen en azından tahmin ediyorum ki; yapmayı sevdiğin, tutkunu olduğun bir şey yüzünden göçüp gittin bu dünyadan. Valla ben çok korkuyorum bu Müzo’nun altında kalacağım diye. Tamam, tamam açmayacağım o konuyu tekrar. Zaten sen benle evliyken de hiç sevmezdin bu konuları. Bakma böyle konuştuğuma benim… Elvis binayı terk edeli yıllar oldu.

“Ulan şansa bak be!” demişti İhsan bir keresinde. Adamın karısı da Müzeyyen, metresi de Müzeyyen. Hayatta yakalanmazsın sen aslanım!”

Yakalanmadım valla. Müzo boşanacaksın diye tutturmasa, hayatta boşanmazdım da senden. Son zamanlarda ortak müştereklerimiz azalmış olsa da, kaç yıllık karımdın sonuçta. Eş, dost cemiyetlerinde de herkesin sevdiği, saydığı bir kadındın. Ama ne yapalım, teneşir zamanı yaklaşınca erkekler hep o zamanı unutturan kadınlara aldanıyorlar. Şimdi neden mi bunları yazıyorum? Bil istedim çünkü. Kendi şeytanlarımla yalnız başıma savaşamayacak kadar güçsüzüm. Şu anda bile seni ortak ediyorum savaşıma. Hem daha önce söyleyememiştim, anlatamamıştım bunları sana. Hatta uzun zamandır seni sevdiğimi de söyleyememiştim. Fakat seni sevdim Müzeyyen! Hem de çok…

“Selim, kapat ışığını artık! Hala ne yazıyorsun sen öyle?”

“Bir şey yazmıyorum canım. Şu tapu devir işi ile ilgili şirket avukatına e-posta atıyordum. Hadi yat uyu sen.”

“Aslan kocam benim. İyi geceler o zaman”

“İyi geceler…”

“İyi geceler Müzeyyen”

BERİL EREM

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

16 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 30 Ağustos 2017 at 14:03

    Canım arkadaşım öncelikle aramıza hoş geldin. Umarım birlikte çıktığımız bu yolculuk sana da bana verdiği kadar keyif verir bi’ tanecim…
     
    Facebook ve Instagram’daki kısa yazılarından anlatımının kuvvetini zaten biliyordum ama bu öykü… Gerçekten çok çok sevdim. Kaç kere okuduğuma inanamazsın… Her hikayeyi büyük bir merakla bekliyor olacağım.
     
    İyi ki buradasın ❤️❤️❤️

    • Cevapla Beril Erem 31 Ağustos 2017 at 01:37

      Didem’im hoşbuldum 🙂 Yolculuklar güzeldir hep. Özellikle sevdiğin, güvendiğin, birlikte güldüğün insanlarla yola çıkıyorsan. Benim bavulum zaten anlatmak istediklerimle doluydu. Ne mutlu bana ki; yükümü hafifleteceğim bir dost ortamı buldum.

      İyi ki buradayım ❤️❤️❤️

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 30 Ağustos 2017 at 14:08

    Harika, bundan sonra ki yazılarınızı sabırsızlıkla bekleyeceğim ✨
     
    Okurken hem çok güldüm, hem de çok hüzünlendim. Kaleminize sağlık…
     
    Sevgiler

    • Cevapla Beril Erem 31 Ağustos 2017 at 01:40

      Merhaba,
       
      Ne mutlu bana ❤️ Çok teşekkür ederim, beğenmenize çok sevindim.
       
      Tekrar buluşmak üzere öyleyse 🙂
      Sevgiler

  • Cevapla Emel Erem 30 Ağustos 2017 at 16:31

    Harika bir yazı, bir çırpıda ve zevkle okudum.

    • Cevapla Beril Erem 31 Ağustos 2017 at 01:44

      Canım ❤️❤️❤️
      Çok sevindim 🙂

      • Cevapla Neşe Yağcı 1 Eylül 2017 at 23:43

        Berilcim çok güzel kaleme alınmış bir hikaye…seni tebrik ediyor ve kutluyorum..

        • Cevapla Beril Erem 4 Eylül 2017 at 16:48

          Çok teşekkür ederim Neşe Abla 🙂

  • Cevapla Sinem Çelebi 30 Ağustos 2017 at 18:54

    Berilcim, harika bir hikaye kalemine sağlık… Bir sonraki yazını sabırsızlıkla bekliyorum…

    • Cevapla Beril Erem 31 Ağustos 2017 at 01:46

      Canım benim çok teşekkür ediyorum, öpüyorum çok —>( kalpli öpücük emojisi) 😀

  • Cevapla Sonay Güneşli 2 Eylül 2018 at 00:56

    Muhteşemdi, tebrikler.

    • Cevapla Beril Erem 2 Eylül 2018 at 02:02

      Teşekkür ederim Sonay Hanım🙏💜

  • Cevapla Ayşe 2 Eylül 2018 at 15:49

    Merhaba
     
    Bu ah müzeyyen bir kitap mı? Kitapsa nereden alabilirim ve kim yazıyor 🤗

    • Cevapla Beril Erem 2 Eylül 2018 at 20:58

      Merhaba,
       
      Hayır kitap baskısı yok.
      “Ah Müzeyyen”i tek bölümlük kısa bir hikaye olarak Sen ve Ben için yazdım.
       
      İlginize, beğeninize teşekkür ederim🙏
       
      Kalpten sevgiler 💜

  • Cevapla Anastasia 2 Eylül 2018 at 19:13

    Çok güzeldi, hic bitmesin istedim.

    • Cevapla Beril Erem 2 Eylül 2018 at 21:06

      Teşekkür ederim ilgi ve beğeninize😊
       
      Kalpten sevgilerimle 💜

    Cevap Yaz