Doğa & İnsan

Kentli Çiçekler

16 Eylül 2017

Kentleşme, kent sayısı ve kent nüfusundaki artış anlamı taşısa da biz bu hafta kentleşmenin ruhumuz üzerine olan etkilerinden bahsedeceğiz.

Kentleşmeyle birlikte kırsal kesimden kente göç eden nüfusun, ekonomik ve sosyal açıdan kırsal yaşamdan kurtularak kentin özelliklerini benimsemesi süreci başlamış olmaktadır. Bu süreç aslında bir kültürel değişim süreci olup kent kültürünün gelişmesinin yanında, kentte yaşayanların da ruhsal, fiziksel ve davranışsal olarak bu süreçle uyum içinde olmalarını gerektirmektedir.

Son zamanlarda insanlar hızlı kentleşmenin olumsuz koşullarını hafifletmek amacıyla kentlerde çalışmayı sürdürürken daha sakin bir çevre ve kentleşmeden uzak bir yaşam ortamı arzular hale gelmişlerdir. Büyümenin özellikle sanayileşmenin ve teknolojinin gelişmesine bağlı olarak hayatımızı kolaylaştırdığını düşünsek de sabahları daha mutsuz uyanmamızın altında yatan ana nedene de odaklanmak gerekli diye düşünüyorum.

Büyük kentlerin mutluluk getirdiğini düşünenlerin sayısı hızla azalırken, kentlerdeki gelişmelerden korku ve endişe duyanların sayısının da arttığını çoğumuz hissediyoruz. Büyük kentlerde sosyal ilişki kurmadaki zorluk, uyum sağlayamama ve yabancılaşma; sosyallikten uzaklaşmaya, aynı zamanda dışlanmaya yol açarak bireylerin kişilik bozukluğu yaşamasına ve çıkar çatışmalarının artmasına yol açabiliyor.

Kentte yaşamanın eşzamanlı iticiliği ve çekiciliği biraz da apartman hayatında karşılık bulur. Ev almadan önce komşularımızın kimler olacağını merak ederiz. Aynı dünya görüşüne sahip bizler gibi insanlarla yaşam ortamı oluşturmaya kendimizi iteriz. Bu nedenle modern kentliler gibi apartman sakinleri de zamanla aynılaşırlar. Benzer zevklere, benzer endişelere ve benzer meşgalelere hapsolurlar.

Doğada hayatta kalmayı ifade eden insani çaba, kent yaşamında daha fazlasını elde etme hırsına dönüşmektedir. Bu da toplumsal bir problemin tam ortasında kalmamıza, benzer düşünceden kaynaklanan benzer yaşamsal hırsların içinde boğulmamıza ve çıkar çatışmalarının altında ezilmemize neden olmaktadır. Bu olumsuzluklar bilinçaltımızı dürtmekte ve genetik olarak kodlandığımız şekliyle doğaya yüzümüzü dönmemize ve özgürlüğe kaçış dürtümüzün artmasına yol açmaktadır.

Aslında kent yaşamında tüm engelleri aşmanın kendi başına bir engelleme olduğu ve bireyi başka türlü bir anlamsızlığa sürükleyeceğini unutmayalım. Diğer taraftan doğa, sayısız ve ardı arkası kesilmeyen engellerle örülüdür ve gücü de esasında bu engellerin kesin ve kalıcı olarak aşılamayacak olmasındadır. Doğada huzur bulmamızın altında yatan temel neden de budur.

Evimizde baktığımız bir menekşenin ya da orkidenin çiçek açtığını görmek bizleri mutlu ediyorsa bunun değerini bilin. Bu arada birçoğunuza bin bir zahmetle alınıp hediye edilen orkidelerin sadece tek dal olarak kaldığına eminim 😉

Sağlıkla ve huzurla kalın…

Erdem Karauz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz