Bursa ve Ben

Sırtımdaki Bıçaklar

16 Ekim 2017

Et tu, Brute? [Sen de mi, Brütüs?]

Niye en yakınınızdakiler en fazla canınızı yakar biliyor musunuz? Basit: Birincisi onlardan bunu beklemediğiniz için. İkincisi sizi en çok yaralayacak şeyleri, yani yumuşak karnınızı onlar bildiği için. Üçüncüsü ve bence en üzücü olanı ise, sizi neyin yaralayacağını bile bile tam da oradan kanatmaya karar vermiş oldukları için.

Beni dehşete düşüren de hep bu üçüncü neden olmuştur. Canınızın ne kadar yanacağını bile bile oradan kanatmak…

Peki ne yapmak lazım kanamamak için? Çözümü aslında bir çok insan biliyor ve uyguluyor olsa da, benim için yeni olacak, çünkü senelerce bu şekilde bir kalkan geliştirmeyi kasıtlı olarak reddettim. Sezar’ın kahini dinlememesi gibi, apaçık ortada olan ama hiç hoşuma gitmeyen gerçeğe, direndim durdum.

“Birazcık samimiyet tehlikeli bir şeydir, ama çok fazla samimiyet kesinlikle öldürücüdür.” Oscar WILDE

Dostluk kavramı; içinde saklamaların, gizlerin olmasını kabul etmez diye düşünürdüm. Ama bilginin güç olduğunu nasıl unuttum onu bilmiyorum. Her seferinde giyotine gönderilmeme rağmen, bir sonraki inanç yolculuğum için, kafam koltuğumun altında ayağa kalkıp, başka bir arkadaşımın ellerine teslim ettim başımı. Çok çok az kişi bu teslimiyet karşısında kendine hakim olabiliyor. Diyorum ya hep, güç nefsin en büyük sınavı diye, işte kendi canlarının o gün başka biri tarafından yakılmış olması bile, ellerinde tuttukları başınızı yere fırlatıp, futbol topu gibi sektirmeye kalkmaları için yeterli eğer bu kontrole sahip değiller ise.

Seçimlerim benden başka kimseyi etkilemediğinden, bu seçimlerden dolayı beni ya da başkalarını yargılayan insanların, kendi mutsuzluklarını unutmak için bu şekilde davrandıklarını biliyor olsam da, robot olmadığımdan ve çoğu kez şalteri kapatamadığımdan elbette etkilenmeme konusunda kimi zaman başarısız olabiliyorum.

Doğrular ve yanlışlar ise düşündüğümüz kadar esnek değiller. Daha doğrusu kişinin kendine seçtiği doğru esneyemez. Şöyle açıklayayım; sizin ve benim doğrularımız farklı olabilir. Fakat benden talep ettiğiniz kendi doğrunuzu önce sizin uyguluyor olmanız gerekir. Seçtiğiniz doğrunun ise, kısmi doğruluğu söz konusu olamaz. Bir şey ya doğrudur ya da yanlış; az yanlış, insanların kendini kandırmasıdır sadece. Ama işte insan denen varlık, yanlışı başkasında çok rahat görürken, kendinde hep bir hafifletici neden bulur.

Brütüs’ün her şeyi Roma’nın iyiliği için yaptığı öz savunması gibi, onların da vardır kendi vicdanlarıyla başbaşa kalmamak için ulvi bir nedenleri. En sevdiğim Hıristiyan deyişlerinden biriyle cevaplayayım ben bu savunmayı:

”Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir.”

Yani sonuca baktığımızda; yaptıkları eleştiri, şaka ya da kendi tabirleriyle ‘yardım’ sizi günlerce Tyson’dan dayak yemişe çeviriyorsa, o niyet acı çekenin zerre umrunda olmaz.

41 yaşındayım ve bu gün artık susmaya karar verdim. Canımı acıttıkları için de değil üstelik. İnsanlığa olan inancımı yıktıkları için.

”Öyleyse öl Sezar [Didem].” deyip teslim oluyorum…

Sezar’ın son sözleri çoğunlukça bilinenin aksine ihanetin dışa vurumu olan “Sen de mi Brütüs?” değil hemen ardından söylediği “Then Fall Caesar”dır ve bu inanç yitimidir ki insanı ihanetten daha çok teslimiyete sürükler…

Instagram : @didemcelebiozkan

E-Posta : didem.c.ozkan@senveben.biz.tr

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Sinem Çelebi 16 Ekim 2017 at 21:04

    Yumuşak karnını en iyi bilen en yakınındır!!! Ne kadar da doğru bir tanım ablacım… Bazen ben de onlar gibi olacağım, benim canımı yaktıkları gibi, ben de onların canını yakacağım desem de, benim sinirim saman alevi gibi olduğu için ertesi güne hiç emaresi kalmıyor. Yaştan mı, yaşadıklarımdan mı olgunlaştım bilmem, artık sessizce ilahi adalete sığınıp, bu dünyada yaptıklarının cezasını göreceklerine inanıyorum…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 31 Ekim 2017 at 17:57

      Bilgi güç… Artık insanların neden kimseyle hiçbir şey paylaşmadığını, kimseye birşey anlatmadığını biliyorum. Korkuyorlar çünkü. Haklılar da. Annem hep ne derdi hatırlıyor musun? “Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna.“ der devam ederdi; “Anlatmayın çocuğum herşeyinizi herkese.” Ne kadar haklıymış 😉
       
      Susabilir miyiz peki sen ve ben? Buna da pek güvenmiyorum açılcası :)) Her darbede “Tamam bu son” deyip aynı tutumu sergilemeye devam ediyoruz. Lanet olsun bu içimizdeki insan sevgisine 😂😂😂😂

  • Cevapla Nedret Kiper 19 Ekim 2017 at 08:46

    En büyük darbeyi en yakınından alır bazen insan… Bu yüzden kimseye hakettiğinden fazla önem ve çok da değer vermeyeceksin… Maalesef hepimiz zaman zaman bu hatayı yapıyoruz … Ne zaman ki karşımızdaki kimsenin çok da önemsenmiyecek biri olduğunu anlıyoruz, o zaman, her ne kadar değer yargılarımız yıkılsa da ister istemez kabulleniyoruz… Canını acıtana, kul olarak herhangi bir şey yapamıyorsak, zamana bırakacaksın. Benim de ençok sevdiğim söz, “İlahi adalette zaman aşımı yoktur”…! Er ya da geç canını yakanın, bir gün kendi canının da yanacağını sakın unutma ve inan canım… Harika bsir yazı olmuş yine… Öpüyorum seni güzel yanaklarından…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 31 Ekim 2017 at 17:50

      Canım Nedret Teyzecim siz gene değer verip, uzun uzun yorum yapmışsınız. Beni bu yorumlarınızın ne kadar mutlu ettiğini bilin lütfen. Hayat biraz da bu aldanışlar ve hayal kırıklığı üzerine. Ben kabul ettim artık. Belki ben de başkalarının hayal kırıklığıyımdır. Bilemiyorum… Kimsenin birbirine ne yaptığını önemsemediği bir dönemde yaşıyoruz. Ve ne yazık ki kırmamanın ve kırılmamaya çalışmanın sonucu yalnızlaşan bireyler… Güvensizlik ve inançsızlık bizleri yalnızlığa itiyor 🙁

    Cevap Yaz