Bursa ve Ben

Bir İnsanı Sevmek

20 Kasım 2017

⁃ Bir insanı sevmek mümkün mü sence?
⁃ İyi tanımadığınız biri ise belki.

Bukowski’ye katılmamak elde değil… Bazen ben de aynı umutsuzluğa düşüyor; herkesten, herşeyden uzaklaşıp, çekip gitmek istiyorum…

Salt iyi ya da salt kötü diye bir şey yok elbette ve ‘mükemmel’ diye düşündüğümüze bile yeterince yakından baktığımızda, beyazın içindeki o siyah noktayı görmemek mümkün olmuyor işte…

En güzel varlıklar bile mikroskop altında incelendiğinde o kadar da güzel gözükmüyorsa, insanlara da mikroskopik boyutta yaklaşmamak şart sanırım. Belli bir mesafe bence tüm ilişkilerin kurtarıcısı. Uzaktan davulun sesi hoş gelirken, kulağımızın dibindekilere bile katlanamıyorsak, biraz mesafe koymakta yarar var, en güzel seslerle bile aramıza.

Bi’ de tabi gizem unsuru söz konusu; ne kadar gizemliysen, keşfedilmek için o kadar çaba harcanansın. Ruhunuzun en ücra köşelerini bilen biri, o noktadan sonra kusurlarınızı da görmeye başlıyor. Belki de olduğu konumda kusurlarınızdan başka bir şeyi göremiyor bile. İşte bu yüzden ancak kaybettiğinde insan elindekini kıymetini anlayabiliyor. Belli bir mesafe girdiğinde ve onu yeniden uzaktan görebildiğinde… Ya da hatta onu başkalarının gözüyle gördüğünde…

“Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür.”

Düşünsenize hiç sahip olduğuna hayran birini tanıyor musunuz? Hep uzaktakine, bilinmeyene hayranlık vardır. Daha da trajiği o hayran olduğumuzu da kendisinin olduğu konumdan çok daha farklı bir noktaya taşımışızdır zihnimizde. Gerçeğiyle arasındaki benzerlik, Everest Dağı ve Mariana Çukuru’nun, ikisinin de dünyada olması ortak yanı kadar benzer birbirine.

Bilme süreci de biraz yanıltıcı gelişir genelde. Çünkü başlangıçta karşı taraf ne istiyor çok net görür ve o istediği kişi oluruz. Julia Roberts ve Richard Gere’ın Kaçak Gelin filmini hatırlıyor musunuz? Yumurta mevzusu beni inanılmaz etkilemişti. Hani gelinimizin yumurtayı yeme şekli her sevgiliyle değişir ve adam nasıl seviyorsa artık gelinimiz de öyle seviyordur ve sonunda kendi tercihini dahi bilemez noktaya gelir ya, işte o konu. O kadar etkilenmiştim ki filmden, her ilişkinin başlangıcında, dostluk ya da aşk, sorgular hale gelmiştim kendimi; “Didem onun sevdiği gibi sevdiğini iddia ediyorsun yumurtayı ve buna neredeyse sen bile inanacaksın.” İşte en büyük tehlike de burada; yumurtayı onun sevdiği gibi sevdiğimize inandırıyoruz kendimizi ve sonra bir gün, hem de öyle pat diye; “Yahu ben bu mereti hiç de böyle yemeyi sevmiyorum.” diyoruz. Ve işte karşınızdakinin gerçek sizle karşılaşma süreci başladı 😉

Ehh tabi bu süreç tek taraflı gelişmemiştir; büyük ihtimalle o da başka bir noktada oynadığı rolden tükenmiş, kendine dönme yolları arıyordur.

40’dan sonra anladım ki, kimse için bir karaktere bürünmemek aslında ona ve kendinize yapacağınız en büyük iyilik. Onu hayal kırıklığından, kendinizi de maskelerin cenderesinden kurtarmış olursunuz, ta en başından. Örneğin ben, şirin gözükmeye çalışmıyorum artık, tam da nasıl bir cadıysam oyum ve beni seven böyle sevsin 😉

İkincisi ise her türlü ilişki için mesafe en önemlisi, bunu biliyorum artık. Özellikle de sevdiğimiz insanlarla buna dikkat etmek çok daha önemli çünkü kim olursa olsun mikroskopik boyutta katlanılır gibi olmuyor ve onları ömür boyu hayatımızda istiyorsak belli bir mesafede tutmayı başarmak zorundayız…

Didem Çelebi Özkan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 20 Kasım 2017 at 22:16

    Mesafeye inandığım kadar karşımdakini yargılamamaya da inanıyorum çünkü kişi yargılamaya başladığı zaman kopmalar başlıyor. 😚💜💜

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Kasım 2017 at 22:33

      Yürekten katılıyorum canım. Herşeyin insanlar için olduğunu unutmadan, bir gün yargılandığın pozisyonda kalabileceğini düşünerek ya da sadece salt farklı yaşamlara saygı duymak adına yargılamaktan kaçınılmalı…

    Cevap Yaz