Gönül Köşesi

Hayat Okulunda Bir Öğretmen

25 Kasım 2017

Öğretmen…
Öğreten, öğrenmeye vesile olan…

Her meslekte olduğu gibi kendi sıkıntılarını barındıran ama gene de insanın kendi kendine kaldığında; “Bu iş başka, bu iş emekle beraber kocaman bir de yürek istiyor.” dediği, meslekten çok yürek işi…

Bir işten ekmek yemekle o işi tüm benliğinle yapmak arasında dağlar kadar fark var. İşin hammaddesi “insan” ise hele, ateşten gömlek… 

Öğretmen işçi…
Öğretmen doktor…
Öğretmen hakim…
Öğretmen psikolog…
Öğretmen sanatçı…
Öğretmen anne baba…
Öğretmen ekonomist..

İşte bu yüzden kıymetli değerli…
Bu yüzden mühim ve kutsal…

Lise mezuniyet yıllığımda benim için şöyle yazıyor; “Öğretmen olmak isteyen Gönül’e istediği mesleğe ulaşması için bu yolda başarılar diliyoruz.” Benim için çok büyük gurur bu satırlar. Ne mutlu bana ki hiç bitmeyen bir öğrenciliğe ve tecrübelerimi, bildiklerimi paylaşma imkanına sahibim. Birinin hayatına dokunabilmek, geçtiğim engebeli çukurlu yolları anlatıp, o yolları gelen nesile gıcır gıcır asfalt yapma hevesi ve onların ayağı taşa bile değmesin duası… Zor velhasıl zor, bu memlekette öğretmen olmak, ama bu zorluktan işte kutsallığı da. İnsanı daha da insan yapmak, gördüğünü sorgulatacak, düşündürecek  zihinler oluşturmak, anlatılan ve de söyleneni en nihayetinde kendi akıl süzgecinden geçirip  uygulamasını sağlamak, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek için çırpınmak…

Doğurmadığı binlerce çocuğun ailesi olmak ancak bir öğretmene kısmet olur. Sevmek, sevilmek konusunda hiç şüphe etmemek, hayran gözlerle izlenmek… Mesleğe ilk başladığım sene ilkokul 1.sınıfların dersine giriyorum; onlar heyecanlı ben heyecanlı, bir şey daha öğretme, kısıtlı zamanımızda bir şarkı daha yazdırıp söyletme derdindeyim, minicik bir kız öğrencim geldi yanıma, hooop  oturdu kucağıma, öğretmenim seni öpebilir miyim diye… Resmî bir iş, devlet memuru formatınıda yazmışım kafaya 😉 Hiç bir şey kitaplardaki gibi de değil üstelik. Nasıl büyütmüş gözünde beni, öğretmenini, öyle muhteşem duygular yaşattı öğretmenlik bana her hatırası yüreğimi ısıtıyor…

Malum işim bu; şarkılar, türküler, marşlar. Her öğrettiğim marşta vatan sevgisini onlardan öğrendim ben. Çoşkuları umudu aşıladı, birlikteliği, bir olmayı. İnançları inancımı çoğalttı… Doğudan, güneyden, kuzeyden İç Anadolu’dan, Ege’den, Rumeli’den, bilhassa Selanik’ten içimizi cız eden türkülerle, rüzgarlar estirdik o sınıflarda. Memleket sevdamız, renklerimiz yenilendi, kocaman bir yürek olduk. “Nerden geldik, nereye gitmeliyiz?” sorusuna cevap oldu bize şarkılar. 40 kişilik sınıflarda, büyük resmî gördüm, gördüğüm şey bendim, bizdik. Sakın ha sadece ben anlattım, ben öğrettim sanmayın. Öğrendim, öğretmeden üstelik. Görmediğim bilmediğim yaşamadığım acılarım da oldu. Zil çalsa da eve gidip doya daya ağlasam, bir çare bulmaya çalışsam dediğim öyle büyük acılar, bedeni küçük acısı benden büyük evlatlar… Öyle zor ki bu memleketin öğretmeni olmak, yansanda ışık saçmalısın çünkü… Dedim ya hammaddesi insan, hata lüksün olmamalı, boğazından geçen lokma takılmamalı, kılı kırk yararak atmalısın her adımı. İster fizik, ister müzik olsun, konu insan, incitmeden, çok değerli bir taşı işler gibi.. Kendi evladına, yoksa evladın doğmamış yavruna gösterdiğin özen gibi… Öyle ince davranış istiyor öğretmenlik…

35 yıldır bir fiil okula giden bir insanım ben, hiç işe gidemedim. Rolüm değişti belki amenna… ama öğretmenseniz öğrencisiniz hayatta bu net… Doğruluk, dürüstlük anlatırken yanlışa  bulaşamazsın, rol model sensindir… Sıkıntı varsa çözümü bulmalısındır. Yenileşme gerekiyorsa yenilenmeli, uyum içinde olmalısındır günle… Öyle büyük bir sevgidir vazgeçmemektir, her gün çocuk olmak, her gün genç olmaktır öğretmenlik, dünyanın bütün çiçeklerini sevip, memleketinin çiçeğine gözün gibi bakmaktır…

Gönül Verim

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz