Lezzet Yolculuğu Yurt İçi Gezi

İshak Paşa Sarayı
& Abdigör Köftesi

15 Kasım 2017

Bu haftaki yazımda her geçen gün gezi severlerin ilgisinin arttığı bir rota olan Kars-Ağrı gezi programlarında yer alan İshak Paşa Sarayı ve onunla tarihi bağlantısı olan Abdigör Köftesi’ni anlatmak istiyorum. Benim seyahatlerimde en sevdiğim şey bir yeri tarihiyle, yemeğiyle, insanıyla bir arada yaşamaktır. Bu sebeple anlatımlarımda da bu noktaya önem veriyorum.

Doğubayazıt ilçesinin 5 km doğusunda, bir dağın yamacındaki tepe üzerine kurulan saray, Osmanlı İmparatorluğu’nun Lale Devri’nde inşa edilen son büyük eseridir. 18. yy. Osmanlı mimarisinin seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür. İshak Paşa Sarayı, saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayı’ndan sonra son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür. Dede Çolak Abdi Paşa tarafından 1685’te yapımına başlanan saray, 1784’te torun İshak Paşa zamanında tamamlanmıştır. Yapımı 100 sene sürmüştür. İpek Yolu üzerinde bulunan saray, İran sınırına yakın bir konumda, stratejik önemi olan 7600 metrekarelik bir alanda yer almaktadır. Bursa, Edirne ve İstanbul gibi başkentlerde Kraliyet saraylarının yapımında kullanılan model ile inşa edilen İshak Paşa Sarayı, Osmanlı mimarisinde Batı etkisinin görülebildiği, taş oymacılığı ve bezemelerinin İran’dan Anadolu Selçuklu Devleti’ne, Gürcistan’dan Kafkasya’ya kadar çok değişik kültürlerin izlerini taşıması nedeniyle 2000 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’ne girmiştir. Darısı asıl listeye diyelim.

Dünyanın ilk kalorifer tesisatı döşenilen sarayıdır. Kanalizasyon ve su tertibatı da bulunmaktadır. O zamanlar düşünüldüğünde büyük bir emek ve maliyeti bulunmaktadır. I. Dünya Savaşı yıllarında Rus askerleri tarafından kışla olarak kullanılmıştır. Teknolojinin olmadığı o dönemde hayvan ve insan gücüyle çevre köylerden beyaz taşlar, Ağrı Dağı’ndan ise siyah taşlar getirilerek, büyük emeklerle yapılmıştır. Kesme taşlardan yapılan sarayın duvarları ayet ve beyitlerle süslüdür.

Saray on dört bölümden oluşmaktadır. Türbe, cami, hamam, aşevi, sarayın iç kesimi, dış kesimi, avlular, harem, selamlık, salon, mutfak, zindan, cephane, tak kapılar. Sarayın altından yapılmış olan kapısı 1917 yılında Ruslar tarafından alınarak Rusya’ya götürülmüş; şu anda Moskova Müzesi’nde sergilenmektedir.

Gezi rotalarının parçası olmanın dışında kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapmaktadır. ‘Türk Ülkeleri 1. Ağrı Dağı Kültür ve Sanat Festivali’ kapsamında, 2000 yılında Çetin Işıközlü’nün bestelediği Ağrı Dağı Efsanesi eserinden uyarlanan 3 perdelik Opera burada sahnelenmiştir.

Gelelim Abdigör Köftemize…

Sarayımızın isim babası İshak Paşa’nın dedesi Kör Abdi Paşa mide rahatsızlığına tutulmuş; doktoru da et yememesini söylemiş. Yöre itibarıyla et ağırlıklı yemeklere sahip bir mutfak ve Paşa da ete düşkün. Bu durum sonucunda aşçılar mideyi rahatsız etmeyecek bir et yemeği oluşturmuşlar. İsim de zamanla evrilerek bu hale gelmiş. Bazı yerlerde Anadolu’nun ilk diyet yemeklerinden diye de bahsedilmektedir. Günümüzde Doğubayazıt’ın ünlü yemeklerinden olan Abdigör Köftesi’nin tarifine bakalım.

Tarif

Dana budunun yağsız kısmı (bonfile olabilir) yöreye özgü taş üzerinde, ağaçtan yapılan bir tokmakla dövülüyor. Böylece etin yağı ve sinirleri ayrılıyor. Macun kıvamına geliyor. Ete sadece soğan ve tuz katılıyor. (Bazı yerlerde içerisine karabiber, toz kırmızı biber, yumurta, un katıldığı söyleniyor). Bana doğru gelmedi. Çünkü köftenin yapılış amacı mideye dokunmaması, hafif olması. Köfte harcından parçalar alıp büyük toplar halinde bol, tuzlu suda haşlanıyor. Pişen köfteler sudan alınıyor. Bu suya tereyağı ve yıkanmış pirinçler de eklenip pilav pişiriliyor. Pilav üstü Abdigör Köftesi yemeği karşımıza çıkıyor.

Afiyetle.

İyi haftalar.

Nihan Deveci

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz