Yurt İçi Gezi

Yedigöller

10 Aralık 2017

Yazı: Yedigöller | yazan: Hande Sönmezerler Sinan

Tek kelimeyle muhteşem bir doğa!

Hani bir yerle ilgili yayınlanan bir fotoğrafın altına “Başka ülkelerde olsa, bu fotoğrafı beğenirdiniz” diye dert yananlar var ya… Bazen bu cümleye hak veriyorum. Ben çok sıkıntılı olduğum bir olayın ertesinde buraya fotoğraf çekme bahanesiyle kaçtım. İyi ki de kaçmışım, ruhuma çok iyi geldi.

Çok az bilgi vermem gerekirse Bolu ile Zonguldak arasında yer alan, ismi üstünde 7 adet gölden oluşan, Yedigöller Milliparkı 1965’te korumaya alınmış. 1,5 km’lik bir alanda Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, İncegöl ve Sazlıgöl olmak üzere 7 tane göl bulunuyor.

Büyükgöl’de canlı alabalık yetiştiriliyor. Deringöl en derin olanı, Nazlıgöl’de ise ufak bir şelale var. Kayın, gürgen, meşe, kızılağaç, akçaağaç, karaağaç, titrek kavak, sarı ve kara çam, köknar, fındık, ıhlamur ve dişbudak ağaçlarından oluşan karışık bir orman. Porsuk gibi nesli azalmakta olan bitki türleri de bulunuyor. 100’ün üzerinde kuş türüne ev sahipliği yaptığı gibi ayı, domuz, kurt, tilki, sansar, sincap, geyik, karaca ve tavşan ile kuşlardan yabani ördek, yabani güvercin ve keklik gibi diğer canlılar da bulunuyor. Bu milli park çadır veya karavanla kamp ve piknik yapmaya, dinlenmeye, fotoğraf çekmeye çok uygun.

Yazımın başında bahsettiğim gibi çok sıkıntılı ve umutsuz bir haftanın ertesinde resmen kurtuluşu doğaya sığınmakta buldum.

İç sesim bana, sıkıntının belli bir süre geçmeyeceğini ama doğaya gidersem yani kocaman ağaçlara sığınırsam büyük oranda hafifleyeceğini söyledi çünkü hayatın her şeye rağmen devam ettiğinin en güzel göstergesi doğa…

Doğa ki her zaman bir değişim ve dönüşüm içinde, insana hiçbir durumun veya duygunun çok uzun sürmeyeceğini hatırlatıyor, yapraklar nasıl yeşilden sarıya veya hatta turuncuya dönüyor, yeri gelince dökülüp sonra yerlerine yeni yapraklar çıkıyorsa, yaşam da bir döngü ve değişim içinde. Elbette aynısı doğanın bir parçası olan biz insanlar için de geçerli. Bunu hatırlamak belki beton yığınları içinde çok zor iken, doğada oldukça kolay.

Biz İstanbullular bu anlamda zavallı durumdayız; şehrimiz gereğinden fazla büyük ve boğucu. İnsan kalabalığı, trafik ve keşmekeş asla bitmiyor. Bunların yarattığı ruh halinin üstüne beton denizinde sıkışmışlık duygusu da eklenince pek ‘neşeli’ oluyor insan 😉

[Fotoğraflar: Hande Sönmezerler Sinan Fotoğraf Arşivi]

Bazı insanlar sıkıntılarını aşmak için deniz veya su kenarına gitmek ister, benim için ise orman veya bol ağaçlıklı bir park kaçış noktası. Yeşili ve ağaçları çok seviyorum. Bazen İstanbul’dan kısa dönem kaçmak için Keşan’a gideriz, gidişimiz hep mutlu olurken dönüş hep hüzünlü olur, şehre girdiğiniz, artmaya başlayan beton yığınlardan belli olurken, İkitelli taraflarında bu hüzün ve sinir misliyle katlanır ve o beton yığını üstünüze üstünüze gelir. Bu çok ama çok üzücü.

Belki diyeceksiniz ki; “Bu kadar da sızlanılır mı? Başka şehre yerleş.” İnanın o iş o kadar da kolay değil. Basit olsaydı eminim isteyen herkes bunu hemen yapabilirdi. Oysa defalarca düşündük taşınmayı ama iş dönüp dolaşıp çalışma ve hayatı idame ettirme konusuna gelince orada tıkanıyoruz.

Boğaz kıyılarından ibaret olsa, İstanbul harika bir şehir.

Üstelik çok büyülü günbatımları var, şehrin silüeti Tarihi Yarımada taraflarında muhteşem fakat biraz içlere gidince bu büyülü hâl maalesef bozuluyor. İşte ben bundan dolayı doğal ortamları çok özlüyorum. Bunu ilk, yıllar evvel evime hırsız girdikten sonra bir sürü önemli eşyam çalındığında yani yine çok üzüldüğüm bir zamanda reklam filmi çekimi için ajanstaki arkadaşlarımla Doğu Beyazıt, Kars, Erzurum ve Ağrı taraflarına gittiğimde anladım. Uçsuz bucaksız kırlar göğün mavisi ile buluşup insana sıkıntılarının gelip geçici olduğunu hissettiriyordu. O üç günlük çalışma sonunda İstanbul’a döndüğümde şaşkın haldeydim. Her yer ne kalabalık, ne boğucu ne sıkıcı diye düşünüyordum. Ben ondan sonra anladım zaten ağaçları ve yemyeşil kırları ne kadar sevdiğimi. O günden beridir ne zaman ruhumu rahatlatmak istesem doğaya kaçarım.

Tavsiyem, ruhunuz biraz huzur aradığında gerçekten doğaya sığının. Bunu deneyen ve olumlu sonuç alan çok insan var. Doğa gözlerimizin önündeki en güzel öğretici ve örnek, sırf onu gözlemlemek bile ilaç gibi geliyor insana…

Ben mesela önemli kararlarımın hepsini alırken mutlaka İstanbul dışında ve doğaya yakındım. Daha gençken bile bu ortamlarda aldığım kararlar hayatımı hep olumlu yönlerde değiştirdi. Doğa bana yüce bir yaratıcı ve onun yüce bir planı olduğunu hep hatırlatır ve bendeki teslimiyet duygusunu harekete geçiririr. Bazen kötü anlarda o sıkıntıya veya acıya teslim olmak, o sıkıntı ve acıyı yaşarken yani o yolda yürürken o ruh halini anlamak ve sindirmek gerekli. Aynı zamanda, o acı dolu yolun (deneyimin) elbette biteceğini bilip, olumlu değişiklikler için kararlar alıp, uygulamak gerektiğini hiç akıldan çıkarmamak lazım. İşte doğadaki düzen bana bunu hatırlatıyor ve hayata karşı güven duymamı ve iyilikler için hep umut dolu olamamı sağlıyor.

Siz rahatlamak ve huzur bulmak için neler yaparsınız?

Hande Sönmezerler Sinan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan