Başucumda Kitap

Acımadı ki

18 Ocak 2018


Acımadı ki | Blog Yazarlarından Çocukluk Anıları

Acımadı ki | Uçuk Mavi

Henüz binaların gökyüzüne değmediği, oyun parklarının ve bahçelerin asfalt yollarla, otoparklarla kaplanmadığı, sokaktan çocuk seslerinin eksik olmadığı zamanlardı. Yukarıdan aşağıya kutu kutu evlerin dizildiği yüksek binaların değil, yan yana dizili, meyve ağaçlı bahçeli evlerin sokaklarında kutu kutu penseli çocuklarıydık. Ağaçların tepesine çıkar, ilaçsız meyveleri mahalle arkadaşlarımızla yerdik. Teklifsiz girerdik kapıdan, yabancı değildi komşu teyzemiz, amcamız. Annemiz yoksa komşu abla/teyze salça ekmek yapar, balkondan, pencereden gözlerdi halimizi. Akrabamız olmasa da bizi seven, koruyan herkese güvenmeyi öğrendik.

Çocuktuk, korkularımız başkaydı, hayallerimiz başka. Sokakta oyuna doymuş son nesildik. Mahalleden arkadaşımızı çağırırken avazımız çıktığı kadar bağırırdık, telefon etmek yoktu alışkanlığımızda, ondandır belki de sesimizin bu kadar gür çıkması. En büyük teknolojik oyuncağımız tetristi. Bilgisayar başında ya da akıllı telefonlara gömülmeden sanaldan uzak gerçek bir dünyamız vardı.

Tek bir anıyla anlatılmayacak kadar çoklu değişimlerin yaşandığı ülkede, dünyada kırılmaların olduğu bir döneme denk geldi çocukluğum. Siyaset konuşmaktan geri duran büyükler ile askerden korkan büyükler bir tarafta, bu ülke gençleri demokrasi eksikliğinden çok çekti, birey olma özgürlüğünü yaşamalı diyen büyükler karşı tarafta, iki farklı uçta bir nesil yetiştirip armağan etti bu ülkeye.

Mektup yazar, kart atardık uzaktaki akrabalarımıza, arkadaşlarımıza. Tanımadığımız insanlardan mektup arkadaşı edinirdik. Harfleri yutmadan, devrik cümle kurmadan uzun, kısa cümlelerle konuşmamızı geliştirmeyi öğrendik. Jetonlu telefonlarımız vardı mahallelerde, tüh jetonum bittili hayıflanmalar duyardık.

Askerde olan dayıya/amcaya mektup yazılırken, mektubun arkasına ellerimizi koyar çizerdik. Elimizi tutamayınca oraya dokunsun diye. Yine aynı askerin maceralarını okurken mektuptan, balkon duvarından aşağıya atlar, artık ağaç mı korur, şans mıdır bilinmez sapasağlam yere inmesini becerirdik.

Anneanne evinde herkesin bir araya geldiği kocaman kazanlarda pişirilen dolma ve sarmalardan oluşan yer sofraları kurulur, sohbetler edilir, televizyona kilitlenmeden masallar anlatan anneanneler dinlenirdi. Öfkemiz çabuk geçer, mutluluğumuz uzun sürerdi. Elimizde elma şekerle kocaman bir dünyanın içinde bir damla kadar yer tutardık, bilirdik büyüyecektik, koşa oynaya, düşe kalka büyüyecektik.
Okula siyah önlükle giderdik, öğretmen başımızın tacı idi, eti öğretmenin kemiği ebeveynin olan çocuklardık. Korkuyla saygı arası bir oluşumla sözünden çıkmazdık. Okuma yazmayı öğrenince kırmızı kurdele takılırdı yakamıza, başarıdan gurur duymayı, takdir görmeyi öğrenirdik. Ali ata bakar, Işık ılık süt içerdi. Cin Ali’nin maceralarında çocuk bahçesine gider, atıyla topuyla okumayı öğrenirdik. Komşu ablanın okumayı öğrenme hediyesi kitap olunca, kitabın değerli bir armağan olduğunu düşünüp, kitap okumayı severdik. Her kitaptan, öyküden anlam çıkartıp, hayallerimize dünyaları sığdırdık. Böylece okuyan nesillere dönüştük.

Körfez savaşının son zamanlarında incirlik üssüne yapılabilecek herhangi bir kimyasal saldırıdan korunmak için sığınaklar oluşturulduğunda, savaşın karanlık yüzünü gördük. Rüyalarımızda tüfekli askerler biz sivil halkı korurken ölecek diye, gecelerce uykumuzda ağladık. Savaşın çocuk kalbe ağır geldiğini öğrendik ve büyüdükçe bu topraklarda çocuklara hep ağır geleceğini.

Lunaparka gidemeyen çocuklar için mahalle aralarında seyyar atlıkarıncalar geldiğine şen kahkahalarla sokakları çınlatırdık. Babamızın sıcak ellerinde kaybolan minicik ellerimizle güvende olmayı, başka çocuklara da ışıkla, mutlulukla bakarken, koruyup kollarken sevgisinin büyüklüğünü anladık. Tanımadığımız yabancı bir çocuğun gözyaşını silip, sevgiyle başını okşarken, bu da sizin kardeşiniz, aranıza alın deyince, tüm çocukların aslında kardeş olduğunu öğrendik. Babamızın sevgisinden gurur duyup, daha da çok sevdik.

Çocukların izleyemeyeceği diziler, filmler vardı o zamanlarda. Özel televizyonların ilk açıldığı yıllarda kontrol mekanizması üst kurul değil, babamızdı. Hangi dizi biz çocuklara göre, hangisi değil karar verirdi. Televizyon başında uyuyakalmazdık. Cumartesi sabahları erkenden kalkar çizgi film izlerdik, bize göre olanlar onlardı bilirdik.

Çocuk gibi yaşadık biz. Korkularımız çocukça, hayallerimiz uçuk maviydi. Toza toprağa da bulandık, sevinç çığlıklarına da. En çok da olması gereken zamanda olması gerektiği gibi kaldık. Zamanın tozunu zamanında yuttuk. Erken de büyümedik, çocuk da kalmadık. Tadında yaşayıp çoğaldık. Büyüklerimizle anlar biriktirdik. Arkadaşımızı kaybettiysek de bulduğumuzda eskisi gibi yaşadık.

Fotoğraf çektirmek bizim için önemliydi, anları ölümsüzleştirip albümlere sığdırdık. Her albümden bir dünya kurduk, baktıkça mutlulukla hüzünle hatırladığımız dünyalarımız oldu. Hayatın içinde yaşadık, çevreden koparılmadan öz güvenle tutunduk yaşama. Çocuk kalbimizde biriktirdiğimiz her bir anı, şimdiki çocuklara yabancı, özümüze daha yakın kaldı.

90’lı yılların çocuğu, 2000’lerin genç kızı, orta yaşa yaklaşmakta olan bir kadın olarak çocukluğumdan kalan, sığındığım her bir anı, daha bir sevinçle ardıma bakmamı sağlıyor. Uçuk mavi hayallerden lacivert bir dünyaya geçtim artık, ama gökkuşağının her bir rengi içimde rengarenk desenler oluşturdu. Ara sıra açıp baktığım tozlu raflar arasında saklı ve hep benimle olacak olan çocukluğum. Gökyüzünün uçuk mavisinde uçurtmalar uçuran özgür bir ruh olarak kalabilmek için, içimdeki çocuğa sesleniyorum:

Sık sık;
Beni bırakma!..

Özge CAN

Acımadı ki | Kitap Yorumu

Büyümek için koşarak katettiğimiz yollara geri dönmeyi istemeyen bir kişi bile yoktur şu hayatta. Hep sığınılacak limandır çünkü çocukluğumuz, hayata en dik duruşumuz, en korkusuzluğumuzdur. O yüzden her düştüğümüzde inatla tekrarlardık ACIMADI Kİ.. Kitabın yazarlarından biri olan candostum Özge CAN (artık Sen ve Bende sizde Özge’nin güzel yazılarını takip edebilirsiniz) bana bu kitabı imzalayıp gönderdiğinde ilk içimden geçenlerdi bu yazdıklarım. Meğer nasılda özlemle bekliyormuşuz, 80 ve 90’ların çocukları olan bizlerin birbirimizi tanımasak da ortak olan anılarımızın gösterimini. Kitapta 49 Milliyet Blog yazarının çocukluğa dair anılarını kendinizden izler bularak okuyacaksınız. Burada sadece kitapta yer alan bir yazıyı sizlerle paylaştım geriye kalan 48 yazı da en az bu hikaye kadar eşsiz duygular uyandıracak içinizde. Biraz nefes almaya ihtiyacım var diyorsanız bu kitabı alıp kendinize bir kaç saat izin verin ve en güvende olduğunuz yere çocukluğunuza geri dönün. Bu kitap içindeki çocuğu hiç büyütmemişlere, gözünün ışığı hiç sönmemişlere yazılmış.

Edip CANSEVER’in dediği gibi “Gökyüzü gibi bir şey şu çocukluk, hiç bir yere gitmiyor”. Ben okuyunca karar verdim benim de hayallerim uçuk maviydi ve hala da öyle, ya sizin?

Keyifli okumalar…

Kitabın Yazarları:

Ali Gülcü
Arif Öğütçü
Ayşen Arslangiray
Bekir Gümüş
Betül Yasemin Akar
Cansın Erol
Cenk Behram Su
Dilek Çınar
Eray Ergün
Fatma Köse
Feyzan Aksan
Firuzan Gürbüz
Fulya Gümüşpala Teke
Fulya Gürbüz
Gül Tuna
Gülname Gümüş
Haluk Zeki
İlyas Bayram
Kevser Şekercioğlu
Leyla Çalışkan
Meral Yağcıoğlu
Merve Ballı
Murat Ertaş
Murat Hacıoğlu
Muzaffer Cellek
Neşe İleri
Nezahat Özsoylu
Nuray Saltık Ors
Özden Özpınar
Özge Can
Özlem Özad Akaydın
Pelin Kalyoncu
Rüşdiye Demir Yılmaz
Sabiha Rana
Seda Efsun Karamahmutoğlu
Sema Çürük
Sema Öztürk
Sema Şener
Seyran Aksoy
Soner Arıca
Şennur Köseli
ŞükranOkyay
Tarık Dursun K.
Tuğba Tarhan İnam
Tuncay Toka
Ümit Çayır
Yeşim Özdemir
Zeki Etferat
Zühal Voight

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Özge Can 18 Ocak 2018 at 09:19

    Can dostum, ne kadar güzel anlatmışsın, beni bir kez daha kitabı okumaya çektin. Değerli yorumun için teşekkür ederim. İçimizdeki çocuk hiç susmasın, var ol.

  • Cevapla Kübra Mısırlı Keskin 18 Ocak 2018 at 13:28

    Beğenmene çok sevindin canım, teşekkürler.

  • Cevapla Sema Öztürk 18 Ocak 2018 at 20:34

    Kitabı ne güzel yorumlamışsınız… Gerçekten bayıldım. Özge’nin dediği gibi; “Kitabı tekrar okumak istiyorum.” 😊
     
    Elinize sağlık…
    Selâmlar, sevgiler…

    • Cevapla Kübra Mısırlı Keskin 19 Ocak 2018 at 09:03

      Beğenmenize çok sevindim Sema Hanım, sizlerin bana hissettirdiklerinizi anlatmaya çalıştım elimden geldiğince.
       
      Sevgiler. 🙂

    Cevap Yaz