Biraz Kitap

Kürk Mantolu Madonna

30 Ocak 2018

Kürk Mantolu Madonna

Kitapçıların çok satanlar rafında uzun süredir gördüğümüz bir kitap Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna sı. Bu açıdan çok satanlar rafının medarı iftiharı. Zira o rafta sıklıkla –ağır konuşacağım, üzgünüm- çok kötü, hatta ağaç israfı niteliğinde kitaplar görmek mümkün. Şimdi isim verip rencide etmek istemiyorum ama kötü işte.

Peki Kürk Mantolu Madonna çok mu güzel?

Özellikle kitap + kahve konulu fotoğraflarda sıkça yer alan bu kitap için “Bu kitap her ne yazıyorsa çok pis boğaz kuruluğu yapıyor olmalı” diye espriler de var.

O zaman önce kabaca Kürk Mantolu Madonna kitabını özetleyeyim

Raif Efendi kendi halinde bir çalışandır. Geçmişinde Almanya’da Maria adlı bir Alman kadına aşık olmuştur. Bu aşkı anlatır kitap. Raif ve Maria hakkında – özellikle Raif hakkında – derinlemesine psikolojik tahliller okuruz. Raif de, Maria da hislerini çok sorgulamaktadır.

Hislerin bu kadar sorgulanmasının doğru olup olmadığından emin değilim. İnsanı hareket edemez noktaya bile getirebilir bu durum. Tereddüt etmekten eyleme geçilemez.

Nitekim romanda da bu sorgulamalar neticesi kafada oluşan kuruntuların hayatı nasıl etkilediğini görmek mümkün.

Toplumsal rollerle ilgili de değerlendirmeler var Kürk Mantolu Madonna’da.

Erkek rolü ve kadın rolü. Güçlü, sağlam erkek motifi yerine, Raif gibi kırılgan, hassas bir erkeği merkeze alıyor. Kırılgan, hassas olması beklenen kadının yerine de ne istediğini bilen, kendinden emin, güçlü Maria karakteri var.

Birinin Türk, birinin Alman olması, üstelik birinin Müslüman Türk, diğerinin Yahudi Alman olması teferruat kalıyor. O kadar önemsiz ki bu bilgi, yazar niye veriyor ki bu bilgiyi diye düşünürken, belki de gerçekten önemsizliğini görmemiz için yapmıştır. Yani kitap, bir Türk erkekle ile bir Yahudi Alman kadının aşkı diye anılamaz. Keza, aslında Raif ile Maria’nın Almanca konuşuyor olduğunu da düşünmüyoruz. Dini, dili, milliyeti ortadan kaldıran, hatta cinsiyetleri bile düşündürtmeyen bir aşk.

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali’nin son romanı.

Bir şey itiraf edeyim, Sabahattin Ali bunu yazmamış olsaydı ve bugün genç bir yazar bu romanla yayınevlerine gitseydi, belki de basılmazdı diye düşünüyorum.

Ancak okurken şunu unutmamak gerek ki bu kitap 1943 doğumlu. O yıllar için orijinal.

Bu kitabın uzun zamandır çok satan kitaplar arasında olmasından fevkalade mutlu oluyorum. Çünkü bu kitabı okuyanlar belki yazarın diğer kitaplarını da merak edip okurlar. Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Sırça Köşk… Bunlar da yazarın okunulası ve üzerine düşünülesi kitaplarından.

Saygılarımla,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz