Biraz Kitap

Teneke

2 Ocak 2018

Yaşar Kemal “Teneke” adlı eserinde genç bir kaymakamın paragöz çeltik ağalarıyla olan mücadelesini anlatır.

Çeltik ağaları insanların hayatını hiçe sayarak, köylerin sular altında kalmasını, sivrisinek istilasını ve insanların sıtma olup ölmesini umursamazlar.

Kaymakam da elinden geldiğince çeltik ağaları ile mücadele eder.

Genelde köy/kasaba romanlarımızda fakir köylülerin mağduriyetini ve zenginlerin işledikleri suçların yanlarına kar kaldığını, devlet yetkililerinin de zengin suçlulardan yana olduğunu görürüz.

Mağdur önce parayla susturulmaya çalışılır. O olmazsa suçun tanıkları olayı anlatmasınlar ya da farklı şekilde anlatsınlar diye satın alınır. Hatta bazen fakir mağdurlar mahkemeye sık sık gitmek zorunda kalmak istemedikleri için mücadeleye hiç girişmezler bile.

Bu da adalete erişimin zorluğunun yol açtığı tabloyu gösteriyor.

Bu, parayla susturulmaktan daha vahim bir tablo aslında. Demek oluyor ki kimse mahkemenin bir işi kısa sürede halledeceğine inanmıyor. Mahkemeye işi düştüğünde, inanıyor ki yıllar boyu mahkemeye gidip gelmek zorunda kalacak. Üstelik gelip gitmesi de her zaman kolay olmayacak. Çünkü hem mesafe uzak, hem de yolculuğun maliyeti çok.

Fakir Baykurt’un “Yılanların Öcü” adlı romanında da vardır bu zorluk.

Bir ev inşaatı meselesi yüzünden çıkan tartışmalarda mala zarar verme ve yaralama suçları işlenir. Fakat adalete ulaşımının zorluğu nedeniyle mağdurun mahkemeye gitmesi kolay değildir. Çünkü kıt kanaat geçinen insanlardır. Üstte yoktur başta yoktur. Adliyeye gitmek bir derttir. Hadi gitti, bir kere gitmekle çözülecek iş değildir, kim bilir kaç defa gitmesi gerekecektir. Avukat tutması bir derttir. Arzuhalciye dilekçe yazdırsa ayrı bir derttir. Sonra bu mahkemenin keşfi olacaktır, bilirkişisi olacaktır, onların masrafı da ayrıdır. Bu arada bağ bahçe vardır, ekin vardır bakmak gereken, mahkemede koştururken bunlarla kim ilgilenecektir?

Sabahattin Ali’nin ”Kağnı” adlı hikayesi de bu açıdan kahredicidir. Yoksullar için mahkemelerden adalet çıkmayacağı alt metni işlenir.

Mağdur köylü tüm bu zorluğu göze alsa da bu kez zengin suçlunun ceza almayacağı inancı gündeme gelir.

Sabahattin Ali’nin ”Kuyucaklı Yusuf” romanında da bunun bahsi geçer:

“…Güya gizli olarak yapılan bu müsaadeyi kaymakam, müddei-umumi ve ceza reisine kadar herkes biliyor ve bir şey demiyordu. Çünkü başka türlü olmasına imkan yoktu. Bu böyle gelmiş, böyle gidiyor ve kasabanın başında bulunanların aklı bile, hürriyete ve onun getirdiği birkaç müsavat fikrine rağmen, Hilmi Bey’in oğlunun sahiden hapsedilebileceğini kabul etmiyordu.”

Harper Lee’nin “Bülbülü Öldürmek”adlı eserinde de siyahlar ve beyazlar ayrımı anlatılır.

Siyah insanların beyaz insanlarla karşı karşıya olduğu bir mahkemede deliller neyi gösterirse göstersin siyahların bir sıfır geride başladığı, önyargılı ve adaletsiz bir yargılamanın olduğu görülür.

İşte bu nedenle hukukun temel ilkelerinden biri ”Kanun Önünde Eşitlik” ilkesidir. Zengin, fakir, köylü, şehirli, siyah, beyaz… vb ayrımı olmadan herkesin yasalar karşısında eşit konumda olmasıdır.

Yaşar Kemal’in ”Teneke” adlı eserinde fakir köylülerin mağduriyetlerini dile getirmedeki ve hak arayışlarındaki zorluklar yansıtılır.

Şükür ki burada en azından dürüst ve mücadeleci bir devlet yetkilisi görürüz.

Kaymakamın buradaki görevi sona erip de yeni görev yerine gidecekken sorduğu: ”Acaba orada da çeltik ekiliyor mu?” sorusu romanın tebessüm ettiren kısmı olur.

Görüldüğü üzere devlet yetkilileri suçlu olan zenginin yanında yer alıp haksızlığa ortak olarak ceplerini doldurabilecekleri gibi haklı ve fakat fakir mağdurların yanında da yer alabilirler. Olması gereken elbette her koşulda haklının yanında yer almaları.

Saygılarımla
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz