Gönül Köşesi

Zil Çaldı

20 Ocak 2018

Duydunuz zilin sesini tatil başladı, oleeey. Evet önümüzde koskoca bir 15 gün var. Ne yapsak, ne etsek, nasıl hoş eylesek şu yavruların gönüllerini. Zira ne yapsak ‘Canım sıkılıyor’ lafını duyacağız gibi geliyor. Yeni nesil hastalığı bu can sıkılması, bir tür doyumsuzluk gibi ve şu sinir bozucu “anne cevabını” muhakkak hak ediyor “Sıkı can iyidir, kolay çıkmaz” 😉

Karneler, belgeler, teşekkürler, sınavlar, stresler  bir süre şöyle kenarda dursun artık. Sabahın köründe, ki güne erken başlamayı sevenlerdenim, çoluk çombalak, karanlıkta düştük yollara. Bir süre bu rutinden çıkmak hepimize iyi gelecek eminim. Karşılıklı iki laf edebildiğimiz sabah kahvaltıları, göz göze bakabildiğimiz sohbetler zamanı şimdi…

Çok hızlı geçiyor zaman daha dün birinci sınıftaki hali geliyor gözüme. Hep büyüsün diye bekleyen ben, şimdi daha yavaş ilerlemesini diliyorum zamanın. İlk karnesini aldığımız gün de, liseye geçmesine az bir zaman kalan bu gün de, bu duygum hiç değişmedi. Mutluluktan daha çok kıymet verilen notlardan, anne babalar arasında yarışa dönen bu sistemden kaçabildiğimiz kadar kaçmalı. Bu girdabın içinde çocuğu hiç etmemeli. Akademik başarısına göre değeri belirlenen gözünün feri solmuş oyun oynamayı unutmuş çocuklar olmasın. Farklılıklarını, yeteneklerini şahsına münhasır tavırlarını her zaman önemseyip iyi yol göstericiler olalım dilerim.

Oğlum çok küçüktü ben onun okula gideceği günleri hayal ederdim. Öğretmenler odasında çocukları okula gidenler kendi aralarında sohbetler eder; okuldan, derslerden test kitaplarından bahsederlerdi. Bu sohbete hiç katılmayan ve kızı diğerlerinin çocukları ile yaşıt bir öğretmen arkadaş dikkatimi çekti; “Siz hiç konuşmadınız hocam, sanırım kızınız çok başarılı” dediğimde “Benim için kızımın okula gidip gelebilmesi bile yeterli, çok şükür” diye cevap vermişti bana. Anladım ama, soramadım sonra başka bir arkadaştan öğrendim, lösemi atlatmış kızı, iyiymiş şimdi. Bunu duyduğumda diğer  bütün konuşmalar ilgi alanımdan çıkıverdi, unuttum hepsini. Onun kızının okula sağlıklı bir şekilde gidip gelebilmesindeki mutluluğun, nice birinciliklere derecelere bedel olduğunu düşündüm. O gün yüzünde gördüğüm ifadede o duyguydu zaten.

Erdemli, ahlaklı, sebep sonuç ilişkisi kurabilen, iyi bireyler yetiştirmekteki ölçüt akademik başarı değil. Anne baba olarak kaygılanıyoruz tabi ki “Ne iş yapar? Nasıl para kazanır? Ona sunduğumuz imkanları kendi becerileri ile ne gerçekleştirebilir?” diye soruyor, hatta bazen kendi başarısızlıklarımızı hayallerimizi olmak istediğimiz yeri evladımıza yüklüyoruz farkında olmadan. E hiç bir şey yapmadan, eli kolu bağlı seyredecek de değiliz ya. Çocuk yetiştiriyoruz kolay mı?.. Bir de boynuz kulağı geçse fenamı olur 😉 Bizim bedelini ödediğimiz ve kaldığımız sınavların cevap anahtarları da elimizde artık, o faydalanıp daha iyi not alsa keşke… Sıkıntı yaşamadan gitse ya aynı yollardan; nerede, ne çukur var harita elimizde. Paylaşırız, anlatırız öyle değil mi?..

Bu onbeş gün tatil sonrası kendime karne vereceğim. Not kriterlerim de şöyle:

1.) Çocuğuma öperek günaydın demek (Okul zamanı: “Ekiiiiiiin çabuk kalk. Çabuuuuk geç kalıcaz. Oğlum hadisene!!!)

2.) Yemeyi istemediği hiç bir şeye zorlamamak (Okul zamanı o yumurta bitecek, okulda kahvaltı etmiyorsun biliyorum!!!)

3.) Odasının dağınıklığına karışmamak (Bağırıp, çağırıp kendim toplamayacağım yani 😉)

4.) Bana satranç öğretmesine zaman ayırmak (Sürekli öteliyorum. Bahanem de hep hazır; yemek, temizlik vs.)

5.) İletilimdeki krizleri minumuma indirmek (Ergen o ergen 😉 Sen annesin!!!

Şimdilik bunlar yapabileceklerim, aklıma gelenleride sonra katarım listeye…

Bu sene yaşadım bu olayı, bir öğrencim geç geldi derse özür diledi. Ellerinin zedelenmiş olduğunu farkettim.
 
⁃ Ne oldu oğlum eline sabah sabah?

⁃ Hocam metroya binmek için yürüyordum, yanımda yürüyen amca birden fenalaştı, düştü. O an var gücümle kaldırdım, hemen yakındaki taksi durağına götürdüm.

⁃ Oğlum nasıl kaldırdın sen koskoca adamı?

⁃ Kaldırdım hocam işte o anda ne bileyim…

⁃ Eeeee…

⁃ Taksici abiyle hemen hastaneye attık amcayı.

⁃ Eeeee taksi parası

⁃ Abi almadı hocam yardım etti zaten

⁃ Sonra?

⁃ Sonra amca kendine geldi hastanede. Tansiyonu herhalde, ben de okula geldim.

⁃ … Gurur duydum oğlum seninle, aferin…

Evet ihtiyacımız var öğretmene, doktora, mühendise, okumuş insana, eğitim olmazsa olmaz. Okumalı ne yapıp edip de okutmalı… Platon der ki “Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır” Ama düşünen, anlayan, sorgulayan, empati yeteneği yüksek iyi bireylere ihtiyacımız var en çok da. Ahlakı her şeyden fazla önemseyen, yaptığı işin insanlara faydalı olması için çalışan, yalansız, hilesiz, kolayı seçmeyen  “dayı”sız başarı peşinde koşan bir nesile…

Şimdi biraz dinlenelim…
Öpelim koklayalım evlatları, sonra mücadeleye devam…
İyi tatiller olsun…

Bu yazının şarkısı:
Boş Ders Şarkısı, Feridun Düzağaç
Youtube linki için tıklayın.

Gönül Verim

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Ocak 2018 at 09:48

    Yazının tamamını çok sevdim Gönülcüm fakat karne kriterlerine ayrı bayıldım. Benzer bir liste ben de yapmalıyım 🙃
     
    Tüm çocuklara ve ailelerine keyifli bir yarıyıl tatili dilerim.

  • Cevapla gonul.verim@senveben.biz.tr 20 Ocak 2018 at 11:13

    😉 Teşekkür ederim Didemcim.
     
    Sevgiler 🙏😍

  • Cevapla Olcay İpek 20 Ocak 2018 at 11:48

    “Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır” çok güzel bir yorum. Çocuklarımız hangi mesleği yaparsa yapsın, severek, isteyerek yapsın. Önce kendi mutlu olsun ki vatana millete de faydalı olsun. Bu güzel düşünceleri kaleme alıp, bizlere hatırlattığın için çok teşekkür ederiz.

  • Cevapla Gönül Verim 20 Ocak 2018 at 15:08

    Olcaycım, kesinlikle katılıyorum sana 👍🏼ve ben teşekkür ederim.
     
    Sevgiler 😘

  • Cevap Yaz