Sentez

Çelişki

25 Şubat 2018

Çelişki - Ayna karşısında güzel bir kadın

Çelişki içinde kaybolmuş bakışlarını tavana dikmiş boş gözlerle bakıyordu. Ağır aksak gelen müzik sesi, musluktan damlayan suyun çınlaması, çatıdan düşen kar birikintilerinin pat patları arasında başka bir andaydı. Çift kişilik yataktaki çarmıha gerilmiş izlenimi yaratan yatışı, yalnızlığının yüze vuran çıplaklığında asılı duruyordu.

Bu anda değildi kadın!

Tüm dış seslere kapatmıştı kulaklarını, dışarıdaki dünyadan uzak, içindeki bir anda kalmıştı. Geçmişte güzel bir ana sığınmış gibi dingindi hali. Ödül mü, ceza mı belli olmayan bir kendi kabuğuna çekilme halinde derine inmişti. Vurgun yemezdi, tecrübeliydi, nerede duracağını, nerede geri dönmesi gerektiğini iyi biliyordu.

Sözün hükmünü yitirdiği bir anın yansımasıydı bakışları. Gözünden akıyordu söze dökemedikleri. Mutlu, mutsuz, üzgün, heyecanlı, çoklukta, yoklukta ya da başka bir dolu duygu değerlendirmesinden sonuçsuz çıkartacak bu ifadenin gizemi daha da merak uyandıracak cinstendi.

İrkildi, uzandığı yerden doğruldu kadın. İzlendiği fikrine kapılarak etrafını kolaçan etti. Gözlerinden bir pırıltı geçti, aşkın yıldızları mıydı bunlar? Aynanın karşısına geçti, gözlerine baktı derin derin. Sevilen bir kadının bakışı vardı gözlerinde, mutlu bir kadının! Yüzündeki ışıltıya baktı, içine girmeye çalıştı gözlerinden, ruhuna ulaşmaya çalışır gibi. Kaybettiği bir şeyi arar gibi telaşlı, ürkek göz bebeklerine dikti bakışlarını. Dondu orada!

Gizlendiği yerden çıktı geldi ruhu.

Korkak bir bakış yerleşti gözlerine, bakışlarını kaçırdı aynadaki aksinden. Yüzleşmekten korkuyordu adeta kendi ruhuyla. Parmakları acemice dolaştı yüzünde, telaşlı bakışlarını koyacak yer bulamadı, pes etti. Az evvelki o duygusuz kadın gitti! Suçlu, ürkek, pişman ve yine yalnız bir kadın yerleşti onun yerine. Hesap sorar gibi bakıyordu gözleri.

Ne yaptın, nasıl yaptın sorgusuydu gözlerindeki bakış. Gözleriyle sözsüz sataştı ruhuna. Bir yandan kaçmaya çalıştı, bir yandan kendini sabitledi bakışlarına. Kendi gözlerine bile bakamayacak kadar derindi suçluluk hissi. Kendinden kaçmak kavramının resmedilmiş en yalın hali gibi durdu aynanın karşısında.

Kendine ihanet etmişti, yalnızlığına sırt çevirmiş, başka bir hayatın içine bırakmıştı kendini. Bilmediği bir denizin sularında akıntıda sürükleniyor, bir nehir yatağına mı yoksa okyanusa mı uzanacak yolculuğu bilmiyordu.

Kaçamadı, kalamadı da. Ne güldü, ne de ağladı. Yitirdikleri mi, kazandıkları mı, yoksa hesapsızlığı mı dondurdu bakışlarını anlaşılmadı… An mı, saat mi, gün mü geçti aynanın karşısında fark edilmedi… Bir evin, bir odanın, bir yatağın, bir aynanın içine sıkışmış ruh muydu orada duran yoksa beden mi bilinemedi… Bir kadını en çok ne çoğaltırdı, en çok ne eksiltirdi hatırlanmadı… Ve bir kadın kendi dünyasında herkesten daha kalabalık, herkesten daha yalnız bir öykünün içinde düşe yattı…

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz