Gönül Köşesi

Huzur

31 Mart 2018
Huzur


Huzur aradığımdan beri…

 
Huzur aradığımdan beri, ki çok uzun zaman oldu, haklı falan olmakla ilgilenmiyorum. Bildiğim tek şey, huzurlu bir yaşamımın olması için uğraş veriyorum. Haklı olmak için karşında haktan, hukuktan anlayan bir muhatap bulman şart oysa insan zihni yanlış bile yapsa, hep kendini kayırıyor. Herkes haklı. Bu durumda kendimi çok zorlamamın lüzumu yok, haklı haksız arayışında. Daha önce ki Bence Sen de Haklısın yazımda anlattığım gibi tam da.

Hangi Zamanda, Ne Ararız?

İnsan ömrü boyunca, türlü türlü arayışlara giriyor. Yaşla da ilgili bu tabi; çocukken özgürlük alanlarını genişletmeyi, koşup oynamayı, ergenlikte, ki bu mevzu biraz karışık, ben hamileliğe benzetiyorum ergenliği, hormonal durumlar bir yere bir göğe çıkartıyor insanı, e haliyle sersem sersem dolanıp, bitmesini bekliyorsun. Bitiyor da. Sonrasında kendini tanıma, kim olduğunu anlayabilme zamanları…

Gençlik en’lerle dolu. En hareketli, hayata en iştahlı, en dolu dolu zamanlar. Deniyorsun, denemek korkutmuyor insanı. Yolun başındasın, zamanın da var. Aradığın şey ya olmak istediğin şey değilse; bir yandan sorgulayıp, diğer yandan icraata geçme zamanı. Gençlikteki en büyük kaygı, “bir an önce para kazanmak lazım” kafası ki bunu oldukça tehlikeli buluyorum.

Para bir çok şeye olduğu gibi, görmeye de engel. Öğrencilerimden biliyorum, yaşlarına göre kazandıkları paralar tatmin edici olunca;

“Hah! İşte! Aradığım bu. Tamam ben buyum. Hayat pek güzelmiş. Büyüdüm, adam oldum artık”

hissini sağlıyor ve bu geçici mutluluk, hayalleri bir kenarda bekletiyor ne yazık ki.

Yetişkinlik bir koşturmaca ile geçiyor; iş, ev, çoluk çocuk, alacaklar, verecekler, sürekli yenilenen yapılacaklar listesi, birşeyler, birşeyler… Doğru yada yalnış, mutlu ya da mutsuz olup olmadığının bile farkına varamadığın, bir şeyleri en çok da kendini değiştirmeyi göze alamadığın bir dönem.

Huzur

Sanırım, en çok 40’lı yaşlar ve sonrasında lazım. Kendimden yola çıkarak bulduklarımı ve aradıklarımı düşününce, bu yaşlarda bana en çok huzur gerekli. Öyle olmuş, böyle olmuş, vay sen şunu demişsin, o bunu demiş, yok o iş illede öyle olmalı, vay bu neden böyle…
Bir inat, bir aksi, bir gerilim, bir hazımsız durumlar, oyunlar, stratejiler aman benden uzak olsun! Bana tek lazım olan huzur. Başka türlü hayat pek bir çekilmez ve yorucu olabiliyor.

Çok komik, huzurlu olmak için, içinden geçtiğim bir dünya huzursuz ilişki yaşadım. Kendim gibi olduğum en savunmasız, en naif zamanlarımda parmağını gözüme bile bile sokanlar, kabuk bağlayan yaralarımı kanatanlar, türlü nifaklarla alaşağı etmeye çalışanlar, bir türlü huzur vermedi gitti. İdare etmek, uyumlu davranmaya çalışmak, sırf başkalarının huzurları bozulmasın diye başıma gelen iyi şeyleri ve insanlar hakkında bildiklerimi söylememek de yetmedi huzuru bulmaya.

Huzurun tek şartı, az insan öz insan. Maalesef böyle, en azından benim için. Sınırlardan, sınır adabının öneminden, bol bol kahkahadan, gerçek samimiyetten dem vuruyorsak bu şart. Zaman zaman derin yalnızlıklar yaşasam da 40’lı yaşlarımın huzur arayışı bunu söyletiyor.

Çok fazla idare etmek, olmadığın bir insana dönüştürüyor seni. Kırmadan, dökmeden, incitmeden uzaklaşmak en doğrusu elbette ama itiraf ediyorum kafa göz kıra kıra bu kıvamdayım… Doğru mu asla!!! Fakat bazen silkelenmek ve kendine gelmek için dağılmak gerekiyor. Yumuşak geçişleri yeni yeni uyguluyorum, doğruyu yapmaya çalışmak da bünyeme iyi geliyor.

Samimiyet

Tam 40. yaşımda bileğime bir dövme yaptırdım “samimiyet”. Dedim ki bundan sonra gerçek olmayan -miş gibi, -muş gibi yapan ne varsa uzak olsun benden. Seviyormuş, önemsiyormuş, ilgileniyormuş, merak ediyormuş gibi yapanlara ben de inanıyormuş gibi yaparım. Yok ya belki de onu bile yapmam, olur biter 😉

Çok keskin kararlar hayatı zorlaştırıyor çoğunlukla. Fazlaca ilkeli ve ahlaklı davranmaya çalışan biri politik ve rüzgarın estiği yönü takip eden bir başka davranışın yanında yapayalnız ve uyumsuz hissedebiliyor kendini. Ama esas mevzu da bu zaten, herşeye rağmen kendini ve aradığın şeyi, olmak isteğin hali içinde büyütmek. Neyi arıyorsak oyuz ya…

“Can konağını aramadaysan, cansın;
Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin,
Bir damla su arıyorsan susun,
Zulmün peşindeysen zalimsin,
Aşkı arıyorsan aşıksın,
Gönlün neye kapılmışsa O’sun sen.
Şu nükteyi biliyorsan,
işi biliyorsun demektir:
Neyi arıyorsan O’sun sen.”

Mevlana

Bu yazının şarkısı:
Kandil, Ferdi Özbeğen
Youtube linki için tıklayın.

Gönül Verim

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz