Bursa ve Ben

Şirince, Cumalıkızık ve Nicesini Mahvettik! Gelsin Sıradaki…

30 Nisan 2018
Şirince


Şirince, Selçuk, İzmir

 
İki hafta önce çocuklarla Efes’e gitmiştik. Antik Kenti gezdikten sonra, hemen yakınlardaki Şirince’yi de görsünler istedim. Akşam yemeğini Şirince’de yer, öyle otele döneriz diye program yapmıştım.

Şirince, pek de şirin değil artık!

Şirince’ye varınca, köyün geçirdiği değişimi görmekten fazlasıyla üzüldüm. Aynı manzarayı geçtiğimiz haftasonu Bursa’nın köylerinden biri olan Cumalıkızık’ta da görünce iyice şalter attı bende. Sizinkileri de attırmaya karar verdim 😉

Bu iki köy de, yıllara dayanan mimarileri, taş döşeli sokaklarıyla ziyaret edeni nostaljik bir zaman yolculuğuna çıkartmayı başarabiliyordu. Gelin görün ki bugün sokaklarının başında durduğunuzda evleri görmeniz pek de mümkün değil. Her evin önünde kurulmuş, hayatınızda görebileceğiniz en kalitesiz ve gereksiz ürünün satıldığı renk cümbüşü tezgahlar, evlerin görüntüsünün önüne çıkıyor. Gözünüzü alan bu çıfıt çarşısı görüntüsü, başka herhangi birşeyi algılamanızı engelleyecek kadar öne çıkıyor.

Satılanlar bir de alakalı olsa

Hayatınızda görebileceğiniz ne kadar gereksiz ve kalitesiz ürün varsa bu tezgahlarda. Allah’ım niye Cumalıkızık’tan ya da Şirince’den Çin malı oyuncak almayı isteyeceğimi düşündüklerini biri bana açıklasın…

Köy halkının, gelen turisti ekonomik gelir kaynağı olarak görmesini anlayabiliyorum. İyi de o zaman yerel, kendilerine ait birşeyler satsınlar. Turist üçüncü kalite saçma sapan ürünü niye alsın?

Bu kadar popüler olmadan önce Cumalıkızık

Bursa’ya ilk geldiğim yıllarda Cumalıkızık bugün olduğu kadar popüler değildi. O zamanlar sadece köyün meydanında yerel ürünler satılan bir iki tezgah vardı. Bunlarda da tarhana, silor, turşu, salça, reçel gibi köylünün kendi yaptıkları satılırdı ki ben de bu tezgahlardan alışveriş yapmayı oldukça severdim.

Cumalıkızık, Bursa


Cumalıkızık, Bursa

 
Avlulu eski köy evlerinin arasından yukarı doğru tırmanan taş döşeli yollarında, evleri seyrede seyrede tepedeki tek cafeye çıkar, geniş bahçesindeki asırlık ağaçların gölgesinde serpme kahvaltı yapar ya da gözleme veya mantı yerdim. Saatlerce keyifle oturur, ardından da aynı yolu gene aynı hazla iner, arabama biner giderdim.

Bugün ise Cumalıkızık’ta da Şirince’de de yürümek aynı Alaçatı’da yürümek kadar zor. Kalabalık ve tezgahların karmaşasından o eski güzellik görülemeyecek halde. Bu iki güzel köyün bu hale gelmesini görmek benim için oldukça üzücüydü.

Eee köylü kazanmasın mı?

Kazansın elbette. Benim derdim bu değil ki… Ama turistin oraya gelmesinin ana sebebi olan mimariyi algılanamaz hale getirmek, kendi bacağına sıkmak anlamına geliyor bence.

Elbette bir şehir planlamacısı değilim ama bence bunun bir iki çözümü olabilir. Örneğin yıllar önce olduğu gibi tezgahlar aşağıda köy meydanında toplanabilir. Bu alan yeterli değil deniyorsa o zaman ziyaretçi arabaları ve otobüsler için kocaman otopark yapmayı düşünebilen zihniyet, bir sabit pazar alanı da kurabilir. Ve elbette saçma sapan ürünler satmak yerine gelen turistin gerçekten almak isteyeceği birşeyler koyarlarsa o tezgahlara, işte o zaman para da kazanmaya başlayabilirler.

Artık Alaçatı’ya yazın gitmekten hoşlanmıyorum bile.

Bu sorunun en güzel örneği Alaçatı. Yazın o insan kalabalığı ve tezgah curcunası yüzünden nerede olduğunuzu fark edebiliyor musunuz? Hiç sanmıyorum. Alaçatı’yı gerçekten görmek(!) istiyorsanız bu sadece sezon dışında mümkün bence.

Herşeyi fazlasıyla hızlı ve hunharca tüketiyoruz. Popüler olan yerlerin, ilk başta neden sevildiğini unutup, onu olmaması gereken birşeye dönüştürüyoruz. Kısa vadede kazanmayı hedefleyip, uzun vadede büyük kaybettiğimizi görmüyoruz…

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 30 Nisan 2018 at 23:47

    Ne kadar güzel yazmışsın; toplumca her yeri, herkesi hesapsızca tüketir olduk 😔

  • Cevapla Nihan Deveci 1 Mayıs 2018 at 01:04

    Katılıyorum. Bu güzel yerlere kalabalık ve keşmekeşlik yüzünden sezon dışı gitmek gerekiyor 🙋

  • Cevapla Zeynel Olgun 1 Mayıs 2018 at 02:39

    Ben de tarihi evleri, binaları v.s. yıkıp yerine AVM, otopark v.s. yaptılar sandım başlığı ilk gördüğümde. Neyse ki öyle değilmiş.
     
    Tabii çıfıt çarşısı gibi çarşı da olmasın.
     
    Saygılar…

  • Cevapla M.Turhan Kilislioğlu 1 Mayıs 2018 at 10:14

    Merhabalar Didem Hanım,
     
    Anlattıklarınızın her kelimesine katılıyorum.
     
    Kısaca şu söylenebilir; Şark kafamızı Batı kafasına değiştirmediğimiz sürece, ki genelde her geçen gün değerlerimiz yerine para herşeyimiz oluyor. Yazılı standardımız, kurallarımız vb. her şey var, denetlenmeye bir türlü yanaşmıyoruz.
    Burası Türkiye denilerek işin içinden çıkılıyor. Problemleri çözmek yerine sorunları daha da arttırıyoruz.

  • Cevapla Sabahat Karakaşlılar 7 Mayıs 2018 at 13:19

    Merhaba sevgili Didem;
     
    Tüketmeyi 1980‘lerden sonra çok iyi öğrenmeye başladık; herşey tüketilebilir çünkü herşey var, herşeye sahibiz. Sevgi, saygı, madde, su… Yani yazdıkların bizler için çok kolay yapılabilecek şeyler, maalesef 😔
     
    Asıl sorun bilinçli farkındalık oluşturabiliyor muyuz, çocuklarımıza örnek olabiliyor muyuz?
     
    Kalemine sağlık 😘

  • Cevap Yaz