Yurt İçi Gezi

Tarihi Sultanahmet Meydanı

1 Nisan 2018

Karlı bir İstanbul Gecesinde Ayasofya, Sultanahmet Meydanı


Karlı bir İstanbul Gecesinde Ayasofya, Sultanahmet Meydanı

Her anne gibi ben de çocuğuma hayata dair mümkün olduğunca çok bilgi vermeye çalışıyorum. Bilgiyi aktarmanın en etkili yöntemlerinden biri de deneyimleyerek ve görerek öğrenmek. Hele hele ufaklık anaokulundaysa, ilkokuldaysa veya okumayı yeni söktüyse bu uygulanması çok daha kolay ve doğru bir yaklaşım oluyor.

Ben de oğluşa yaşadığımız şehrin tarihi mekanlarını öğretmeye karar vermiştim. İlk gezimizi de geçen sene sömestre tatilinde yaptık. Evden çıktık, vapurla Eminönü’ne geçtik sonra tramvayla Sultan Ahmet Meydanı’na çıktık.

Başlangıç için İstanbul’umuzun en güzel yerlerinden biri olan Sultan Ahmet Meydanı ve çevresinde yer alan bazı eserleri ve kalıntıları görelim dedik.

Hipodrom veya At Meydanı

Bu meydan Bizans İmparatorluğu zamanında at yarışları için kullanılmış; bölgenin toplantı, eğlence ve spor merkezi olmuş. O zamanlar meydana bitişik bir alanda İmparatorluk Sarayı varmış ve buradan deniz kenarına kadar inermiş bu sarayın alanı. Saraydan günümüze sadece mozaik panosu ulaşmış.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde de şehzadelerin sünnet düğünleri bu At Meydanı denen kısımda yapılırmış. Ayrıca tarihte önemli bazı olaylar da mesela Vaka-i Vakvakiye ayaklanması sonucu isyan edenler askerin burada asılmaları burada olmuş veya Halide Edip Adıvar 1920 yılında işgal karşıtı konuşmasını burada yapmış.

Hipodrom’da gördüğümüz birkaç önemli anıt ve kalıntı var.

Dikilitaş, Sultanahmet

Dikilitaş, Sultanahmet Meydanı

Mesela biri MÖ. 1479-1425 tarihleri arasında hüküm süren Firavun III. Thutmosis tarafından iktidarının 30. yılı sebebiyle Karnak Tapınağı’nın önüne diktirilen ve firavunun zaferlerini anlatan Dikilitaş (Obeliks) 390 yılında İmparator I. Theodosius döneminde bugünkü yerine dikilmiş.

Örme Sütun, Sultanahmet

Örme Sütun, Sultanahmet Meydanı

Bir diğeri ise Örme Sütun adıyla bilinen ikinci anıt. Muhtemelen yerine ikinci bir obeliks dikilmek üzere erken dönemde yapılan bu anıt, Mısır’dan ikinci bir dikilitaşın getirilmemesi üzerine süslenerek varlığını sürdürmüş.

Burmalı Sütun, Sultanahmet

Burmalı Sütun, Sultanahmet Meydanı: The Serpent Column or Delphi Tripod is an ancient bronze column at the Hippodrome (Sultanahmet Square), Istanbul, Turkey.

Üçüncü anıt ise Burmalı Sütun’dur. Bu sütunun ismi birbirine dolanmış üç yılandan gelir. Anıtın başlarından birinin bir yeniçeri tarafından kırıldığını, böylece o güne kadar İstanbul’u çıyan, yılan, akrep gibi hayvanlardan koruyan bu tılsımın bozulduğunu ve şehre bu hayvanların doluştuğunu Evliya Çelebi aktarmış.

❗️1204 tarihinde başlayan Latin İstilası Hipodrom’un sonunu getirmiş. Bu yapının kıymetli parçaları sökülerek İtalya’ya taşınmış veya eritilerek çeşitli amaçlarla kullanılmış.

Alman Çeşmesi, Sultanahmet

Alman Çeşmesi, Sultanahmet Meydanı

Biraz yürüyünce karşımıza çok hoş bir çeşme çıktı, benim favorim olan 3. Ahmet Çeşmesi haricinde gerçekten beğendim bir çeşme bu.

Alman Çeşmesi, Alman İmparatoru II. Wilhelm’in ziyareti için Almanya’da yapılmış ve çeşme parça parça ülkemize taşınmış. İçi altın, dışı çinilerle kaplı sekiz sütunlu çeşme 1 Ocak 1901 tarihinde parçaları birleştirilip bugünkü yerine yerleştirilmiş. Bu altın ve çinilerin detayları gerçekten çok harika ve bakmaya doyamadık. Burada biraz zaman geçirdik ve Ayasofya Müzesi’ne doğru ilerledik.

Ayasofya Müzesi, Sultanahmet

Ayasofya Müzesi, Sultanahmet Meydanı : Hagia Sophia museum (Ayasofya Muzesi) in Istanbul, Turkey

Ayasofya Müzesi sadece İstanbul’un değil dünyanın gözbebeği bir yapı. Bir kere son derece etkileyici. Dışarıdan süzülen ışık çok gizemli bir hava veriyor binaya. Vatikan’da içeriye girerken insanda bir hayranlık oluşuyor demiştim Roma yazımda, burası için de aynısını diyorum.

Tibet Bey (oğlum 😉) ile geniş salona girdik. süzülen ışık harika, kafanızı yukarı kaldırıp baktığınızda göreceğiniz tavan muhteşem. İçerideki koridorlardan ikinci kata da çıktık ve bir de tepeden baktık aşağıya. Her açıdan inanılmaz güzel bir şaheser.

Ayasofya Müzesi, Sultan Ahmet Meydanı : Inside the Hagia Sophia. Church of Hagia Sophia is the greatest monument of Byzantine Culture. It was built in the 6th century.


Ayasofya Müzesi İçi

Ayasofya İmparator Justinianos (527-565) tarafından dönemin iki önemli mimarı olan Miletos’lu (Milet) İsidoros ile Tralles’li (Aydın) Anthemios’a yaptırılmıştır. Tarihçi Prokopios’un aktardığına göre, 23 Şubat 532 yılında başlayan inşa, 5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmış ve kilise 27 Aralık 537 yılında törenle ibadete açılmış. Kaynaklarda, Ayasofya’nın açılış günü İmparator Justinianos’un, mabedin içine girip, “Tanrım bana böyle bir ibadet yeri yapabilme fırsatı sağladığın için şükürler olsun” dedikten sonra, Kudüs’teki Hz. Süleyman Mabedi’ni kastederek “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırdığı geçer.

6. yüzyılda tamamlanan ikinci kilise, sadece mimari açıdan değil siyasi ve ekonomik açıdan da zenginlik göstergesi. 70×100 metre karelik bir alanda bulunan yapı birçok kez onarım çalışması geçirmiş.

Ayasofya Müzesi İçi


Ayasofya Müzesi İçi

Ayasofya Doğu Roma Döneminde İmparatorluk Kilisesi olması nedeniyle İmparatorların taç giyme merasimlerinin yapıldığı mekândı. IV. Haçlı Seferi sırasında İstanbul Latinler tarafından 1204- 1261 yılları arasında işgal edilmiş, bu dönemde gerek kent, gerekse Ayasofya yağmalanmış.

Ayasofya, Fatih Sultan Mehmed’in (1451-1481) 1453’te İstanbul’u fethetmesiyle camiye çevrilmiş. Fetihten hemen sonra yapı güçlendirilerek en iyi şekilde korunmuş. Ayasofya’da, Sultan Abdülmecid Dönemi’nde 1847-1849 yılları arasında, İsviçreli Fossati Kardeşlere kapsamlı bir onarım yaptırılmış.

Ayasofya Müzesi, Sultanahmet Meydanı: Hat Levhası


Hat Levhası, Ayasofya Müzesi, Sultanahmet

Aynı dönemde Hattat Kadıasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılan 7.5 m. çapındaki 8 adet hat levhası ana mekânın duvarlarına yerleştirilmiştir. “Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin” yazılı bu levhalar İslam âleminin en büyük hat levhaları olarak bilinmektedir. Aynı hattat kubbenin ortasına ise Nur Suresi’nin 35. ayetini yazmıştır.

 
Ayasofya’da özellikle görmeniz gereken eserler Hz. İsa ve Hz. Meryem mozaiği, Hz. İsa’nın önünde diz çöken VI. Leon mozaiği, Üst Galeri’deki Deesis ve Komnenos Mozaiği, Henricus Dandolo mezarı (ki daha önce Venedik yazımda da basettiğim üzere Cehennem filmine de konu olan bir yer), sonradan eklenen mihrap, Sultan I. Mahmud döneminde yapılan şadırvan, Sultan II. Selim türbesi, I. Mahmud Kütüphanesi. Açıkçası mozaiklerin her biri ayrı güzel ama siyah moziklerde, kemerlerde oluşturulan desenler açıkçası çok çok şık ve ince detaylı. Daha önce siyah renkli mozaik ile bu kadar şık ve hoş desen görmemiştim. Ayrıca farklı renklerde damarlı mermerler de muhteşem.

İstanbul Arkeoloji Müzesi, Sultanahmet

İstanbul Arkeoloji Müzesi, Sultanahmet

Bir sonraki durağımız ise İstanbul Arkeoloji Müzesi. Yanlış hatırlamıyorsam lisedeyken ilk kez gemiştim buraya ve çivi yazısıyla yazılmış olan tabletler halen gözümün önündeydi.

İstanbul Arkeoloji Müzesi, Türkiye’nin en önemli arkeolojik eserlerinin bulunduğu müze. 1887–1888 yıllarında, dönemin en önemli keşfi olarak kabul edilen Sidon (Sayda, Lübnan) Kral Nekropolü Kazıları’ndan İstanbul’a getirilen İskender Lahdi ve Tabnit Lahdi gibi önemli eserlerin sergilenebileceği bir müze binasına ihtiyaç duyulmuş.
İstanbul Arkeoloji Müzesi temelleri 1846’da Damat Ahmed Fethi Paşa’nın Eski Eserler Koleksiyonu’nun Aya İrini Kilisesi’ne göndermesi ile atılmış.

Koleksiyon için bir katalog hazırlanarak zamanla Çinili Köşk’e taşınmış ve müze müdürlüğüne 1881’de Osman Hamdi Bey getirilmiştir. Hani şu meşhur Kaplumbağa Terbiyecisi resmini yapan ünlü ressam.

İstanbul Arkeoloji Müzesi, Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adıyla 13 Haziran 1891 tarihinde ziyarete açılmış.
1883 yılında Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak yine Osman Hamdi Bey tarafından dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury’ye yaptırılmış ve uzun süre okul olarak kullanılmıştır. 1917–1919 yılları arasında, dönemin arkeoloji müzesi müdürü Halil Edhem Bey tarafından Yakın Doğu ülkeleri eserlerinin sergilenmesi amacı ile müze haline getirilmiştir.

İstanbul Arkeoloji Müzesi; Klasik Eserler Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi, Çinili Köşk Müzesi, Çiviyazılı Belgeler Arşivi, Sikke Bölümleri ve Kütüphane bölümleriyle 2013 yılı itibarı ile kayıtlı 726542 eser ağırlıyor.

En çok ne hoşunuza gitti derseniz hemen çivi yazılarının olduğu tabletler ve Suriye’de maalesef barbarlar tarafından yokedilen Palmyra kentinden geçmişte getirilmiş olan bazı heykeller, mezar taşları en çok aklımda kalanlar.

İstanbul Arkeoloji Müzesi tabletlerindeki yazılar çok ilginç çünkü o çağlarda yaşayan insanların günlük yaşamından izler taşıyor, mesela içlerinde sözleşmeler, bağış belgeleri, Hitit yasaları, kral ve kraliçenin tanrılara yakarışı yani dini belgeler, büyüler ve daha niceleri… Okuması çok eğlenceli.

Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet

Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet : The Basilica Cistern - underground water reservoir build by Emperor Justinianus in 6th century, Istanbul, Turkey

Yerebatan Sarnıcı, en son durağımız oldu. Burası Bizans İmparatorluğu’nun en büyük yeraltı sarnıcı imiş. Bizans imparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan bu büyük yeraltı sarnıcı, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlar sebebiyle halk arasında “Yerebatan Sarayı” olarak isimlendirilmiştir. Sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bir Bazilika bulunduğundan, Bazilika Sarnıcı olarak da biliniyor.

Yapıldığı dönemde sarnıca Belgrad Ormanları’ndan su taşınırmış. Yerebatan Sarnıcı, 336 tane sütun üzerinde duruyor. Osmanlı döneminde de kısa bir süre için sarnıç olarak kullanılmış.

Yerebatan Sarnıcı, 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul’a gelen Hollandalı gezgin P. Gyllius tarafından yeniden keşfedilerek tanıtılmış.

Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet : Basilica Cistern is the largest ancient underground cistern in Istanbul, which was used to store water in the past and is now a popular tourist attraction

P. Gyllius, araştırmalarından birinde, Ayasofya civarında dolaşırken, buradaki evlerin zemin katlarında bulunan kuyu benzeri yuvarlak büyük deliklerden ev halkının aşağıya sarkıttıkları kovalarla su çektikleri, hatta balık tuttuklarını fark edince, büyük bir yeraltı sarnıcının üzerinde bulunan ahşap bir binanın duvarlarla çevrili avlusundan, yerin altına inen taş basamaklardan sarnıcın içerisine girmiş. P. Gyllius, çok zor şartlarda sarnıcı sandalla dolaşarak ölçülerini alıp sütunlarını tespit etmiş, gördüklerini ve Yerebatan Sarnıcı hakkında edindiği bilgileri seyahatnamesinde yayımlamış.

Medusa Başı, Yerebatan Sarnıcı

Medusa Başı, Yerebatan Sarnıcı : ancient water storage Basilica Cistern with tourist people walking around in Istanbul Turkey

Yerebatan Sarnıcı’nın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa Başı da görülmesi gereken noktalardan. Yerebatan Sarnıcı araştırmacıları, sarnıcın inşası sırasında salt sütun kaidesi olarak kullanılması amacıyla getirildiklerini düşünmüş.

Efsaneye göre Medusa, kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahiptir. Bir görüşe göre o dönemde büyük yapılar ve özel yerleri korumak için Gorgona resim ve heykelleri kullanılırdı ve Yerebatan Sarnıcı‘na da Medusa başının konulması bu yüzdendir.

Sultan Ahmet Meydanı gezimize sabah erken saatte başladığımızdan bir gün içinde bitirdik turumuzu.

Etrafta çok çeşitli restoranlar ve kafeler var, hepsi de bütçenize göre sizi bekliyor. Biz tarihi Sultanahmet Köftecisi’nde yemeğimizi yedik. Başka bir sefer de gezerken Fours Seasons Otel’de Türk kahvesi molası vermiştik. Halen unutamam, harika bir servis ve ortamdı.

Hep dediğim gibi çocuğumun hayatının her evresinin mutlu ve anlamlı olmasını istiyorum. Bundan dolayı şimdiden ona gezme tutkusu, büyük eserleri anlama, tarihi merak etme ve estetik duygusu aşılamaya çalışıyorum. Üstelik insanın yaşadığı şehri sevmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum, mesela biz İstanbul’u sevmesek vallahi çekilecek dert değil 😉 Tarihi yarımadaya ne zaman gitsem, içimi bir hüzün ve sevgi kaplıyor. Aslında çok güzel olan şehrimize gerçekten kötü davranıyoruz hissi yakamı bırakmıyor. Yine de o tarih dolu sokaklarda yürümek bence muhteşem bir keyif.

Oğlumla yaptığımız bu geziden bazı fotoğraflar:

 

İstanbul’da geçen filmler:

• James Bond: The World is Not Enough (Dünya Yetmez)
• James Bond: From Russia with Love (Rusya’dan Sevgilerle)
• James Bond: Skyfall
• İstanbul Kanatlarımın Altında
• Hamam
• Topkapı
• Organize İşler
• Crossing the Bridgeson : The sound of Istanbul (Köprüyü Geçmek)
• The Water Diviner (Son Umut)
• Inferno (Cehennem)
• Ve elbette eski Türk filmleri 😉

Tarihi detaylar için:

http://ayasofyamuzesi.gov.tr/
http://www.istanbularkeoloji.gov.tr/
http://yerebatan.com/yerebatan-sarnici/hakk%C4%B1nda.aspx

Hande Sönmezerler Sinan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 1 Nisan 2018 at 23:25

    Üniversitesiteyi Beyazıt’ta okuduğumdan tüm bu anlattığın yerleri her halde onlarca kez gezmişimdir. Fakat anlatımında öyle birşey var ki yeniden görme isteği yaşatıyorsun. Özellikle çocuklarla tarihi bir İstanbul turu fikrini çok sevdim. En yakın zamanda çocukları alıp gidiyorum İstanbul’a 😉
     
    Bu harika yazı ve detaylı bilgilendirme için de ayrıca teşekkürler canikom. Çocuklarla bu geziyi yapmadan yazını onlara da okuyacağım.
     
    Kalemine, bilgine, fikrine sağlık güzelim 😘

  • Cevapla Hande Sönmezerler Sinan 2 Nisan 2018 at 16:19

    Sağol Didemciğim gelin, sizi biz gezdirelim 😉 beraber yine keşfedelim. Ne güzel olur, üstelik kahveler benden 😉

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 2 Nisan 2018 at 16:31

      Yaaa öperimm ki ben seni bir sürü 😘🤗 Havalar biraz daha ısınsın, uygun olan bir haftasonu yapalım bu turu.
       
      Sevgiler canikom ❤️

  • Cevapla Hande Sönmezerler Sinan 3 Nisan 2018 at 00:30

    Tamamdır 😉

  • Cevapla Atakan Balcı 9 Şubat 2019 at 14:11

    Ne kadar değerli topraklarda yaşıyoruz ulus olarak. Öncelikle tanımalı ki sonra katkı sunabilelim geçmişten geleceğe uzanan köprüye. Çok önemli bir katkı bu yazı, teşekkürler.

  • Cevapla Hande S. Sinan 9 Şubat 2019 at 16:36

    Çok teşekkür ederim ☺️

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan