Gönül Köşesi

Bal Tutan Parmağını Yalar

26 Mayıs 2018

Bal Tutan Parmağını Yalar

Ne zamandır aklımda bu atasözü “Bal tutan parmağını yalar”, neden aklımda diye soracak olursanız, neden kullanıldığı, nerede kullanıldığı değişir ama bu gün toplumumuzda nasıl çirkin bir anlama dönüştüğü kafamı kurcalıyor uzun zamandır. Türk Dil Kurumu’ndaki manası “İmkanları geniş bir işin başında bulunan kimse az da olsa bu imkanlardan yararlanır” aynen yazdığım gibi.

İyi güzel de az da olsa derken? İstemeden, talep etmeden, işin doğalında oluşan birşey mi bu yararlanma? Günümüzdeki en büyük sıkıntılardan biri, o faydanın hatırına balı tutmak için sıraya giren, parmağını yalayacağı günlerin hesabını yaparak çalışan ya da çalışıyormuş gibi görünen bir sürü insan var olması etrafta. Ve diğerleri kadar masum değiller maalesef.

Balın Yarısı Bitti

Arıcılık yapan bir köylü, ballarını tenekeye doldurup satmaya kasabadaki bir bakkala götürür. Fiyatta anlaşırlar, sıra balları tartmaya gelir. Bir kilodan fazla dirhemi olmadığı için bakkal, petekleri eliyle kırıp bölerek terazinin kefesine koyup, kilo kilo tartmaya başlar. Başlar ama bakkal böldüğü peteği terazinin kefesine koyup tartmadan önce parmağına koluna bulaşan balı yalamaktadır.Bir böyle, iki böyle… Arıcı bakar ki balın bir kısmı tartılmadan bakkal tarafından yalanıp yutulmakta, hareketleriyle bundan hoşlanmadığını belli eder fakat hiç oralı olmaz bakkal, anlamazdan gelir. Arıcı sonunda dayanamaz ‘Emmi, balın yarısı yalamaya gidiyor diyerek söylenir. Ballı parmaklarını yalamaya devam eden bakkal pişkin pişkin gülümseyerek “Ağam benim bir kastım yok. Bal tutan parmağını yalar” der.

Hikayesi bu, gördüğünüz gibi pek de masum değil. Balı yalayan bakkal her ne kadar suçunun olmadığını söylese de terazinin dengesini bozan da bizzat kendisi.

Ahhh ne kadar çok var bu tiplerden günümüzde. Özellikle siyaset denen mecrada. Dün de vardı, bu gün de var, yarında var olacak bu gidişle…

Kolay yolu tutturup gitmek, o makamı sadece sağlayacağı imkanlar yüzünden istemek. “Çalışırım ama böyle de faydalanırım”ı ilke yapıp abartmak hep olacak galiba.

İşin ilginç tarafı ise herşeyde ahkam kesip, kimseleri beğenmeyip, en doğru, en dürüst, en sağlam karekterin kendinde olduğunu iddaa eden bir sürü kişinin, iş çıkarlarına gelince, keskin köşelerini bir anda nasıl yumuşattığı ve kılıfına uydurma işlemini nasıl da itinayla yaptıkları. Bazı davranışlar hakikaten büyük meziyet istiyor.

Normal mi? Hak mı?

Çalıştığınız ortamlarda muhakkak rastlamışsınızdır; bazıları sürekli bir şeyler yapar, yaparmış gibi görünür, anlatır, bazen de şikayet eder. Basbayağı stratejik hareketler silsilesidir bunlar. Önce çalışıp, bir süre sonra çalışmadan elde etmek istedikleri konum için daha çok yöneticilerin etrafında potansiyellerini zirveye taşırlar. Hatta bazen, bu kişiler fırsattan istifade bir koltuk sahibi olduklarında herkesi tembellikle, becerisizlikle suçlar, yeri gelir asar keserler. İki iş yapar, iki de anlatır bu tipler. Ama asıl tuhaf olanı, kendilerine sunulan imkanları gereksiz, haksız yere kullandıklarında bunun da bir hak, işin bir parçası olduğunu, asıl amacının hizmet etmek, daha fazla iş bitirmek ve halletmek olduğunu unutarak anlatmaları, diğer insanların da bu durumu normal bulmaları.

Bal Tutan Parmağını Yalar

Hayır efendim!! Her zaman olmaz bu, her zaman bal tutan yalamaz parmağını. Balın sahibi değilsen hele öyle kafana göre meşrulaştıramazsın yaptığını. Terazinin dengelerini bozuyorsan bir de aman ha!! Muhallebi yaparken tencerenin dibindekileri sıyırmaya benzemez yani bu iş.

“Bir insanı ahlaken eğitmeden, sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır.” Theodore Roosevelt

Mutlu Hafta sonları…

Bu yazının şarkısı:
Beni Siz Delirttiniz, Cem Karaca
Youtube linki için tıklayın.

Gönül Verim

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz