Biraz Kitap

Manşetleri Gör Aklını Kaçırırsın | 90’lı Yıllarda Gazetecilik

29 Mayıs 2018

Manşetleri Gör Aklını Kaçırırsın | 90’lı Yıllarda Gazetecilik


Manşetleri Gör Aklını Kaçırırsın | 90’lı Yıllarda Gazetecilik, Burcu Karakaş

Şimdi size bağımsız ve tarafsız basının ne kadar önemli olduğunu anlatacağım.
Diyebilirsiniz ki: “Biz sanki bilmiyoruz.”

İşte benim takipçim.

Ama aynı zamanda diyebilirsiniz ki: “İyi madem bir de sen anlat.”

İşte benim ince, nazik takipçim.

90’lı Yıllarda Gazetecilik | Gazetelerde Kullanılan Dil

Kitapta 90’lı yıllarda PKK, Kürtler, terör… konulu haberlerde kullanılan dili sorguluyor bazı gazeteciler.

“Manşetleri Gör Aklını Kaçırırsın | 90’lı Yıllarda Gazetecilik” kitabında Burcu Karakaş’ın fikrini sorduğu gazeteciler:

– Ayşenur Arslan
– Celal Başlangıç
– Mete Çubukçu
– Mehmet Y. Yılmaz
– Doğan Akın
– Ruşen Çakır
– Nurcan Akad
– Ragıp Duran
– Rıdvan Akar
– Özcan Sert
– Tuğrul Eryılmaz

Gazetelerde Kullanılan İfadenin Önemi

– Öldürüldü
– Ölü ele geçirildi
– Etkisiz hale getirildi
– Öldü
– Şehit oldu…

gibi ifadeler üzerine çokça tartışma yaşanmış.

Keza “bebek katili, terörist başı vb.” gibi ifadelerde de.

Ayşenur Arslan; “Şimdi Abdullah Öcalan ya da Öcalan dediğiniz zaman, bu ülkede tanımayacak bir Allah’ın kulu olabilir mi?” diyor.

Kürtlerle ilgili de kullanılan kelimeler:

– Bölge halkı
– Yerel halk
– Diyarbakır halkı
– Güneydoğu…

“Kürtlerle ilgili cümle kuramazdık; çünkü öyle bir şey yoktu.” diyor Mete Çubukçu.

“Güneydoğu sorunu diyor. Nedir bu? Pirinçleri mi az geldi, patates mi yetişmiyor memlekette? Sonra Kürt sorunu diye tırnak içinde kullanılmaya başlandı.” diyor Tuğrul Eryılmaz.

Mehmet Ali Birand bu konularda daha açık fikirli olmuş ve ilkleri gerçekleştirmiş. Öcalan’la röportaj yapması bir kırılma noktası olmuş.

Haber olsun diye emniyet müdürüne rica edip ev bastıran, örgütten rica edip korucu astıran habercilere ne demeli?

Ya da hiç haber olmayanlar?
Köy boşaltmalar, dışkı yedirmeler, hakkımı helal etmiyorum diyen aileler…

Gazetelerde Yaratılan Algı

Bunlar hep bir algı yaratıyor. Dönemin politikasına uygun bir dil kullanılıyor. Şehit cenazelerini gösterin ya da şehit cenazelerini göstermeyin diye o günkü ülkenin durumuna göre müdahaleler olurmuş haber kanallarına ve gazetelere.

Öcalan yakalandığında kamuoyunda onun asılacağı yönünde bir beklenti varmış. Mehmet Y. Yılmaz’ın dediğine göre MİT Müsteşarı, bazı gazetecilerle görüşüp Öcalan’ın asılmaması için kamuoyu oluşturulmasını istemiş.

Gazetecilerin illa üstten net bir emir almaları da gerekmiyor. Yönetimin tavrı gazete diline de yansıyor. Ruşen Çakır, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2015 genel seçim kampanyası boyunca alanlarda kullandığı saldırgan dilin medyaya talimat olarak yansıdığını söylüyor.

Mehmet Y. Yılmaz, 90’larda Türk medyasının gaz boşaltma görevi olduğunu düşünüyormuş. Toplumdaki öfkeyi yatıştırmak için.

Yazarımız Burcu Karakaş, diğer gazetecilere de Yılmaz’ın bu kanaatini sormuş. Katılan yok. Ağırlıklı olarak gazeteciliğin sadece doğru ve tarafsız haber vermekle yükümlü olduğunu söylemişler.

90’larda eğer gazeteciler tarafsız ve cesur olabilselerdi, doğru bir dil kullanabilselerdi bugün daha iyi bir noktada olacağımızda hemfikir hepsi.

Geçmişten Ders Aldık mı?

Basının bağımsız ve tarafsız olmaması 90’lı yıllarda kalmış bir sorun mu?

Çok yakın geçmişte Gezi Döneminde basın bir sınava daha girdi ve o sınavdan da utanç verici bir sonuçla çıktı. Şehrin göbeğinde olaylar yaşanırken haber kanallarında penguen belgeselleri yayınlandı biliyorsunuz.

Bugün de Dünya Basın Özgürlüğü Endeksine göre 180 ülke arasında 157. sıradayız: https://rsf.org/en/turkey

Hal böyle olunca kitabın adı ne kadar da cuk oturmuş. Gerçekten “Manşetleri Gör Aklını Kaçırırsın”

Saygılarımla,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz