Biraz Kitap Felsefe

Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor?

22 Mayıs 2018

Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor?, Çetin Balanuye


Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor?
Çetin Balanuye

Bir çırpıda bitirdim bu kitabı.

Aslında önce Spinoza’nın Ethica adlı eserini okumak, sonra üzerine cila olarak bunu okumak daha iyi olabilirdi ama neyse böyle de iyi oldu.

Sevinç

Kitapta Çetin Balanuye, sevinç duygusunun geldiği gibi kaybolup gitmesi yerine onu kalıcı kılmayı sorgulamış. Sevinç duymakla yetinmeyip sevince dönüşmeyi anlatmış.

Böyle bakınca “kendine yardım” kitapları gibi gözükebilir Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor? ama değil.

İşte bu konuları didik didik inceleyen Benedictus Spinoza’nın görüşünü didik didik incelemiş yazarımız Çetin Balanuye.

Sevinç Düşmanı Varsayımlarımız

Dünya görüşlerimizin temelini oluşturan varsayımlar var. Spinoza sevinç düşmanı bu varsayımları (din, günah korkusu… vb) tek tek ortaya çıkarmış ve onları sevinçli başka varsayımlarla değiştirme yoluna gitmiş.

Plasebo Etkisi

Çetin Balanuye, kendi başına gelen bir olayı anlatıyor Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor? kitabında. Ellerinde siğiller varmış. Babası ellerine dokunup dua etmiş, ertesi gün siğiller geçmiş.

Mucize gibi gözüküyor olabilir ama esasen olan plasebo etkisi.

“İyileşeceğine yönelik güçlü bir inanç ve beklentinin geliştiği bazı vakalarda, hastanın durumunda tıbbi müdahalenin marifeti olmayan bir iyileşme ortaya çıkabilmektedir.”

Örneğin; İkinci Dünya Savaşı’nda yaralanan askerlere artık verecek morfin kalmayınca doktorlar morfin diye tuzlu su vermişler. Onu morfin sanan yaralı askerlerde iyileşme gözlenmiş.

Çetin Balanuye için de benzer bir şey olmuş, ama altında tıbbi açıklaması da var:

Ödül beklentisi içinde olduğumuz her durumda (örneğin, iyileşme beklentisinde) beynin dopamin salgılamaktan sorumlu bölümü etkinleşiyor, artan dopamin salgısı bağışıklık sisteminde yer alan beyaz kan hücrelerini baskılıyor, zamanla beyaz kan hücreleri azalıyor ve siğil denilen tümör dokuları kayboluyor.

İskender de bir savaşta savaşı kaybedeceğini düşünüp umutsuzluğa kapılmış. Uykusunda gördüğü rüyayı bir yorumcuya yorumlatmış. Rüya yorumcusu savaşı kazanacağını söylemiş ve İskender gerçekten savaşı kazanmış. Yani “sevinçli motivasyon”

“Elimizden en sık tutan duygu keder ise şayet, onunla el ele gideceğimiz yolun sonunda, bizi yenilgiden başkası bekliyor olamaz. Oysa sevinç ve coşku, hemen her zafer yolunda atılmış en doğru ilk adımdır.”

Doğa/Tanrı

Kendimizi zihin ve beden diye ayırmamamız gerektiğini söylüyor Spinoza. “Ona göre gerçekliğin ‘düşünce’ ve ‘madde’ diye birbirinden tümüyle farklı iki kaynağı yoktur. Doğa/Tanrı, olmakta olan ne varsa onun ‘tek’ kaynağıdır ve sonlu varlıklar bu tek kaynağı türlü biçimlerde kavrayabilirler. Bu farklı kavrama biçimlerinden biri ‘zihinsel’ yani düşünce yoluyla gerçekleştirilen soyut, cisimsiz ya da tinsel bir kavrayıştır. Diğer kavrayış biçimi ise ‘maddi’ yani fiziksel yollardan gerçekleştirilen, somut, cisimli ya da bedenli bir kavrayıştır.”

Ayrıca Tanrı ve doğayı da ayırmıyor Spinoza. İkisini bir görüyor.

Tanrı’yı da aşkıncı bir yaklaşımla bütün evreni ve varlıkları aşan, en üstte görmüyor.

Özgür İrade

Spinoza’ya göre özgür irade sahibi değiliz. Tanrı/Doğa da değil. Tanrı/Doğa kendi zorunluluklarını yerine getiriyor. İnsan da başka bedenlerle (başka bir insan olabilir, hayvan olabilir, bitki olabilir… vb) karşılaşıyor ve onlardan etkileniyor.

Çetin Balanuye, özgür iradeyi şöyle tanımlanıyor Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor? kitabında: “Bir varlığın eylemlerindeki ilk, tek ve belirleyici nedenin kendisi olması”

Örneğin;

A ve B adında iki farklı birey olduğunu düşünelim. A, B’yi itiyor. B düşüyor. B’nin düşmesi özgür iradesi ile olmadı diyebiliriz rahatlıkla. Çünkü eylemi gözlemledik.

A, B’ye oyunu X Partisi’ne vermesi için propoganda yaptığında ve B oyunu X Partisi’ne verdiğinde ise bunun özgür iradesiyle olduğu zannına kapılıyoruz. Halbuki yooo.

Yazarımız Çetin Balanuye de diyor ki: “Gözlemlenemez etkileşimlerin sonucu olan gözlemlenebilir eylemlerimize özgür iradenin bir seçimi diyoruz.”

Kendi seçimimiz olmayan pek çok davranışımızı kendi seçimimiz sanarak davranışımıza gerekçeler uyduruyoruz.

Deneyler yapılmış. Örneğin bir hastanın başına, rızasını alarak elektrotlar yerleştirilmiş. Uzaktan kumanda ile gönderilen sinyaller sayesinde hastanın başını oynatması sağlanmış. Hasta, başını neden çevirdiği sorulduğunda “Bir ses duydum.”, “Yatağın altına bakacaktım.” gibi şeyler söylüyormuş. “Yorumcu beyin” deniyormuş buna.

Yani zihnimiz bize sürekli hikaye anlatıyor. En büyük hikaye de özgür irade olabilir.

❗️Bu konuda bir kitap için Bkz: Incognito

Seçimlerimizin patronu olmadığımız gerçeğiyle yüzleşmek Spinozacı bir sevinç olabilir.

Evren Tasarımı

Evrenin eşsiz bir tasarım olduğu ile ilgili olarak da “yoo yok öyle bir şey” deniyor. Çünkü “Bu evreni tam olarak neyle kıyaslayarak onun kusursuz bir düzene sahip olduğunu söyleyebiliriz?”

❗️Bu konuda bir kitap için Bkz: Tanrı Yanılgısı

Mutluluğa Ulaşmak

Mutluluğa ulaşmak/ilerlemek gibi kavramların evrende olmadığını anlatıyor kitap:

”Evrende hiçbir varlık tekrar eden (yinelenen) devinimler dışında hep ileriye denecek türde bir ulaşma çabası içinde değildir. Ne rüzgarın, ne yağmurun, ne sincapların, ne de her mevsim bir oraya, bir yeniden buraya göç eden kuşların özel bir ulaşma ereği vardır: Var-kalmak için çabalamanın sıradan hali! Yaşama direncinin gerektirdiği zorunlu yer değiştirmeler…Varlıklar arasında yalnız biz kederli insan varlıkları, ‘ulaşmak’tan ‘ilerleme’yi anlarız.”

Var Kalmak

Var kalmak için örneğin okul bitiren, ayrıca yabancı dil öğrenen bir kişi, diğer yanda okul bitiren ayrıca iki yabancı dil öğrenen bir kişi. İkincisi daha etkin bir güce dönüşmüş ve bu açıdan var kalma çabasını güçlendirmiş. Var kalma çabamızı çeşitlendirerek sevinçli duygularımızı arttırırmışız. Aynı zamanda etkileme gücümüz de artarmış.

Nasıl Sevinç İçinde Olacağız?

Toplum içinde nasıl sevinçli, erdemli kalacağız? Spinoza’nın nasıl sorusuna verdiği yanıt şöyle:

1- Doğa/Tanrı’ya karşı sevgi, olumlama ve merak tavrını olabildiğince çoğalt.

2- Bu tavrın insanlar arasında olabildiğince yayılması için etkide bulun.

3- Etkide bulunmanın en iyi yolunun, her insanın kendi karşılaşmalarına taraf olan tekil şeyleri akılları yettiğince bilmelerine ve eyleme güçlerini artırmalarına olanak verecek bir toplumsal özgürlük için çalış.

Herkese sevinçli günler dilerim.

Saygılarımla,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz