Sentez

Topuk Sesi – 2

20 Mayıs 2018

Gri Şehrin Topuk Sesi

Evin kapısını kapattığı anda anahtarı yeniden gözüne takıp kapıyı açtı Elvan. Kapının yanındaki aynaya yansıyan yüzündeki heyecanlı çocuksuluğa bakmadan, evin içini saran telaşlı topuk sesi eşliğinde yatak odasına gitti. Yalnız yaşamanın artılarından eve ayakkabıyla girebilme özgürlüğünü sonuna kadar kullananlardı.

Komidinin üzerinde unuttuğu hediye kutusunu alıp aynı telaşla evden çıkmaya koyuldu. Alt kata ulaşan topuk sesine aldırmadan koşar adım çıktı evden.
Binanın otoparkındaki arabasının yanına vardığında akıl edebildi Buse’yi aramayı. Arkadaşını alacağı vakti teyit ettikten sonra kontağı çalıştırabildi. Müziksiz yapamazdı, günün ruh hallerine göre hazırladığı müzik listesinden birini seçerdi her zaman. Bugünki ruh hali gençlikti. Dosyalardan gençliği seçti, arabanın içini 70’ler pop müziği doldurdu. Kendi gençlik yılları değildi şarkıların dönemi ama gruplarının vazgeçilmez müzik listesiydi.

Arabanın içini Nilüfer’den “Son Arzum” şarkısı doldurdu. Elvan trafiğin içine kendini bıraktığında gün batmış, şehrin ışıkları yanmaya başlamıştı. Gri şehrin güzel olan tek çehresi akşamdı. Işıl ışıl sokaklarda, sürekli bir koşturma içindeki şehrin insanları birbirlerine değmeden, ruhlarını görmeden yan yana geçip giderlerdi.

Gri şehrin kadını erkekten daha çoktu.

Kaldırımlarda topuk sesi yankısı araç gürültüsünü bastıracak şekilde, tak tak sesleri eşliğinde her bir kadının ruh halinin yansıması olarak şehri doldururdu. Durup dinlemeye vakit bulacak biri topuk sesi yankısından kişi analizi bile yapabilirdi. Fakat artık insanlar birbirlerinin ruh halinin derdinde olmadan, duymadan, görmeden, dokunmadan geçip gidiyorlardı birbirlerinin yaşamından. Hiçliğe geçişin ilk adımlarıydı çevreyi yok saymak.

Elvan ışıltılı şehir caddelerinden geçerken, akşamını daha çok sevdiği kentin, aslında kendini en iyi gizleyebildiği zamanlar olduğundan habersiz, karanlığın içinde parlayan ışıkların suni aydınlığının aldatmacında Buseye ulaştı.

Buse de arkadaşı gibi heyecanlı çocuksuluk içinde arabaya binip, ışıltılı bakışları içinde Elvan’ı kucaklayıp öptü. Arabada yankılanan müzik Buse’yi ufak bir sarstı ama toparladı hemen kendini. Ekranda “Gençlik” yazılı dosya ismini okuduğunda dudaklarına yandan çarpık bir gülümse yerleşti.

Özlüyor, dedi içinden.

Ser verip sır vermez halindeki arkadaşını süzdü. Böyle küçük detaylarda, ufak cümle arası kelimelerde dökülecek içi, belki birkaç kadeh sonra düşecek gardı, belki de başka bir buluşmada. Neyse elbet olacak bir gün.

“Yine anasonlanırız diye düşündüm ne dersin?” diyen Elvan’ın sesi düşüncelerinden aldı Buse’yi.

“Elbette, bu geceye ancak bir büyük eşlik edebilir.”

Mekandan içeriye girerlerken kapıdaki görevli Elvan‘ın yüzünde bugüne dek hiç görmedi ifadenin şaşkınlığıyla yüzüne yerleşen gülümsemeye engel olmadan; “Hoş geldiniz Elvan Hanım, masanız hazır buyurun” diyerek kadınlara eşlik etti.

Elvan’ın sıklıkla şehir dışından gelen iş ortaklarını getirdikleri mekana her daim iş kadını imajıyla geldiğinden bu kez gözünden yayılan ışıltı ve şen kahkahaları görevliye afallatmıştı. Laubaliliği sevmeyen, her daim bir azar geleceği hissi yaratan, titizli bakışlarının eşlik ettiği ciddi yüz ifadesine bir de sert topuk sesi katıldığında, mekanda buz gibi bir hava estiren Elvan’ın hali kendine bile yabancıydı.

İki kadının şen kahkahaları, çevreyi unutmuş hallerine adeta gülümseyen topuk sesi yankısı da eklendiğinde gri şehrin insanları üzerinde, gökyüzü karanlığında yeni açmış gökkuşağı etkisi yaratmıştı.
Rakıyı ilk kez birlikte tadan kadınlar, ayrı kaldıkları yıllarda birer rakı müdavimine dönmüş, rakının sohbetle demlenen tadına ermişlerdi. Birlikte yeniden oturdukları çilingir sofrasının hakkını vermeye hazır, biraz da rakıdan medet umarak ilk yudumlarını heyecanla yudumladılar.

Sohbet koyulaştı, kadehler doldu boşaldı, müziklerin de etkisiyle gözlerdeki ışıltı yerini hüzne bıraktı.

İlk atak Buse’den geldi.

– Neden kaybettirdin izini?

– Zaten kayıpmışım demek ki, yoksa böyle kolay yok olamazdım.

– Yine edebiyata kaçma Elvancım, net olalım, kelimelerin arkasına saklanmayalım. Bir tesadüfe bırakılmayacak kadar çabuk geçiyor zaman. Öyle hayat kısa, kuşlar uçuyor minvalinde değil! Hayat gerçekten kısa. Bak şu geçirdiğimiz on yıla. Daha dün görmüşüm gibi seni. Öyle giderken ardından topuk sesi bırakmadığın, sanki zıplayarak yürür gibi spor ayakkabılarınla otobüse binmişsin gibi.

– Böyle söyleyince kısa gibi oluyor on yıl, dur hesaplayacağım, 120 ay, 3650 gün! Saatini, saniyesini hesaba dökmeyeyim şimdi de, bilmem kaç milyon saniye, dakika, saat. Kaç yalnız başına gözyaşı, kaç yalnız başına sinir krizleri, kaç yalancı gülümseme, kaç yalancı iyiyim demeler.

İki kadın durdular bir süre, Elvan’ın yüzündeki keder önce masayı, sonra mekanı, sonra da şehri sardı. Müzik ağırlaştı, mekan ufaktan boşalmaya başladı. Görevli boşalan kadehleri doldurmaya geldiğinde Elvan gri şehrin ışıklarına bakarak, ışıkların altındaki hangi hikayenin hayat bulduğunu anlamaya bırakmıştı kendini. Buse el hareketiyle dur yapıp, görevliyi masadan uzaklaştırdı. Sakiliği kendi yaptı. Elvan’a seslendi yeniden dokunduğu yerden dökülen kederin açtığı kapıdan girecekti, kararlıydı.

– Selim’i sormayacak mısın?

Elvan, yüzünde sırasıyla yaşanan irkilme, merak, öfke, kabulleniş ve sonunda vazgeçişle nihayet gözlerini Buse’ye çevirebildi.

– Az önce geçen zamanı saydım ya sana, şimdi de yaşayamadan geçirdiklerimizi sayayım istersen. Neden sormuyorumun cevabı olur belki. Ya da hayatımı anlatayım detaylıca neden bu kadar iş kolik bir kadın olduğumu, neden gönüllü bir sürgünlük seçtiğimin cevabını?

Ve açılmaya başlar perde…

Birlikte yol aldığımız, gecelerce günlerce birlikte güldüğümüz, hayatımızın sonrasını birlikte planladığımız birlikte var olduğumuz ve hep biz zannettiğim aslında biz olmayan bir hayatın içinde yaşadığımı fark ettim. Tek bir olayla hayatım alt üst oldu. Orada kalamazdım Buse, sizinle biz gibi kurduğumuz hayatın içinde kandırılmış hissi yaşayarak kalamazdım. Arkadaşlığımıza, dostluğumuza en önemlisi kendime ihanet edemezdim. Siz bana ihanet etmiş olsanız bile ben size edemezdim.

– Elvan biz sana ihanet etmedik. Biz arkadaşlığımızı, dostluğumuzu korumaya çalıştık. Dünyanın sonu gibi davranan sen oldun. Hiçbir şey olmamış gibi davranıp, son günlerimizi birlikte geçiren de sendin, izini kaybettiren de sen.

– Böylece sizin dostluğunuzu da korumuş oldum Busecim. Ben yokken daha güçlü devam ettirmişsinizdir dostluğunuzu.

– Bizi sensiz bıraktın Elvancım.

– Siz sadece bensizdiniz. Ben hepinizsiz ve bir de Sinan’sız!

Kendi sesinden duyduğu “Sinan” seslenişiyle Elvan’ın kulakları çınlamaya başladı, kaybolmuş hissi ayaklarından vücuduna tırmandı. Midesinde kramp, kalbinde tekleme, boğazında yumru beyninde ise çınlama olarak kendini gösterdi. Kadehinde kalan rakıyı tek dikişte midesine indirdi. Vücudunun dengesini bulmasını bekledi. Karşısında kendine hüzünle bakan Buse’yle göz göze geldi. Yutkundu, alacağı cevabın ne olursa olsun kendisini yeni bir kaosa sürükleyeceğini bile bile sordu.

– Sinan ne yapıyor Buse?

Aldığı cevapla dondu. Ruhu vücudunu terk edip, yukardan kendini izlemeye koyulmuş, kendi gözlerinden kendine bakıyordu. Gözbebeklerinin şaşkınlıkla büyümesi, ağzının önce şaşkınlıktan büzüldüğü, sonra acıdan kasıldığı, ellerinin titremeye başlaması, yutkunmaya çalıştıkça boğazının buna izin vermez hali, omurilik kemiğinin iskelet sistemine ihanet edercesine çarpılıp, eğilmesi. Pablo Picasso tablosundaki insan figürlerine benzeyen haliyle tek nefeste yineledi cevabı;

– Öldü mü?

Devamı için tıklayın…

<< Önceki Bölüm

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Mayıs 2018 at 18:31

    Özge biliyor musun, Elvan’ın acı, şok belki de çokça pişmanlığını, sanki bunları yaşayan benmişim gibi, kalbimde hissederek Sinan’ın ölüm haberine ağladım.
     
    Harika bir hikaye. Merakla devamını bekliyorum canım.

  • Cevapla Özge Can 20 Mayıs 2018 at 19:24

    Tesekkür ederim canım. Öyküyü yazdıktan sonra Elvan’ın ruh halinden bir süre çıkamadım ben de. Bazı duygular esir alıyor sanırım ruhumuzu 🤔
     
    Devamında görüşelim 👍

  • Cevapla Nimet Canbayraktar. 21 Mayıs 2018 at 00:10

    Çok üzücü. Elvan’ı düşünemiyorum. Hikayeyi henüz bilmiyoruz ama tepki bu kadar ağır olunca. Merakla bekliyorum.

    • Cevapla Özge Can 23 Mayıs 2018 at 23:10

      Sevdiğimiz insanların ölüm haberini almak sersemletiyor. Üstüne hiç düşünülmemiş bir andaysa daha da sarsıyor. Yorumunuz için teşekkür ederim. Haftaya öğreneceğiz neler olduğunu.

    Cevap Yaz