Sentez

Topuk Sesi – 3

3 Haziran 2018

Topuk Sesi | Hesaplaşma

Masaya bir kolunu, yüzünü de avucuna dayamış kalemin ucunu dişlerinin arasında ezerken dış seslere kulaklarını kapatmış, içine çıktığı yolculuğa mola vermiş halde düşünüyordu Elvan. Günlerdir kendini masa başına çivilemiş halde durmadan yazıyordu.

Kaçış

Gri şehrin havasından, ışığından, insanından kaçmış, işittiği topuk sesi yankılarının ciddiyetinden, önce evinin huzuruna bırakmıştı kendini, sonra da içindeki kaybolmuşluk hissiyle baş etmenin yollarını aramaya çalışmıştı.

Sinan’ı anmasıyla birlikte içinde yeniden kendini gösteren kaybolmuşluk hissi kara deliğe dönmüş, Elvan’ı her şeyiyle birlikte yutmaya başlamıştı. Kurduğu düzen alt üst olmuş, kendini korumaya aldığını sandığı camdan fanus bir hamlede tuzla buz olmuştu. Önce teslim oldu bu duyguya, savaşacak gücü yoktu artık. İş bağlamakta beceriksizce bir acemiliğe kaçan hali, randevularına geç kalmaya başlamasıyla gittikçe ciddiyetsiz bir tavır haline dönmeye başlamıştı. Yer çekiminin de yer çekimi olan bir güç tarafından sürekli toprağın altına doğru çekiliyordu. Milim milim, duygu duygu yitiriyordu ruhunu.

Uykuları karabasanla bölünüyor, içindeki kara deliği daha da derinleştiriyordu. Hesaplaşmalardan uzak, ruhu tarafından terk edilmiş beden olarak ezberlenmiş robotik hareketlerle yaşamını sürdürmeye çalışıyordu.

Yüzleşme

Ağlama krizleri geldi sonra. Gözyaşlarını akıttıkça kara delik kapanmaya başladı. Elini kolunu koyacak yer bulamadan avare dolanıp durdu kendi içinde. Arandı durdu ruhunu, en çok da ona ihtiyacı vardı.
Aynada gözleriyle buluştuğu bir anda buldu ruhunu. Oradaydı, dönmüştü. Acının, pişmanlığın, kaybetmişliğin elli tonunda gözlerinden kendine bakıyordu.

Gardı düşmüş, kafa tutar halinden eser kalmamıştı. Perişan, yıkık, ölümlerden ölüm beğenmiş, siyahın zifirisinden kendine en koyu tonu seçmiş halde orada duruyordu. Gördüğü, işittiği, yaşadığı, yaşattığı ne varsa bir bir üzerine geçirmiş, sanıldığı gibi 21 gram değil de 80 ton olarak karşısına dikilmişti ruhu.

Hesaplaşma

Önce ruhu sordu; “Hata kimin Elvan? Senin o muhteşem sarsılmaz kurallarının mı, yoksa seni seven Selim’in mi?”

“Sen de diğerleri gibi Selim diyip durma, o Sinan! Sadece biz Sinan deriz ona!”

“Selim, Sinan fark etmez, hata kimindi Elvan?”

“Evet benim sarsılmaz kurallarım vardı, yıkılmaz duvarlarım. Sinan benim dostumdu! Herkesten ayrı, herkesten özel, her anımın, hissimin şahidi, çocukluğum, gençliğim Sinan’laydı. Konuşmadan anlaşırdık biz, kardeş gibiydik! Ve çok iyi biliyordu bunu o da, diğerleri de. Aşık olamamalıydı bana, yok olacak bir duygu yüzünden yıllarımızı heba etmemeliydi.”

“Aşık olmak suç mu Elvan? Bir duygu şekil değiştiremez mi zaman içinde? Ya da hisleri kontrol edebilmek insan evladına bahşedilmiş bir güç mü?”

“Sen de beni suçluyorsun. Sen bile beni anlamıyorsun! Kandırıldım ben. Tüm hissim, duygum, varlığım herkes tarafından yok sayıldı. En yakın bildiklerim ihanet etti bana. Yıllarca ihanetle ördükleri bir sarmalda bizi Sinan’la bir araya getirmeye çalıştılar. Benim dünümü, yarınımı çaldılar. Ben Sinan’da her şeyi gördüm; dostu, arkadaşı, ağabeyi, kardeşi, can olmayı, bir olmayı, bir tek aşkı görmedim. Ben bu duygularla yanındayken o bambaşka hislerle durmuş yanımda. Ve diğerleri bunu bilerek sessiz kalmışlar yıllarca. Biriktirdiğim her şeysiz kaldım ben tek başıma. Bir ölüyle hesaplaşamam, sesimi duyuramam, cevap alamam, yanlışı doğruyu tartışamam. Benim yarım yok artık. 10 yıl önce başlamıştım eksilmeye, bir ölümle sıfırlandım.”

“Önce kendinle barış Elvan. Hissinle, yaşadıklarınla, hatanla, pişmanlığınla, fazlanla, eksiğinle tüm bunlar sensin. Kendini hapsettiğin bu kaybolmuşluktan çık!”

Kabullenme

Önce içinde büyüyen çukuru kapattı Elvan, gözyaşıyla, sorularla, cevaplarla. Yıllarca inandıkları uğruna vazgeçtiklerini sıraladı tek tek. Geri kazanabilecekleri var mı, ona baktı. Ama her şeyden önce kendi içini toparladı. Dağılmış, boşalmış, kararmış, yıkılmış ne kadar hissi varsa onlara ulaştı. Birer birer tamir etti duygularını. Tüm kurallarını bozdu, başkalaştırdı usunu. Erken yitmiş bir canın, dünyada bıraktığı derin çukuru pişmanlığın, sevginin, özlemin tohumlarıyla doldurup, gözyaşlarıyla suladı.

Eski fotoğrafları sakladığı kutudan çıkarttı. Çocukluğunun, gençliğinin envanteri yatıyordu kutuda. Sinan’la ortaokulda tanışmışlardı. İlk yenilgileri, ilk başarıları beraber yaşamışlar, ilk aşk acısını birlikte çekmişlerdi. Birlikte büyüyen her insan gibi birbirlerini tamamlayan duygularını evrimleştirmişlerdi yıllar içinde. Sevdikleri sanatçının konserine ilk birlikte gitmiş, hayranı oldukların yazarın imza kuyruğunda aynı heyecanla sıranın kendilerine gelmesini ilk birlikte beklemişlerdi. Kardeşsiz büyüdükleri evlerde birbirlerine kardeş olmuş, bir sonraki adımı beraber atmışlardı. Üniversite tercihlerini tek şehirle sınırlı tutmuş, aynı fakültenin farklı bölümlerinde üniversite hayatına da birlikte adım atmışlardı.

Elvan’ın yıllarca fark edemediği gerçek de bu zamanlarda ortaya çıkmıştı. Önceleri farklı gruplardan arkadaş edinmişler, sonra grupları harmanlayıp ortak bir paydayı yeniden oluşturmuşlardı. Elvan bu zamanlarda birine aşık olmuş, onu da grubun içine sokmuş, herkesin kabul ettiği aşkı bir tek Sinan kabul etmemişti. Kardeşçe hissedilen kıskançlığa verip birkaç yılı birlikte idare etmişlerdi. Stajdı, iş hayatı kurallarına adaptasyondu, başka şehirler, başka hayatlardı deyip ilişkisini sonlandırmıştı Elvan. Grup içinde bu sonlandırmadan memnun olmayan da bir tek kendisiydi Elvan’ın, geç bile kaldın tesellileriyle bunu da atlatmıştı.

Sinan bunca zaman içinde hep gelir geçer ilişkiler yaşamış, kimseyi de grubun içine dahil etmemişti. Buse’den öğrendiğine göre bu zamanlar içinde tüm grup Sinan’ın Elvan’a olan onulmaz sevdasını bilirken, bir tek Elvan durumdan habersiz, ezber bozmadan tüm alışkanlıklarına devam etmişti. Ta ki Sinan’ın bilgisayarının başında yalnız kaldığı güne dek.

Dinleyecek müzik ararken “Renkler” adlı bir dosya dikkatini çekmiş, içinde renklerle ilgili resimler bulacağını düşünürken yıllarının çetelesi misali, boy boy kendi fotoğraflarıyla karşılaşmıştı. Hiç birinde objektife bakmamış, nerede olduğunu hatırlamadığı binbir çeşit Elvan hali karşısındaydı ve word dosyası içinde yazılmış gün gün sevdasıyla hesaplaşan Sinan satırları. Okudukça yüzünün rengi çeşitlenmiş, beyazdan sarıya, kırmızdan siyaha dönmüş, kendi haline gelmesini beklemeden dosyayı kapatmadan evi terk etmişti. İçinde bir damla Sinan’la aşka inancı olsa kalıp o duyguya sarılacaktı Elvan ama yoktu. Bu hal kabusu olmuş, sanki kabahat işlemiş gibi Sinan’dan kaçan, yüzleşmekten korkan bir ruh haline bürünmüştü. Bu sır Sinan’ın olduğu için Buse ve diğer arkadaşlarıyla da paylaşamıyor, zihninde inkar ettiği durumu dile döktüğü anda somut bir gerçek haline gelmesinden korktuğundan hep bir bahane ile grupça yaptıkları etkinliklerden kaçıyordu.

Sonrasında Buse’nin bütün gerçekleri birer birer yüzüne söylemesiyle tutunacak bir dalı kalmadığını anlayıp, hiçbir şey olmamış gibi davranmış, mezun oldukları günün ertesinde herkesle vedalaşıp kaybolmuştu. Buse’nin “dostluğumuz bozulmasın, ne emeklerle biriktirdiğimiz anılarımız yok olmasın, Sinan da sen de bizim için aynısınız, ortamımız dağılmasın diye sessizce senin fark etmeni bekledik, belki sen de seversin diye umduk” demesi, o zamanlarda herkesi yok sayması için mantıklı bir sebep gibi gelmiş, yeni bir sayfa açıp tüm ihanetleri yok saymasına sebep olmuştu.

Böyle ilmek ilmek ördüğü yeni hayatı hesaplaşamadığı her bir duygunun yüzüne vurmasıyla alt üst olmuştu. Sinan’ın heyecan düşkünü karakteri Elvan’ın izini kaybettirdiği yılın ardından daha da artmış, hız limitlerini motorla zorladığı bir günde yaşamdan el çekmişti. Elvansa yıllarca Sinan’ın ölümünden habersiz, bir ölüye küs, bir ölü yüzünden yaşama küs, bir dolu imgeye yüklediği anlamlarla duvarlarının ardında yaşamını sürdürmeye çalışmıştı.

Şimdi ise kocaman bir yalnızlığın içinde hesap tutmaz halde savrulmaktan kendini korumaya çalışıyordu.

Tutunma

Hayatın tutunamayanı olup savrulmaktansa, yitirdiği tüm zamanlar adına tüm duygularını yeniden inşa etti Elvan. İmgelerden kurtuldu önce. Topuk sesi yankısının beyninde oluşturduğu iş kadını imgesini yok etti. Ayaklarının zemine çıplak basarak çıkardığı yumuşak sesin ahengine bıraktı kendini. Evin içindeki sessiz huzura teslim, dışarıyla tüm bağlarını kesti. Bildiği en iyi şeyi yapıp kaleme sarıldı.

Masaya bir kolunu, yüzünü de avucuna dayamış kalemin ucunu dişlerinin arasında ezerken dış seslere kulaklarını kapatmış, içine çıktığı yolculuğa mola vermiş halde düşünüyordu Elvan. Yazdıklarının sonuna gelmişti. Tüm hesaplaşmalarını kağıtlara dökmüş, içini aydınlatmanın yollarını kağıtlardaki satır aralarında bulmuştu.

Kalemi ağzından çıkartıp, saçlarını toplamada kullandı, uyumsuz birkaç tutam saç yüzünü yalamaya bıraktı kendini. Günler sonra yüzüne çocuksu bir gülümseme yerleşti, telefonu eline aldı.

İlk çalmada Buse açtı telefonu; “Tüm hesaplarını kapatmış, geçmişiyle barışmış bir dostu yeniden aranıza alır mısınız?” diyen Elvan, kendini en iyi bildiği yere, dostlarının arasına yeniden koydu.

SON

Topuk Sesi – 2
Topuk Sesi – 1

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz