Sentez

Anıttepe

1 Temmuz 2018

Anıtkabir, Anıttepe

Anıttepe üzerinde yükselen kabrin, bir felsefenin yaşamda yansıma bulmuş haline, kalbinde hissettiği sancılı hüzünle baktı. Anıttepe’ye giderken ruh halindeki çalkantılar daha da hassaslaştırmıştı aklını.

Güvenlik kontrolünden geçtikten sonra çevresini saran Barış Parkı’na baktı. Yemyeşil doğasıyla huzura davet vardı ve adına yakışır şekilde 104 ayrı türden 24 farklı ülkeden getirilip toprakla buluşturulan ağaç ve fidanlar aynı gökyüzü altında birlikte barış içinde yaşıyorlardı. Doğadan ve bu felsefeden insanlığın öğreneceği çok şey vardı. Fakat öğrenmekte gönüllülük esastır, bu gönüllülüğün de gittikçe azaldığını görmek kalbini ağrıtıyordu.

İçinde yaşadığı kırılmayı kendine bile tarif edemiyordu. Bu kırılma bu zamana kadar yaşadıklarının hiçbirine benzemiyordu. Kendine, çevresine, inandığı değerlerine, umuduna, inadına hepsine birden inancını yitirmiş, boşlukta salınıyor gibiydi. Bu düşüncelerin içinde savrulurken evinin en özel köşesindeki Atasının fotoğrafına takıldı gözü, yanlış mı anladım acaba Atamı diye sorgularken başka düşüncelere daldı. 57 yıllık ömrüne, ihanet, yenilmişlik, terk edilmişlik, yalnızlık ve ardı sıra gelen umut, inanç, inat, azim, başarı, gurur ve bir dolu duyguyu sığdırıp hepsinden bir tecrübe edinerek yeniden yarattığı bir yurt. Ve bu yurdun gençlerine seslenişi düştü aklına. Kendi halinden, düştüğü girdaptan utanıp bir nefeste toparlanıp, Atasına gitmeye bu ruh halinde karar verdi, içinden onun seslenişini tekrarlayarak!

“Ey, Türk Gençliği;
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.”

Aslanlı yolun başındaki merdivenleri neredeyse koşar adım çıktı. İstiklal ve Hürriyet kulelerine gururla bakıp önlerinde konuşlandırılmış heykelleri gözüyle selamladı. Temsil edilen kadın ve erkek gruplarının heykellerini izlerken gözünün önünde canlanan gerçek halleri kalbinde sızı oluşturdu. Aslanlı yola adımını atmasıyla başı göğsüne doğru düştü. Kuvvet ve sükûnetin temsili olan 24 adet aslanın arasından geçerken içinden devam ediyordu seslenişe;

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

Aslanlı yolun bitiminde sağda yükselen Mehmetçik kulesine geçti. Kurtuluş Savaşı verirken yaşamından vazgeçmiş bir dolu genç askerin inandığı ideale sarıldı. Minnetle, selam verdi tüm göçüp gidenler adına, kuledeki kabartmalı figüre ve devam etti;

İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Atatürk ve Türk Devrimi Kütüphanesinin önünden geçerken aydınlanmanın, fikir sahibi olabilmenin temel taşı kitaplardan 5350 tanesinin sergilendiği alanda saatlerini geçirebileceğini biliyordu. Ama o gün bugün değildi. Atasının karşısına çıkmak istiyordu, minnetini sunmak için.

İsmet İnönü’nün lahti önünde biraz oyalandı. Rahmet diledi, minnetini dile getirdi.

Zafer Kulesi, Barış Kulesinden gurur duyarak ayrıldı. Kalp atışları artmaya, heyecanlanma başlamıştı. Anıttepe’de yükselen bu anıt kabrin, bir milletin iç hesaplaşmalardan uzak, inançla minnet duyacağı bir ata, bir temsil, bir nesil olduğunun bilincine varmaları umuduyla, içinden Ata’sının seslenişini tamamlayarak 23 Nisan, Misak-ı Milli ve İnkılâp Kulelerinden geçerek Müze alanına girdi.

Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Müze alanını gezerken Atatürk’ün balmumu heykeli önünde durdu. Atasının gözlerinin içine bakarken gözyaşları titremeye başlayıp, akıp düştü yanağından. Başkalarının putlaştırma vb söylevlerle itham ettikleri kendi ve kendi gibi olan insanların içindeki sevgilerinin dışa vurma haliydi. Anne, baba, dede gibi varlığını borçlu olduğu insanlar kimse Atatürk de oydu. Fikriyle, yaptıklarıyla, yapılmasını arzu ettikleriyle, uyarılarıyla ve en önemlisi salt sevgisiyle Atasıydı bu milletin. Her akla geldiğinde gurur duyulan, onurlu bir duruşun timsaliydi.

Meydan muharebelerinin kabartmalı anlatımının olduğu alanda ilerlerken her bir figürün temsiline rahmet dileyerek, gözleri yaşlı alandan çıktı.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Mozoleye doğru ilerledi. Kapıda nöbet tutan askerlere baktı. Atatürk’ün emanetine sahip çıkan gençler olduğu umarak, onlara gülümsedi. Solda yer alan Gençliğe Hitabeyi kaldığı yerden bu kez sesli okuyarak şeref hölüne girdi.

EY TÜRK ISTIKBALININ EVLADI! İŞTE, BU AHVAL VE ŞERAIT IÇINDE DAHI VAZIFEN, TÜRK İSTIKLÂL VE CUMHURIYETI’NI KURTARMAKTIR! MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKI ASIL KANDA MEVCUTTUR!

Memleketinden getirilen mermerlerle döşenmiş zeminde karıncayı dahi incitmeyecek nahiflikte yürüyerek lahdin önünde durdu. Atasına rahmet diledi.
Yüzünde oluşan hüzünle karışık gururla Atasının huzurunda söz verdi, vazgeçmeyecekti! Tüm yıkılmışlığa rağmen, zifiri karanlığın içinde yurduna güneşi doğurmayı başarmış Mustafa Kemal ATATÜRK’ün evladıydı. Ondan aldığı güçle, inançla, sevgiyle, inatla ilimden, bilimden ayrılmadan daima ileriyi düşünerek yolundan yürümeye devam edecekti.

Sadece kendinden olanlar için değil, herkes için eşitlik felsefesiyle bu kez yüzünde oluşan gurur dolu inançla Anıttepe’den ayrıldı.

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz