Sentez

Koku

29 Temmuz 2018

Koku

Güneşin alaca yansımasında ışıldayan denizden esintiyle gelen iyotlu koku, uzun süredir unuttuğu koku duyusunun kendini hissettirmesiyle, tüm zamanlar silinmiş, tam da o anın içine ruhunu özgür bırakmıştı. Tüm yılın şehir hayatı içerisinde yaşama tutunmak adına, birçok duyusundan vazgeçmiş olarak kendini bıraktığı sığ hayattan kaçma dürtüsüne teslim olarak Akdeniz’e sığınmıştı.

Şehir hayatının içinde kendini dinlemeye bir an bile ihtiyaç hissetmeden robotlaşmış yaşamına devam ederken benliğini yitirdiğinin farkına varamıyordu Onur. Çevresinde kurduğu çemberin içinde ofis, spor salonu, ev, birkaç ezber yapılmış mekan, arkadaş toplantıları, günü kurtarmaya yönelik ikili ilişkiler arasında savrulduğunun farkında olmadan, yaşadığını zannediyordu.

Farkındalık;

İş çıkışı müdavimlik yarattıkları bir mekana gitmişlerdi. Gür, şelalenin yer ile buluştuğu anki sesle adlandırılabilecek erkek seslerinin arasına serpilmiş, derenin akarken dibindeki taşlara çarparak çıkarttığı dinlendirici tondaki kadın sesleri bir arada, doğayla hiçbir ilişkisi bulunmayan dört duvar kafede yankı uyandırarak mekanı dolduruyordu.

Herkesin konuşacağı konu bittiğinde ellerine telefonları almış, sosyal medya takibine dalmışlardı. Ortam birden sessizleştiğinden çevre masalardan gelen ufak tefek konuşmalar duyulur hale gelmişti. Onur da gruba uyarak telefonunu eline almış, sosyal medyada dolaşırken arka masadan gelen ses dikkatini çekmiş, ilgisini oraya yöneltmişti.

Bir erkek telefonla hayatında önemli olduğu anlaşılan bir kadınla konuşuyordu. Onur’un dikkatini çekme sebebi ise kullandığı cümleydi; “ışıltılı yüzünü, çağlayan sesini, kokunu özledim, kokundan öpüyorum.”

“Kokundan Öpüyorum”

Söyleyişini bir süre zihninde tekrarladı Onur, anlamlandıramıyordu. Kendisi bir kokuyu ayırt etmeyeli o kadar çok zaman olmuştu ki, bir başkasının kokusunu özlemek, öpmek nasıl bir tanımlamaydı? Ne aklı, ne de kalbi anlıyordu. Çevresindeki insanları bir süre göz altından inceledi.

Aynı ortamı paylaştığı, mesaisini birlikte geçirdiği, neredeyse uyurken ayrıldığı (içlerinden bazılarıyla uyurken de bir araya gelmişliği vardı ya neyse) bu insanların ayırt edici özelliklerini taradı. Zihninde iz bıraktıkları, fark yaratan yaşanmışlıklar biriktirdiği hiç kimse olmadığını fark etti.

Birbirinin aynı günler, aynı sohbetler, aynı çevre, aynı bakış açısı, aynı tarz giyimler, sürülen aynı tarz kokular. Kadınlar, belki bir iki saç rengi tonlarıyla aralarında fark oluşturuyorlardı fakat erkekler aynılığın dibini yaşıyorlardı.

Duyularındaki yok olmayı anlaması da böyle bir zamana denk gelmişti. Tüm hisleri robotik algılamaya bağlanmış, günü kurtaran bir mizaca bürünmüş, metropol insanları içinde yaşarken duygudan yoksun olmanın başarı getirdiği algısına teslim, ruhunu aç bırakıp, gözünü gönlünü doyurduğu sanarak savrulup tutunduğunu sanmıştı.

Kontrolsüzce koyduğu tüm kuralları bozup yeniden yapmanın çok da kolay olmayacağını bildiğinden, alanını daraltmadan zihinde yer eden tanımların manalarıyla oynadı. Tüm duyularını aktive etmenin yollarını denedi ve buldu. Gördüğünü zannettiği görüleri sildi, gözüne yeni bir ben oturtarak gözünden yeni bir dünya yarattı. Görmekle başlattı zihninin mana değişimlerini.

Üniversite yıllarında okuduğu kitabı anımsayıp onu bulup yeniden okudu. Patrick Süskind’in kaleminden çıkan “koku” kitabının kahramanı Grenouille kadar tutkulu bir hal almak değildi niyeti ama koku duyusuyla zihnin kodlama noktalarına, bilinçaltına ulaşmanın yollarından haberdardı. Ve o telefonla konuşan hemcinsinin “kokundan öpüyorum” söylevini anlamada yol kat etmesine fayda sağlayacağını inanıyordu.

Yaşantısının tüm sığlığı içinde kendine bir pencere açarak soluklanacak anlar yaratmaya çalıştı Onur, değişimin sihri kalbine, zihnine düştükten sonra kendini yok sayamayacağını anlamıştı. Akdeniz’de kendini bulma programını çevresindekilere hissettirmeden ve onlarsız bir programın açıklamasını yapması gerektiğinin sorumluğu arasında git-geller yaşayıp sonunda, yeni biriyle tanıştığını onunla tatil planı yaptıkları bahanesini öne sürüp, yalnızlığın efsunlu yollarına kendini bırakmıştı.

Koku

Güneşin alaca yansımasında ışıldayan denizden esintiyle gelen iyotlu koku, uzun süredir unuttuğu koku duyusunun kendini hissettirmesiyle tüm zamanlar silinmiş, tam da o anın içine ruhunu özgür bırakmıştı. Yumuşak esintiyle birlikte teninde hissettiği nemli sıcaklığa, dalga seslerinin müzik gibi gelen tınısı eklenmiş, çıplak ayaklarıyla bastığı ıslak kumda yıllardır hissetmediği özgürlük duygusuyla adımlarının yumuşaklığında doğayla dans ettiği hissine kapılmıştı.

Onur, bu tatille ruhuna detoks uygulamıştı adeta.

Bulunduğu çevreyi yok sayamayacağının farkında, değişimin birkaç günlük tatille olmayacağının bilincinde fakat başlangıç için iyi bir adım olduğunun güveniyle şezlongunda uzanıp, Akdeniz güneşinin sarmalayan yakıcılığına kendini bırakmıştı.

Uykuyla uyanıklık arasında denizden gelen esinti, iyotlu ferah kokunun yanında yasemin çiçeğinin kokusunu da getirdiğinde beyninden gelen komutla anında gözünü açıp, kokunun geldiği yöne başını çevirdi Onur.

Koku, birkaç şezlong ötesinde oturan gruba çevirtti gözlerini. Tüm duyularının kendilerini hatırlattığını fark etti. Görüyor, kokluyor, işitiyor, adeta tadını alıyor ve dokunmak istiyordu. Unuttuğu bu çoklu duyu saldırısını kontrol altına almakta zorlansa da, başarmıştı. Kontrol altına aldığı duyularına hissi hükmetmiş, bu hükmü kullanırken de kokudan da faydalanarak duyularını diri tutmayı başarmıştı.

Grup içerisinde kokunun kimden geldiğini anlamasına da duyular ortaya çıkınca kendine yeniden yer bulmuş 6. Hissi yardımcı olmuştu.

Onur, bir kokunun peşine düşüp
“kokundan öpüyorum” söylevinin manasını tüm hücrelerinde hissederek grubun arasına karışmak üzere ruhunu özgür bıraktı.

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz