Biraz Kitap

Kuyucaklı Yusuf

28 Ağustos 2018
Kuyucaklı Yusuf | Sabahattin Ali


Kuyucaklı Yusuf | Sabahattin Ali

 
”1903 senesinin sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler.”

Bu cümleyle başlıyor Sabahattin Ali’nin önce çeşitli gazetelerde tefrika halinde yayınlanan, sonra 1937’de basılan ilk romanı Kuyucaklı Yusuf.

Cümle bu haliyle sanki bir gazete haberi gibi. Net, yalın, sade. Herhangi bir yorumdan, duygudan uzak. Sadece olayı anlatan, tek başına bir cümle.

Sadelik

Kitabın devamında da bu sade ve yalın anlatım devam ediyor.

Sanki gidip görmüşüz gibi gözümüzün önünde beliren tasvirler de yazarın toplumsal ve sosyal eleştirileri de bu sadeliği bozmuyor.

Kitabın daha ilk cümlesindeki bu vukuat gibi bir sürü vukuat oluyor kitap boyu.

Cinayeti tahkikat için kaymakam Selahattin Bey, savcı ve doktor cinayet mahalline gidiyor.

Eve girdiklerinde ölüleri yatakta buluyorlar.

Odada bir de küçük çocuk var.

Adı Yusuf

Anne ve babasının öldürülüşünü görmüş, müdahale etmek istemiş, bu esnada sağ elinin başparmağı kopmuş ve kopan parmağını elinde tutup öylece duran bu çocuk, romanın kahramanı olan Yusuf.

Kendisinden beklenmeyecek derecede soğukkanlı çocuk, anne ve babasının ölü bedenlerine bakıp “Zaten yataktalardı. Ben başlarını yastığa getirdim, yorgancağızı üstlerine çektim. Uyusun fıkaracıklar gayri. Ne yapalım?” diyen duygusuz mudur, soğuk mudur, evliya mıdır, kitap boyu anlayamadığım bir karakter.

Yazar Yusuf’un bu halini şöyle açıklıyor:

“Bunları söylerken tavrında bir kalenderlikten ziyade bir irade, birçok büyük ve düşünceli adamları gıptaya sevk edecek bir irade görünüyordu. Çaresiz bir şey için, hem de bu kadar şehirlinin karşısında teessür göstermek herhalde izzetinefsine dokunuyordu.”

Kaymakam Selahattin Bey, Yusuf’u evlatlık olarak yanına alıyor.

Evlilik

Selahattin Bey’in karısı Şahinde Hanım bu durumdan başta pek memnun olmasa da zamanla alışıyor.

Selahattin Bey gibi aklı başında, düzgün, efendi bir insanın, Şahinde Hanım gibi boş, dırdırcı bir kadınla neden ve nasıl evlenmiş olduğu merak konusu. Yazar bu merakımızı genel olarak evlilikler hakkındaki görüşleri ile şöyle gideriyor:

“Bizim küçük Anadolu şehirlerimizde bu müzmin evlenme hastalığı daima hüküm sürmektedir. En kuvvetliler bile bir iki sene dayanabildikten sonra bu amansız mikroptan yakalarını kurtaramazlar ve kör gibi, önlerine ilk çıkanla evleniverirler”.

“Tabi bu evlenmede herhangi bir müşterek hayattan ziyade, erkek için evde kadın bulunması; kız için de münasipçe bir kısmet varken kaçırılmaması düşünülmüştür. Bu izdivaç mikrobu evlendikten sonra faaliyetine başlar: Evvelce birtakım emelleri olan, yükselmek, kendini göstermek, eser vermek isteyen adamlara bir kalenderlik, bir lakaytlık gelir. Evde meram anlatmaya asla imkan olmayan, seviyesi, ahlak telakkisi, dünyayı görüşü ve itiyatları büsbütün ayrı bir mahlukla daimi bir beraberlik insanı dış hayatta da bedbin yapar ve bütün insanlardan şüpheye düşürür.”

“Evlendikten sonra bir adamın bütün gayesi ve istikbal düşüncesi, bir kere içine girmiş bulunduğu ve şimdi mukadder telakki ettiği bu belayı ses çıkarmadan ve dosta düşmana pek belli etmeden sürükleyip götürmek, onda herkes tarafından söylenen, fakat kimse tarafından bulunamayan meziyetler ve saadetler araştırmaktır.”

Adalet

Bu romanda genel olarak köy, kasaba romanlarımızda gözlemlediğim fakirin adalete erişiminin engellenmesi, zengin ve güçlü olanın haksız olsa dahi kazanması, cezalandırılmaması olgusu da işleniyor.

Zenginler üzerinden bir sistem eleştirisi yapılıyor kitapta yer yer. Bunu insanın gözüne sokan bir eleştiri gibi vermiyor yazar. Olaylar oldukça zaten akla gelen yorum, bu eleştirilerin bizzat kendisi oluyor.

Namussuzlar karşısında namusluların acziyeti ve korkaklığı kitap boyu kendisini gösteriyor. Halbuki suç işleyen zenginler de “Amaaan nasıl olsa zenginim, bana bir şey olmaz!” demiyor. Affedersiniz onlar da götün götün korkuyor cezalandırılmaktan, hapse girmekten. İronik bir şekilde mağdurlar ve yargı mekanizmasındaki görevliler de zenginleri şikayet etmekten ve cezalandırmaktan korkuyor. Yani aslında karşılıklı bir korkaklık var ama kazanan zenginler oluyor. Hukuk ve adalet anlayışının çarpıklığını göstermesinin yanı sıra devlet adamlarının korkaklığının nelere mal olduğunu da ortaya koyuyor bu durum.

Ayrıca kimse mahkemenin bir işi kısa sürede halledeceğine inanmıyor. Mahkemeye işi düştüğünde herkes inanıyor ki yıllar boyu mahkemeye gidip gelmek zorunda kalacaklar.

Kübra

Araya bir Kübra kız giriyor romanda. Gizemli bir şekilde gelip aynı gizemle gidiyor.

Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf’u üç ciltlik bir roman olarak düşünmüş. İkinci cildi “Çineli Kübra” adını taşıyacakmış, bu addan anlaşılacağı üzere Kübra’nın gizemi çözülecekmiş.

Kısmet değilmiş.

Geçim Derdi

Yusuf evleniyor. Artık evli bir erkek, bakmakla yükümlü olduğu bir karısı var. Çalışması lazım. Bunun bilincinde.

Yusuf, her ne kadar yaptığı işi sevmese de artık sevip sevmeme lüksü olmadığını anlıyor. Ülke bir savaş içinde. Her yerde sefalet var. Hal böyleyken işini bırakması akıl karı olmaz. Kaldı ki geçimleri de artık zorlaştı.

Yusuf işi nedeniyle sık sık gidiyor ve günlerce bazen haftalarca gelmediği oluyor.

Karısı bu yüzden yalnız kalıyor.

Ekonomik durumları fena. Yiyecek yemeği bile bulamayacak denli fena.

Yusuf, iş için gitmeden önce bir miktar para veriyor karısına ama o parayla geçinmek imkansız.

Ancak Yusuf bunu fark edemiyor.

Yusuf’un yokluğunu fırsat bilen atmacalar Yusuf’un karısının evini yiyecekle donatıyor.

Yusuf’un üzülmesini istemeyen karısı yalanlar söylemeye başlıyor.

“Yusuf’a karşı yalan söylemekte bir mahzur görmüyor, onu adeta bir çocuk gibi avutmak, oyalamak icap ettiğini zannediyordu. Bu düşünceler onu Yusuf’u biraz da küçük görmeye alıştırmıştı.”

Karısı artık adeta Yusuf’a anlaması için yalvaracak. Her şeyi birden Yusuf’a söylemeyi de beceremiyor. İstiyor ki Yusuf artık anlasın, hatta kızsın, bağırsın, dövsün, yeter ki anlasın.

Yusuf’un hiçbir şey anlamayan artık aptallık mıdır, saflık mıdır hali çok sinir bozucu.

Kuyucaklı Yusuf | Netice

Neticede hikaye başladığı gibi bitecek, bir vukuatla ve soğukkanlılıkla.

Yorumladığım diğer Sabahattin Ali Romanları

Sırça Köşk
Kürk Mantolu Madonna

Saygılar,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Hande Sönmezerler Sinan 29 Ağustos 2018 at 09:22

    💕📚🐛

  • Cevapla Hülya Erarslan 29 Ağustos 2018 at 11:26

    ♥♥♥♥♥

  • Cevapla Pınar Sude Genç 2 Eylül 2018 at 13:39

    Okumayı çok istediğim bir kitap 🙂 Yazıyı okuduktan sonra okuma isteğim daha da pekişti. En kısa zamanda…

    • Cevapla Hülya Erarslan 12 Eylül 2018 at 13:13

      Güzel bir kitap, evet. Sabahattin Ali’nin diğer eserleri de öyle .)

    Cevap Yaz