Kaş ve Ben

Sarıl Bana

31 Ağustos 2018

Sarıl Bana

Sence Ben Nasıl Biriyim?

Yıllar önce beni çok fazla tanımadığını düşündüğüm birine “Sence ben nasıl biriyim?” diye sormuştum. Böyle bir soruyu sorduğunuzda duymak istediğiniz cevaplar vardır. En azından benim vardı. Fakat hiç beklemediğim bir cevap geldi karşı taraftan: ”Kendine ait dünyası olan biri.” Beklediğim cevaplardan birini vermeyince o anda çok bozulduğumu hatırlıyorum. Oysa bu cümle beni gerçekten çok iyi anlatıyordu.

Kaş & Ben

Kaş ve Ben köşesi ilk ortaya çıktığında amacım İstanbul gibi büyük bir şehirden Kaş gibi küçük bir sahil kasabasına yerleşen bir insanın neler yaşadığını anlatmaktı.

Böyle bir karar alınca ister istemez kendi hayatımdan bahsetmeye başladım. Bu kadar Ayşe Arman’laşacağımı ben de beklemiyordum açıkçası. Enteresan bir şekilde yazdıkça yaşadıklarım şekillendi. Sanki birikmiş duygular ifade buldukça dönüşmeye başladı. Ben de yaşadıkça yazma sorumluluğu duydum. Çok da merak edilen bir hayatım varmış gibi hem de.

Gerçi ciğerimle ilgili yaşadığım sorunumu anlattığım Seni Duyuyorum adlı yazım yayınlandıktan sonra, okuduklarından etkilenerek sigarayı bırakmaya karar verdiği söylenen bir mesaj aldım. Eğer gerçekten bir kişinin bile sigarayı bırakmasına vesile olabiliyorsam ne mutlu bana.

Son yıllarda kiminle konuşsam hep uzaklara gitme isteği görüyordum.

Özellikle de küçük bir sahil kasabasına. Benim Kaş’ta yaşadığımı duyan bir iç geçiriyordu önce. Ben de pek çok insanın hayal ettiği bir şeyi yaşayan biri olarak bunu yaşamanın gerçek duygusunu anlatabilmek istedim. Fakat şöyle bir ayrıntı vardı ki, uzaklara gitme isteğim olmamıştı benim hiç. Arkadaşın dediği gibi kendime ait bir dünyam vardı her zaman. Ben hep uzaklardaydım bu anlamda zaten. Varolmayan bir zaman ve mekan diliminde yaşıyordum genelde sanki.

Aylardır görünür olmaya çalışmak ve bir şeyler yapabileceğimi ispat etme derdiyle o kadar hırpalamışım ve yormuşum ki kalbimi, geçen hafta bayram vesilesiyle biraz dinlenmek istedim. Kendini göstermeye çalışan Elif ile biraz mesai yaptık böylece. Bu kadar çırpınmana gerek yok ben seni görüyorum demek istedim ona. Bakmayın böyle konuştuğuma. Kendine ait dünyam var dediysem de pek de şevkatli bir ev sahibi sayılmam kendime karşı. Ama bu huyumu kurban edesim var artık. Hazır bayramı da gelmişken.

Eski Bir Fotoğraf

Aslında bir kaç hafta önce ekmeye başladım içimdeki şevkat tohumlarını. Bir çocukluk fotoğrafıma rastlamıştım. Gözlüksüz bir fotoğrafım olduğunu görünce pek sevindim. 3 yaşımdan itibaren şişecam fabrikasından alınmış misali 4 numara gözlüklerim olmadığına göre gözümde, bu fotoğrafta 2,5 yaşında olmalıydım. Tam da kızımın şimdiki yaşında yani.

Didem Elif | Çocukluk Fotoğrafı | Yaş: 2,5

11 yaşında gözlerim düzelip gözlüksüz bir genç kız olarak hayata başlamama rağmen, üzerimdeki yükünün hala hafiflemediğini anladım o gözlüklerin. Çirkin bir kız çocuğu olmaktı benim için anlamı… Kimse bunu söylemese de ben böyle hissetmiştim. Kısa kesilmiş saçlarımla ve erkeksi davranışlarımla bir oğlan çocuğundan farksızdım zaten. Abim bana sürekli Ali, kuzenimse Osman diyordu. Buğulanmaya hazırlanmadı umarım gözleriniz. Bunlardan bahsedince mutsuz bir çocukluk geçirdiğim sanılsın istemem çünkü. Aksine öyle büyük, sevgi dolu ve bunun doya doya gösterildiği bir aile çemberi içindeydim ki, çirkin olduğunu düşünen ama buna takılı kalmayan mutlu bir çocuktum. Çocukluğumu bilen herkes eminim çirkin kelimesinin değilse de mutlu bir çocuktum cümlesinin altına imzasını atacaktır.

Traji komik hikaye bu ya 11 yaşından sonra en çok duyduğum şey ne kadar güzel bir yüzüm olduğuydu.

Sınıfın en güzel kızı, okulun en güzel kızı, ailenin en güzel kızı, mahallenin en güzel kızı, fakültenin en güzel kızı. Böyle cümleleri erkeklerden ziyade kendi hemcinslerimden duyuyordum üstelik. Zaten böyle bir şey söylemeye cesaret edebilecek erkeğin vay halineydi bir taraftan. Osman Ali’lik hala ruhumuzda hüküm sürüyordu. Pardon yani… 😎

Neyse yıllar böyle “en güzel” takısıyla ve “Elini sallasan ellisi kızım senin” laflarıyla ilerlemesine rağmen, ben bir türlü kendimi söylenildiği kadar güzel hissedemiyordum. Dişlerim yamuktu bir kere ama diyelim ki öyleyse bile iç güzelliğin daha önemli olduğunu düşünüyor ve ispat etmeye çabalar gibi mükemmel biri olmak için uğraşıyordum. Kendini mükemmelleştirmeye çalışan insan kadar acımasız biri yoktur kendine karşı. Bunu geç anladım tabi.

Dolayısıyla biraz da bunun farkındalığıyla, bir kaç hafta önce, çocukluk fotoğrafıma rastladığım gün yani, gözlükleriyle çirkin olduğunu düşünen çocuk Elif’e şevkat göstermeye karar verdim. Usulca gözlük takmaktan nefret ettiğim ama takmadığımda zeminin resmen deli gibi kaydığı zaman dilimine gittim ve Elif’e tüm sevgimle sarıldım. Kulağına “Hiç üzülme, sen büyüyünce bu gözlüğü çıkartacaksın ve çok güzel bir kadın olacaksın,” dedim.

Zamanda böyle bir yolculuk yapmayı nasıl akıl ettim ve başarabildim hiç bilmiyorum. Kendi kendine pek öyle spiritüel becerileri olan biri sayılmam aslında. Tek bildiğim bu sahneyi dışardan izlerken hıçkırıklar içinde ağladığımdı.

Sarıl Bana

Şimdi bugün bambaşka yeni bir yolun başındayken ve özellikle korkularım tavan yapmışken, gelecekteki Elif’in gelip bana “Hiç korkma, ilerde sen çok başarılı biri olacaksın,” demesine çok ihtiyaç duyuyorum. Ama çok şükür ki o kadar paranoyak bir ruh haline girmedim henüz. 😂

Her şeyden önce kendime vaatlerde bulunup, başkalarının bana bulunduğu vaatler sonrasında yaşadığım hayal kırıklıkları gibi, kendimi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum.
Ama şu dönemde yaptığım seçimlerimin sorumluluğunu almam gerektiğini de çok iyi biliyorum. Bu yüzden “En kötü ne olur?” sorusunu kendime sordum bugün. Bir gün kızımın benden nefret etme ihtimali olsa bile, içimde deli gibi korkan Elif’e sevgiyle sarılıp aynen şöyle dedim: “Elinden geleni yaptığını biliyorum. Ne olursa olsun, gittiğin yolda ben her zaman senin yanındayım.”

Ve bunca zaman sonra nihayet, koşulsuz bir şekilde içimdeki çocuğun yanında olduğum için şükrettim kendime. Çünkü birini gerçekten sevmenin ön koşulu budur: Onun koşulsuz yanında olmak…

Didem Elif

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 1 Eylül 2018 at 00:00

    Eliiiif☄️ Kalbime bir ateş topu düşürdün, nereden başlayacağımı bilmiyorum. Benzer ergenlikler yaşamışız. Ben de gözlük yoktu ama inanılmaz bir sınıfsal farkındalık yaşadığımı hatırlıyorum ki anlayamayarak üzüldüğüm tek süreçtir. Güzellik falan zaten öyle bir konu gündemde dahi değildi. İnek derlerdi. Burnu büyük derlerdi. Onbulak olan soyadımla, değişim dalgalar geçilirdi… vs.
     
    Şimdi bugün olduğum kadına bakıyorum da o zamanların, o içe kapanıklıkların ne büyük ekmeğini yiyorum. Beni yazmaya, düşünmeye teşvik eden zamanlardı onlar.
    Ha sonradan acayip tekmeler, kazıklar yedim o ayrı. Olduğumu zannedip, olamadığımı gördüğüm, dahası bunu bana üç kuruşluk değer biçmediğim insanların hatırlattığı zamanlar oldu. Keşke ölsem dedim hatta. (Demeyen var mı acaba bu arada)
     
    Neyse ya çok uzattım… Şimdi aynı şeyleri farklı açılardan ben de sorguluyorum. Kızlarım beni sevmezse, beni yetersiz bulursa, ya beni suçlarsa… Sonra aklıma doğumumu da yaptıran doktorumun söyledikleri geliyor.
     
    “Sadece sevgi, şefkat ve kokun yeter Beril”
     
    Yetmez mi Elif? Sana yetmez miydi?

    • Cevapla Didem Elif 2 Eylül 2018 at 14:59

      Tabi ki yeter. Tam da bunun yettiğini anlatmak için yazdım Sarıl Bana’yı. Hepimizin çocukluğunda farklı detaylar saklı. Belki de hala bilmediğimiz nelerin şimdiki hayatımıza gölgesi düşüyor. Yorumun için teşekkürler Berilcim. 💛😍😘

      • Cevapla Beril Erem 6 Eylül 2018 at 13:27

        Ayyyy yorumuma baktım da yıkılıyor! İmla yönünden tabi 😂🤦‍♀️

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 1 Eylül 2018 at 20:34

    “Hiç üzülme, sen büyüyünce bu gözlüğü çıkartacaksın ve çok güzel bir kadın olacaksın,”
     
    Ehh be kadın!! Ağlamayacağım artık, dediğim zamanlarda beni hıçkırıklara boğdun!
     
    Burada öyle kuvvetli bir birliktelik kurduk ki zaaflarımızla, gücümüzle kendimizle hesaplaşırken, bunu bir de başkalarıyla paylaşıyoruz. Bazen seninle yazılar yayına girmeden konuşuyoruz; “Çok mu açıyoruz?” kendimizi sorgulamalarını birbirimizin desteğiyle bertaraf etmeye çalışıyoruz. Samimiyetle ve dürüstçe duygularını insanların avuçlarına bırakmanı, ilk günden itibaren hayranlıkla izliyorum. Asıl güç bu. Olduğun gibi ortaya çıkabilmek.

    • Cevapla Didem Elif 2 Eylül 2018 at 15:03

      Senin yazını okurken bile gözlerim yeniden doldu. Ahhh bizim şu sulu gözlü yüreğimiz. 😇
       
      Ne güzel ifade etmişsin bu arada “duygularını insanların avuçlarına bırakmak” çok sevdim bu tanımı. Olduğum gibi olma yolumda desteğini asla unutmayacağım. 💚💚💚

    Cevap Yaz