Sentez

Çekmece – 4

7 Ekim 2018

Öykü Çekmece | Mektuplar

Gün batımına denk geldiği köprü trafiğinde en azından manzara güzel diyerek kendini teselli etmeye çalıştı Sude. Gökyüzünü kaplayan kızıllık, boğazın rengini maviden laciverte, yer yer turuncu harelere bırakmış, gün şehri terk ederken şehir insanlarının üzerine siyah pelerinini çekmeden görsel bir şölen armağan ediyordu. Sude manzaraya sadece bakıyor, algılamıyordu. Gördüğü şey kartpostallara giren boğaz manzarasıydı. Manzaranın derinliğe inemeyecek kadar kendi derinliğinde boğuluyordu. İçindeki çekmecelerin hesaplarını karıştırmış, dün bugüne, bugün düne karışmıştı.

Günlerdir mektuplarla başka bir zamana gidiyor, o zamanın duygusunun içinde andan kopuyor, içinde oluşan kaotik durumun çözümlemesini yapamıyordu. Yıllardır kurduğu düzende sekteye uğramadan hayatına devam etmişti Sude. Evini, işini, içini dahi bir düzene oturtmuştu. Hayatın felsefesini çözdüğüne inanmış, içinde çekmecelere hapsettiği anlardan kurtulduğunu düşünüp, günü yaşayarak dingin bir yaşamda yoluna devam ediyordu. Bilinçaltının ortaya neyi, nerde, nasıl çıkartacağı konusunda fikri olsaydı bunları engelleyecek doneleri hazır bulundururdu.

Oysa yaşamın akışı içinde, herhangi bir renk, bir isim, koku, ses ya da bir müzik, bir kitap, belki de bir yazarın kurgusu insanın içinde çekmece içlerine kapattığı kutu ansızın çıkabilirdi. Öyle de olmuştu işte! Suçlayacak birini arama hatasına teslim olmanın manasızlığının farkında, yüzleşmek en doğru karardı. Aksi halde kim suçlayabilirdi Sezen’i 88 albümünü yaptığı için!

Sude düşüncelere dalmışken, eve ne zaman gelmiş, Sezen’in 88 albümünü ne zaman açmış, mektupların başına ne zaman oturmuş farkında değildi. Sonuç odaklı yola çıkışının üzerinden geçen vaktin bilinmezliğinde yine mektupların başında bulmuştu kendini.

“Artık üç metrekarelik yaşam alanımda bir düzen oluşturmam gerektiğini fark ettim. Günümün büyük bir kısmını hatta neredeyse tamamını geçirdiğim odamda ufak değişiklikler yaptık. Çalışma masamın dağınıklığı, aradığımı bulmada bana sıkıntı çıkartmaz iken Belle için hiç kolay olmadı. Hatta bu düzen oluşturma fikri Belle’den çıktı demem daha doğru olacak. Çünkü sıkıntı çeken o oldu ben değil. Masamın üzerinde duran senin mektuplarını da önce bir kutuya yerleştirip, ilk çekmecemi onlara ayırdı. Anılarımı not ettiğim defteri masa başında bırakmayı daha makul bulduk. Fotoğraflar için de bir düzenleme yaptık. Masamın duvarında senin gülümseyen o eşsiz fotoğrafın vardı sadece. Şimdi orayı adeta bir albüme çevirdik. Hayatımda yer alan herkese ait fotoğraflarla süsledik duvarımı. Hayatımın özeti o duvarda şimdi. Yatağımın yönünü tam tersine çevirip, pencereden dışarıyı izleyebileceğim hale çevirdik.

Bu zamana kadar pencereden görünen manzarayla hiç ilgilenmediğimi fark ettim. Biraz ondan bahsetmek istiyorum sana. Ülke dışından gelen öğrencileri şehre hayran bırakmak için inşa edildiğini düşünüyorum bu binanın. Özellikle yapılmış olmalı bu yer seçimi. Şehrin yeşilliğinin içinde yerleştirilmiş binada, hangi yöne bakarsan ağaçların dostluğuyla karşılaşılıyorsun. Ağaçların arasına yapılmış yürüyüş yolları kenarlarındaki sokak lambaları sihirli bir yolculuğa davet eder gibi çağırıyor insanı. Gündüzleri de ağaçların arasından göz kırpan sincapların sevimliliğiyle karşılaşıyorsun. Ayağımdaki alçıya rağmen bu alanda biraz yürümek çok iyi hissettiriyor Sude.”

“Nasıl anlatmalı, ne söylemeliyim inan bilemiyorum. Her şeyden önce senden af diliyorum. Endişelenme hemen büyütecek bir şey değil. Benim fazla duygusal olmam belki de bu açıklamaya, bu özre çekiyor beni.

Detayları anlatmalıyım sana, lütfen tarafsız olmaya çalış ve mantıklı düşün değerlendir Sude. Ben seninleyim bunu da hiç çıkartma aklından.

Ayağımdaki alçı ruhumu da alçıya almama sebep oldu sanırım. Karamsar bir hale büründüm Sude, kişisel işlerim dışında birine muhtaç olmadan hayatımı devam ettiremiyorum ve çok yalnızım Sude. Zihnimde sürekli bir sorgulama var bu da beni öfkeli biri haline çeviriyor. Kitap okumaya çalışıyorum olmuyor, pencereden manzarayı izliyorum yetmiyor, fotoğraflara bakıyorum ruhum sıkışıyor gibi oluyor. Sana yazmaya çalışıyorum onu bile beceremiyorum. Anı defterimin kapağını dahi açamıyorum. Bunalıyorum Sude. Belle arada gelip gitmese yalnızlıktan kendimi yok edecek gibi hissediyorum.

Neyse konuma dönmeliyim. Sana geçenki mektuplarımdan birinde bahsettiğim penceremden izlediğim parka yürüyüşe çıktım bir başıma. O sihirli dünya beni içine çekti. Kol değneğimle başarabileceğimi düşündüm. Yürüyüş yolunda ilerlerken aniden bir sincap ayağımın altından geçti, karanlıktı ve ben sincap olduğunu anlayana kadar panikledim ve ayakta durmayı başaramadım ve düştüm. Dur kızma hemen ayağıma bir şey olmadı. Yeni bir kırık yok, yumuşak bir düşüş sağlayabilmişim, fiziki bir acı bile yaşamadım.

Fakat ruhum o çalkantılara teslim oldu, karanlık, yalnızlık, muhtaçlık, hasret, öfke derken tüm duygular gözlerimden akın etti. Bir yandan ağlıyor bir yandan ayağa kalkmaya çalışıyordum ki, yürüyüş yapan başka bir öğrenci beni fark edip yardım etti. Bu yardım hali beni daha da duygusallaştırdı ağlamamı durduramıyordum. Acı çektiğimi düşünen öğrenci arkadaşım ambulans çağırma teklifinde bulundu oysa ki benim acım ruhumdaydı. Beni odama çıkartmasını istedim, tam o sırada Belle göründü. O an sanki huzur duymaya başladım Sude. Bildik bir insanın acımı dindireceği inancı, onu görmemle kalbimde bir yakınlık oluşturdu. Belle beni odama çıkardı, elimi yüzümü temizlememe yardım etti, gözyaşlarımı dindirdi. O şefkat anında Belle’ye yakınlaştım Sude, sadece bir anlık bir şeydi. Onu öptüm.

Bunun duygusal boşluktan oluşan bir duygu karmaşası olduğuna karar verdik Belle ile. Bunu sana anlatmam konusunda Belle ısrarcı oldu ve çok özür dilediğini iletmemi istedi (çok nazik ve düşünceli). İkimiz adına da ben bu görevi üstleniyorum Sude. Sadece anlık bir duygu karmaşasıydı ve geçti, bir daha böyle bir şey asla yaşanmayacak seni temin ederim yaşanmayacak.”

“Sude harika bir işe giriştik. Bütün detayları sana anlatacağım. Bir gün Belle çalışma masamda çekmeceden aldığı bir şeyle ilgili notlar almaya başladı. Ben de yatağımda kitap okuyorum. Yine bir düzenleme yaptığı fikriyle elimde Stendhal Fransızca okuyarak, Fransızcamı okuma seviyesinin altına düşürmemeye çalışıyorum. (Bu arada sana Stendhal aldım, bu psikolojik anlatımın içinde sen de mest olacaksın eminim)

Elinde iki ayrı sayfayla Belle yanıma geldi, Fransızca bir makale olduğunu düşündüğüm bir sayfa verdi elime. İkinci cümleden itibaren senin mektubun olduğunu anladım. İnanamadım elimdeki kağıda. Türkçeyi o kadar iyi Fransızcaya çevirmişti ki aklım almadı. İlk önce Belle’ye Türkçeyi bu kadar iyi öğretmiş olmamın gururu okşadı ruhumu sonra da benim Fransızcamın okuduğunu anlamada bu kadar ilerlemiş olmasının gururu.

Sonra birlikte planlama yaptık. İlk önce senin yazılı mektuplarını Belle Fransızcaya çevirecek sonra ben o Fransızcayı Türkçeye çevireceğim böylece ilk andaki senin mektubunda benim çevirimi karşılaştıracağız. Hatta en son aklımıza gelen fikir senin Türkçe gelen mektubunu ben hiç okumadan Belle direk Fransızcaya çevirecek ben o Fransızcadan alıp Türkçeleştireceğim, böylece de aklımda kalmış senin cümlelerinle çeviri yapmamış olacağım. Çok heyecan verici bir deneyime başladık Sude, bunu tecrübe etmenin keyfi eşsiz bir duydu.”

Sude, elindeki mektubu tüy gibi yere bıraktı. Yüzleşmelerin en ağırlarının sonda olduğunu biliyordu. Bu kadar derin bir yaraya pansuman yapmanın işe yaramayacağının bilincindeydi. Yaranın temizlenmesi için en dibine ulaşması lazımdı.

Odadaki çekmeceleri gözüyle taradı, hangisinde olduğunu hatırlamaya çalıştı. İki çekmece arasında kalmıştı bu fikirden vazgeçmeden birinci çekmeceyi açtı. Açtığı anda kutudan anladı orada olduğunu.

Kutunun kapağını kaldırır kaldırmaz içinde aynı anda açılan bir dolu çekmeceyi hüzünle izledi, elini kutunun içine uzattı.

>> 5. Bölüm

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz