Bir Katre Hayat

İyi Aile Yoktur | Nihan Kaya

20 Ekim 2018

Hepimizin ailesi iyi mi? Ya da sorumu şöyle basitleştireyim; “Kim mükemmel, kim kusursuz bu dünyada?”

Ben genel olarak aile kavramını; bizdeki mükemmel eğitim sistemine ve kendi bilgi birikimine güvenerek dünyaca ünlü PISA sınavına giren öğrencilere benzetiyorum. Biz aile kurarken yüzyıllık geleneklerimizi, örf ve adetlerimizi dimağımızın en nadide köşesine yerleştirir öyle yola çıkarız. Ebeveyn olduğumuzda da kutsal kitapların bize bahşettiği yüce vasıfları kendimize düstur edinir, bu rahatlıkla çocuk yetiştiririz. Malum ”Cennet anaların ayakları altındadır”, Kutsal kitaplardaki 10 emirden biri de “Anneye, babaya koşulsuz saygı göstermektir.”

Bu sağlam dayanakları cebine koyan mükemmel biz ebeveynler kendilerince özveriyle çocukarımızı büyütürüz; yemez yediririz, içmez içiririz. Pisa sınavı gibi çocuk eğitimi sınavında da bu özgüvenle soruları cevaplar gibi çocuklarımızın ruhunda kararlılıkla, huzurla çentik atarak yanlışları eleyerek, doğruları işaretleriz. Dört yanlış bir doğruyu götürdükten sonra sonuçlar açıklanınca, sonuca inanmakta zorluk çekeriz hep birlikte. Eğitim sistemini ve soruları suçlayan öğrenciler gibi biz de çocuklarımızı suçlarız küskünlükle. Oysa yanlışları yapan biz olduğumuzdan, sonucun mesuliyetini alması gereken de biziz elbette.

İyi Aile Yoktur

İşte Nihan Kaya’nın son kitabı “İyi Aile Yoktur” kitabı bizi mesuliyet almaya çağırıyor. Özgün ve yetkin kalemiyle bizi, kendimizi sorgulamaya davet ediyor. Ebeveynliğe dair bildiklerinizi unutun, kendinize bir format atın diyor. Bize doğru olmayı ne gelenekler ne de dini kurallar öğretebilir, bize doğru aile olmayı ancak içimizdeki çocuk ve de ailemizdeki çocuklar öğretebilir. Her şeyin en iyisini bildiğimiz varsayımından vazgeçip; çocuğumuzu dinlediğimiz ve anladığımız gün iyi bir aile olma yoluna koyulabiliriz.

Nihan Kaya’nın çocuk yetiştirme hususunda ders niteliğindeki kitabını okurken aklıma çokça paylaşılan mısralar geldi:

“Sen bana bakma, ben senin baktığın yönde olurum.”

Özdemir Asaf’ın bu ünlü mısralarını bir zamanlar çok severdim. Ama zamanla bu sevgim buruk bir sükut-u hayale evrildi. Aslında bu mısraların özü: “Senin doğrun, senin bakış açın, senin zevklerin, senin hayat görüşün benim pusulamdır; mamafih sen benim ne düşündüğümü, ne hissettiğimi hiç merak etme ben senin için kendimden vazgeçerim.” demekte olduğunu fark ettim alt mesajında.

Tam da bizim topluma göre mısralar; biz bu bencil halet-i ruhiyeyi yalnız sevgilimizle ilişkimizde değil, çocuklarımızla ilişkimizde de benimsemeyi pek severiz. Biz çocuğumuz için en iyisini, en doğrusunu seçer ve isteriz, çocuklarımız ise hayat karşısında tecrübesiz olduklarından kendileri adına karar verme istemleri beyhude bir çabadır; acilen gerek aile içinde ve eğitim sisteminde önlem alınmalı çocuk en başından düşünmeyen, sorgulamayan itaatkar bireyler olarak yetiştirilmeli.

Yani bizim çocuklarımıza bakmamız (onların ne düşündüğü, ne isteği, ne hissettiği ile ilgilenmemiz) anlamsız, çocuklarımızın zaten bizim baktığımız yönde olmaları gerekir zira biz onlar için tüm fedakarlıklara katlanan özverili ebeveynler olarak doğru yönü en başından tayin ettiğimizden mütevellit çocuğumuzun fikirlerini sormak ve önemsemek, şu kişisel gelişim safsatalarına paye vermek olacaktır ki bu çok saçmadır, zira biz anamızdan babamızdan böyle mi gördük, değil mi ama?

Aktarım

Bu sözleri sarf eden ebeveynlere baktığımızda, onların da ne kadar mutsuz olduklarını görürüz çünkü benliği yok sayılmış, acıları reddedilmiş bir çocuk tüm bu olanları idrak edip çocukluğunu onarmadıkça, başa çıkamadığı o acıları bir başkasına – çoğu kez kendi çocuğuna- aktarmaktan başka ne yapabilir?

Çocukluğumuzla ilişkimiz, anne-babamızla ilişkimizin devamıdır. Çocuğumuzla doğru bağ kurma, kendi çocukluğumuzu ve içimizdeki çocuğu tamir etmekle olur. En iyi anne baba bile çocuğuna zarar verir. Anne-babanın çocuğa verdiği zararı örtbas edebilmek için anne-babalık kurumsallaştırılmış ve kutsallaştırılmıştır. Oysa iyi anne-baba olmak, anne-babanın çocuğa bir şekilde zarar vermesinin kaçınılmaz olduğu baştan kabul edilmedikçe imkânsız.

Öğrenilmiş Çaresizlik

Saygı, itaat değildir. “’Büyüklere saygı’ gibi kavramlar, çocuğa saygısızlığı meşrulaştırmak için kullanılır. Bize ‘saygı’ adı altında öğretilen şeyin gerçek saygıyla çok az ilgisi vardır. Saygıya ihtiyacı olan, anne-babalar, öğretmenler, büyükler değil, çocuktur” diyor Nihan Kaya…

Nihan Kaya’nın kitabı “İyi Aile Yoktur”da en çok beni bu nokta etkiledi. Ben çocuklarıma “öğrenilmiş çaresizlik” miras bırakmak istemiyorum. Ben onları seçimlerinde özgür, söylemlerinde korkusuzca dürüst, eylemlerinde ise özgüvenli bireyler olarak yetiştirmek istiyorum.

İşte bu yüzden bu kitabı okurken bir yandan da kendi çocukluğumla ve ailemle yüzleşmeye çalıştım. Aldığım yaraları kızlarıma göstermekten çekinmedim hatta dürüstçe paylaşmayı yeğledim sonra yaralarımı itinayla sarıp sarmaladım. Yaşadığım kötü tecrübeleri onlara yaşatmamaya, iyi tecrübeleri, onların da fikrini alarak, sürdürmeye karar verdim.

Kızlarım ve Ben

Nihan Kaya’nın “İyi Aile Yoktur” kitabının büyük bir bölümünün altını çizerken bir yandan da kızlarımla paylaştım. Zaten ben onlara anne karnındayken kitap okumaya başlamıştım bu yüzden bu durum onlar için çok alışıldık bir durum. Hayata dair her ne varsa onlarla paylaştım daima, ancak bu alışveriş tek taraflı olmadı hiçbir zaman. Onların o küçücük kafalarının içindeki kocaman dünyayı merakla gözlemledim, olaylara ve durumlara bakış açılarını anlamaya çalıştım.

Yalnız sözlü ifadelerini değil, bakışlarını, duruşlarını da ilgiyle çözümlemeye çalıştım. Hassas, duygulu kızımın zaman zaman kimseyi kırmamak adına, dilinin kabul ettiğini bakışlarının rettediğini görünce hayıflandım; hangi davranışlarımızın tesiriyle, onun başkasını üzmek yerine kendisini üzdüğünü, düşündüm. Büyük kızımın çok üzüldüğünde bile çetin ceviz gibi kabuğunu kıramadığını dışarıya karşı daima güçlü dururken içten nasıl incindiğini hissedince o kırılmayan kabuğun müsebbibi olduğumuzu anladım.

Şimdi kızlarıma baktığımda doğru ve yanlışlarımızdan müteşekkil bireyler görüyorum. Doğrular için şükrediyor, yanlışlar için kızlarımdan özür diliyorum. Bu kitabı çocuklarımla okumamın enteresan sonuçlarını hemen görmeye başladım. Bazen benim veya arkadaşlarının anneleri ve hatta öğretmenlerinin konuşmaları ve davranışları mukabilinde küçük kızımın müstehzi bir gülüşle “Anne sence Nihan Kaya bu durum hakkında ne derdi?” diye sorgulaması çok hoşuma gitti. Önceden de yaşama ve çevreye karşı sorgulayan bireyler olmaları için elimden geleni yapıyordum ama bu kitap sayesinde onların daha bilinçli ve hakları konusunda daha talepkâr bireyler olduklarını görmek gurur verici bir durum benim için.

Anne Olmayı Öğrenmeye devam

İyi birer ebeveyn olabilmek için ne geleneklerden güç alıyorum, ne de akıl veren duygusuz çocuk gelişim kitaplarından; benim pusulam daim, kızlarımın sözden etkili bakışları ve bizden daha yaratıcı ve masum düşünceleri olacak. Dinleyerek, anlayarak anne olmayı öğrenmeye devam edeceğim.

Velhasıl her şeyin başı ve sonu koşulsuz sevgi ve çocuğumuzdan beklediğimiz değil çocuğumuza gösterdiğimiz saygı. Bu konuya dair kitaptaki bir örnek beni çok etkiledi. 1944’de ABD’de yapılan bir deneyde, dokunulmayan bebeklerin tamamının öldüğü ortaya çıkmış. Fiziken bütün ihtiyaçları karşılanan, sapasağlam bebekler bile, kendileriyle duygusal temas kurulmadığında ölürmüşler. Bebek ve küçük çocuk, anne-babasının tam kabulünü ve onayını almadığı takdirde fiziken öleceğini sezgileriyle biliyormuş.

Çocuğun, anne ve babasının onayını ve sevgisini almak için yapmayacağı şey yokmuş. Herkesin çocuğa zarar verdiğini bildiği şeyler, cinsel ve fiziksel istismar, anne-babanın boşanması, anne-babadan birinin ölümü, ihmal gibi durumlardır. Bunlardan birinin gerçekleşmesi halinde herkes çocuğa karşı anlayışlı olur, çocuğun acısını takdir eder, zararı elden geldiğince telafi etmeye çalışır. Fakat çocuğa asıl zarar veren günlük istismarın farkına çoğumuz varamayız.

Böylesine hassas ve gerçekten koşulsuz seven çocuklarımızı; ütülü kıyafetlerle okula gönderip, hijyenik ortamlarda büyütüp, tüm maddi ihtiyaçlarını karşılarken; hayat telaşında koştururken onların manevi ihtiyaçlarını gerçekten karşılayabiliyor muyuz?

İşte bu iç muhasebeleri yapabilmek için Nihan Kaya’nın “İyi aile yoktur. Ya da, paradoks şu ki iyi aile, ‘İyi aile yoktur’ düsturuyla hareket edebilen ailedir” kitabını anne-babalar, öğretmenler hatta haklarını ve özgürlüklerini öğrenmeye gayret eden çocuklar mutlaka okumalıdır. Bu kitabı eşinize, dostunuza, sevdiklerinize tavsiye edin, armağan edin hatta onlarla kitap üzerine fikir teatisinde bulunun, belki o zaman Nihan Kaya’nın “Yeryüzünde kırgın bir çocuk kalmayana dek yazacağım” arzusu, okuyucusunun desteği ile gerçekten anlam bulur.

Şenül Korkusuz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Ekim 2018 at 20:25

    Şenülcüm harika bir yazı olmuş. Kızlarınla ilişkin örnek alınacak kadar güzel. Maşallah. Nihan Kaya’nın kitabı ise kesinlikle okuma listeme girdi. İlk fırsatta okumak istiyorum.

    • Cevapla Şenül Korkusuz 20 Ekim 2018 at 23:03

      Tavsiye ederim gerçekten çok güzel bir kitap👌🏻Çok sevdiğim bu kitabı hakkıyla anlatabilmek benim için önemliydi, senin onayını almak içimi rahatlattı.😉

    Cevap Yaz