Tanrı'nın Saati

Biraz Konuşabilir miyiz?

19 Kasım 2018

Merhaba | Biraz Konuşabilir miyiz?

Merhaba, diye başlamak istiyorum ilk paylaşımıma. Aslında Arapça kökenli bir selamlaşma olan “Merhaba”, lisanımızın en kibar başlangıç sözcüğü olsa gerek. Fakat lisan ve ırk gibi detaylara takıntım olmadığı için kulağa hoş gelen her kelimeyi kullanmayı etik buluyorum.

Sümerler döneminde insanlar Marduk denilen Tanrı’nın insanları cezalandırmak için tek dil konuşulurken kavimleri böldüğünü ve farklı lisanlar yarattığını idrak etmişlerdi.

O yüzden Merhaba, Halli Hallo, Selam, Şalom arkadaşlar

Çok klişe bir anlayışım var; hiç kimse göründüğü kadar iyi, anlatıldığı kadar kötü değildir, diye…

Çünkü Mark Twain’in o müthiş benzetmesi olan “İnsanlar Ay’a benzerler, kimseye göstermedikleri karanlık bir yüzleri vardır” sözü bizi derin bir sorguya götürüyor.
Oscar Wilde‘de bunu desteklercesine “Doğruluk güneş gibidir, elbet birgün doğacaktır” diye bize bunu iyice irdeliyor.

Aslında özgürlüğü dahi bir kafes içerisinde arıyoruz. Kendimizi hapsettiğimiz şaşalı hayatımız , kusurlarımızı örtmekten fazlasına yaramıyor. Ne kadar kusur örtebilirsek, o kadar iyiyizdir.

Bu yüzden konumuz: İnsanlık

Bugün insanlığın var olduğu dönemler, geçmiş ve gelecek statüleri hakkında konuşacağız.

Fosil

Üstteki fotoğrafta gördüğünüz atlar bundan bir kaç bin yıl önce muhtemelen ya açlık ya soğuktan ölmüşler. Velakin konumuz şöyle: Bundan 60.000 yıl evvel ilk modern insanlık ortaklıklarda görünmeye başlamış. O dönemlerle ilgili net bulgular olsa da, biz yakın dönemle daha çok ilgileneceğiz.

Bundan 15.000 yıl önce dünya nüfusu bir milyon dahi değildi. 10.000 yıl önce de beş milyon gibi bir nüfusa sahip olduğu biliniyor. Yani nereden baksanız 25.000 kişiye bir ülke düşüyordu. Bu kadar bol araziye rağmen savaşlar neden yapıldı? Toprak için, petrol için veya altın için değildi muhtemelen.

Sümerler dönemine gittiğimizde insanların gerçek mânâda bilim, ticaret, yerleşik hayat gibi refah bir seviyeye ulaşmış olduklarını görüyoruz. Orta Asya, Anadolu, Arap Yarımadası gibi kesimlerden çok fazla bulgu elde edilmiş olması, insanlığın buralarda merkez konum edindiklerini gösteriyor. Aynı zamanda o dönemlerde din kavramının yaygınlaştığını, Gılgamış Destanı ile Nuh Tufanı’nı, Mısır Uygarlığı’nın olduğu dönemlerde bugünkü İslamiyet inancının doğuşunu, Yahudiliğin 2.000 yıl sürecek akraba peygamberler evresini görmüş oluyoruz.

Çok yakın dönemlere baktığımızda ise devletlerin gerek hiyerarşide, gerek demokraside kesin sınırlar çizdikleri ülkeler olarak standart bir toplum oluşturmaya çalıştığını göreceğiz.

İstatistiklerle İnsanlık

Türkiye’de 1952 senesinde yapılan nüfus sayımlarında 22.100.143 -Yirmi iki milyon yüz bin yüz kırk üç- nüfusa sahip olduğunu, nüfus yoğunluğunun ise 2.68% dolaylarında bulunduğunu görüyoruz. Şu anki nüfus yoğunluğu 1.30% civarında ve bu, saatte 145 çocuğun Türkiye’de doğduğunu gösteriyor.

Siyasi İnsanlık

Modern dünyanın kızıl ötesi ışınları kullandığı dönemlerden bu yana, daha çok enerji savaşları yapıldığı, sürekli yükselen bir ekonomik savaşın siber olarak devam ettirildiği, borsa aracılığı ve faiz sistemiyle ülkeler arası çatışmalar yaşandığına şahit oluyoruz.

En çok üzüldüğüm nokta ise bu kadar gelişmişliğe rağmen, 100 yıl geriden gelen politik anlayışın ülkemizde hakim olması.

Düşünsenize 150.000 yıllık insanlık tarihinin en modern, en gelişmiş çağında doğuyoruz ve televizyonlarda Cüppeli Ahmet Hoca ile karşılaşıyoruz. Bir diğer yanda uzay aracını düşüren tarikat, ülke içinde darbe teşebbüsünde bulunan Fetö, ülke çevresinde kanser gibi yerleşmiş terör örgütleri, insanlar arasında siyasi kavgalar, ırkçı görüşler, herkesin bir ispat içinde kapıştığı 21. Yüzyıl…

Dinlerin hala hüküm sürdüğü topluluklar ve buna bağlı olarak aklın düşünme seviyesinin diplere çekilmeye çalışıldığı hurafeler… Herkesin kendi cemaati ve tarikatını cennete götürdüğü görüşler var…

Umarım 1.000 yıl sonra bizim izlerimizi bulan torunlarımız, bu yazıyı okur da, genel olarak o toplum ile aynı hurafelerde yaşamadığımızı görür…

Özellikle umuyorum ki bizim sigara gibi bir maddeyi zevk için kullanan bir toplum olduğumuzu da görmez ve bizlerle alay etmezler…

Ahmet Yonca

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

10 Yorum

  • Cevapla Gül 19 Kasım 2018 at 12:06

    👏👏👏

    • Cevapla Ahmet Yonca 19 Kasım 2018 at 12:59

      🤗🤗🤗

  • Cevapla Nurcan Doğan 19 Kasım 2018 at 12:16

    Üstadım gelmiş, hoş gelmiş. Güzel yazılarınızı severek okuyacağım. Anlayanınız bol olsun.

    • Cevapla Ahmet Yonca 19 Kasım 2018 at 12:59

      Siz varken ben ancak bir Çırak kalırım yanınızda efendim. Teşekkür ederim güzel yorumun için

  • Cevapla Ahmet Atilganlar 19 Kasım 2018 at 20:17

    Kardeşim benim tebrikler, zevkle okudum. Heyecanla diğer yazılarını bekleyeceğim.

    • Cevapla Ahmet Yonca 19 Kasım 2018 at 20:48

      Seni çok seviyorum, biliyorsun. 🙂 Geçmişte özlediğim insanlardan birisin. Umarım kısa zaman sonra da görüşürüz.

  • Cevapla Özlem Fırat Tekin 20 Kasım 2018 at 12:06

    Hoşgeldiniz…

    • Cevapla Ahmet Yonca 20 Kasım 2018 at 15:26

      Hoş bulduk 🙏

  • Cevapla Sıdıka Kepenekli 24 Kasım 2018 at 01:09

    Ahmet kardeşim, insanlık tarihini günümüze dek güzel özetledin ve bilgilendirdin. Gözlemlerin, tespitlerin de harika, aydınlatıcı, akıcı bir üslubun var. Çok beğendim. Yalnız şu sigarayı, zevk almanın yanı sıra özgürlük sembolü olarak görenler olduğunu söyleyebilirim. Yolun açık ve aydınlık olsun kardeşim.

    • Cevapla Ahmet Yonca 24 Kasım 2018 at 10:17

      Sıdıka Ablam, çok teşekkür ederim. Her zaman bu şekilde yazmam, tarzım değildir ama insanlığı ve insanlığın kısa tarihini anlayarak başlamak açısından kısa bir özet geçtim. Bundan sonraki haftalarda daha çok hikayemsi şeylerle karşılaşacağız 🙂

    Cevap Yaz