Martan'ın Sepeti

Kavuşmaya Doyamayanlar

24 Kasım 2018

Kavuşmaya Doyamayanlar

Bir zamanlar toprakların birinde birbirini çok seven ve fakat hepimizin bin yıl geçse de unutmayıp, tahmin edeceği sebeplerden kavuşamamış iki aşık varmış. Herhalde kavuşmaya doyamadıklarından “Ölüm bizi ayırana kadar” yemini edemeyeceklerini anlayınca sonsuzlukta kavuşmaya karar vermişler. Kendileri gibi iki arada bir derede; hem kendinden bir önceki, hem kendinden bir sonraki mevsimi hatırlatan iki mevsimden birini seçip ormanın kıyısında, birlikte, adına sonsuzluk dedikleri yolculuğa çıkıvermişler.

Elalem konuşmaya ve kına yakmaya dursun; herkesin aksine toprak, onları diğer bütün her şey gibi bağrına basmış. Yaşarken cisimlerine can ile canan olan variyetleri çürüdükleri toprakla beraber bir üzüm bağına taşınmak üzere seyrüsefere çıkmış. Fakat o da ne! Yamaçlardaki üzüm bağlarına ormanın kıyısından toprak taşıyanların keyfiyeti yüzünden farklı yamaçlara yar olmuşlar. Ayrı yamaçların topraklarında, ayrı rüzgarların ikliminde, iki ayrı bağda dal dal üzümken ayrı kasalarda, ayrı pazarlarda yeniden görücüye çıkmışlar.

Sonra bu ikisi kavuşmaya doyamadıklarından bir daha toprağa düşmüşler. Gel zaman git zaman bu kez de ayrı yerlerde, ayrı ayrı kalabalıkların yalnızlıklarında toprağa düştüklerinden birinin üstünde biten otun tohumu bile garip bir kuşun ağzından diğerinin toprağında yeşerememiş.

Ama dur!!!

Çok sonraları artık nasılsa; sanırım yine kavuşmaya doyamadıklarından, birinin toprağında yetişen üzüm nihayet diğerinin toprağından yapılan testiye konabilmiş, tam o sırada artık nedendir bilinmez (oysa siz biliyorsunuz nedenini…) testi çatlayıvermiş. Bunu gören han sahibi ikisini birlikte hanın kıyısından geçen nehre atıvermış.

“Ey ayrılık tenimize dikildin” diye inlemiş testi, “Birbirimizin boşluğunu yine dolduramadık…”

Üzüldünüz mü?

Fakat ne fark eder kavuşsalar Dünya gününde? Kol kola gezmeli/tozmalı, hülyalı ve de bol sevdalı veya toprak bir kapta birbirinin boşluğunu doldurmalı, olmadı atadan kalmış evladiyelik kristal kadehte bin yıl dinlenmiş şarap olmalı yaşasalar…

Söylesenize ne fark eder?

Ya da birbirlerinden vazgeçip, en sevdikleriniz ve hiç bilmediklerinizin yani sizden başkalarının ve sizin birbirinden çok uzak istekleri arasındaki boşluğa; tutku, haz, para, yolculuklar, yeni arkadaşlar, dostlar, yeni maceralar, içinin kederini dışardan göstermeyen birinci sınıf, gözlükler, aksesuarlar, mücevherler, giysiler, makyajlar, maskeler, -mış gibiler, inkar etmeler ve daha neler nelerle doldursak, ne fark eder?

Yüreği sallayıp menteşelerini söken ateşin harına dair üç ihtimal vardır derler:

– Kavuşursun köz biter.. pişman olursun..
– Kavuşamazsın elin böğründe.. pişman olursun…
– Kavuşamaz, vaktini ecele beş kalaya değin başkalarıyla doldurursun böylece ya affetmekten ya yalnızlıktan “emekli pişman” olursun…

Mutluluk; serin bir akşamüstü uykusunun tatlı konuğu, rüyana kıyamadığın için üstünü örtememek gibidir. Uykuyla umutlarının arasında gider gelirsin. Üşüyen bedenini umutlarınla sarar, rüyalarını uykuna konuk yollarsın…

Olsun… Bazen iki arada üç beş derede kalmak iyidir. Başkasında kendini yakalar, durulursun…

Nihayet sözün özü; yaşayanlar kavuşmaya doyamadıklarından ayrılık, kendine yeniden ad bulmaktır.. Bunları size yazdım ki aramızda hâlâ aşkta dahil bazı şeylere kavuşmaya doyamayanlar bilsinler; bir şeyi kuvvetle ve inançla istemek bazen öğretilerin aksine olacağı öleceğe çevirebilir. Oysa yakın zamanda okuduğum bir kitapta “Mizah kara talihi tersine çevirebilir.” diyordu.

Gülümseyin lütfen belki böylece kavuşmalara doyabiliriz…

Zeynep Mete

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Ahmet Yonca 24 Kasım 2018 at 10:03

    Benim en sevdiğim tarz olan bu soyut yazı türü aklımla oynaşıyor ya, resmen zevk alıyorum. Hatta daha da uzun olsa da hayal dünyamdan çıkmasam diyorum. Siz böyle hikaye yazın ben sizi her seferinde doya doya okuyayım.
     
    Anlyanınız bol olsun.

    • Cevapla Zeynep Mete 24 Kasım 2018 at 11:27

      Çok teşekkür ediyorum gerçekten çok incesiniz.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 24 Kasım 2018 at 10:47

    Zeynepcim inanılmaz sevdim. Dün yayına hazırlarken defalarca okudum. Öykünün masalsı metaforları, büyülü bir yolculuk gibiydi. Ahmet’e katılıyorum, girdiğim dünyadan çıkmak istemedim.
     
    Harikaydı, tebrik ederim 👏🏻👌🏻😘😘

    • Cevapla Zeynep Mete 24 Kasım 2018 at 11:28

      Sevgili Didem çok teşekkür ederim, sizler tarafından takdir görmek benim için onurdur.

  • Cevapla Nurcan Doğan 24 Kasım 2018 at 14:12

    Masallarla uyumayı değil, masallarla masal gibi yaşamayı seviyorum. Bugün sizin masalınızda yaşadım. Kelimelerin alıp götürdüğü bir yer var, oradayım. Teşekkür ederim.

  • Cevapla Zeynep Mete 25 Kasım 2018 at 00:20

    Sevgili Nurcan Doğan; hem masalda ve hem de masalız aslında, bazen unutup gerçek olsak bile… Çok teşekkür ediyorum, sizlerle birlikte yazmak çok keyifli ve güç veriyor…

  • Cevap Yaz