Dip

Beyoğlu Hikayeleri | Latif

21 Aralık 2018

Latif
Unkapanı’ndan Taksim istikametine giderken, meydana gelmeden hemen sağda park demeye bilirkişi raporu isteyecek kadar biçimsiz bir park…

Üç beş bank olan herhangi bir salıncağın, tahterevallinin olmadığı ve son dönemlerde belediyelerin koyduğu kültür-fizik, zayıflama aletlerinden yoksun bir park…

Caddeye değil diğer tarafa bakan kısmında bir yol var ve çıkmaz, bu yola eskortluk eden Berlin Duvarı kıvamında bir duvar boydan boya… Bütün İstanbul oraya işiyor sanki… Duvarın çük hizasından aşağıya olan kısmı hep siyah tonlarda, kalan üst kısmı kirli bej.

Parktaki bankların müdavimi yan keseciler, torbacılar ve erketeleri, kopuk şarapçılar, kirli alışverişlerde bulunan elemanlar, bonzai içen arkadaş grupları….

Bu kendine has parkın en büyük özelliğiyse kimsenin birbirine rahatsızlık vermemesi ve birbirlerine saygı göstermeleri. Kavganın çıkmadığı, silahların patlamadığı, bıçakların konuşmadığı, herkesin işediği, kafayı bulduğu, hasılat bölüştüğü ve birbirlerinden çekindiği hoşgörü parçacıklarıyla dolu huzur parkı…

Yoklamaya eklemek gerekirse yatacak yer bulamayan kedi köpeğin dışında parkın bir sıra dışı müdavimi daha var ‘Latif’.

Latif orta boylu, esmer, gür saçlı ve yakışıklı denebilecek bir gençtir.

Küçük yaştan beri panik atak hastasıdır ve bu hastalığın ortaya çıkmasıyla dengesi bozulur. Belki gidilmese doktora, denilmese “Latif sen hastasın,” lanet kabullenmişlik olmasa, farklı olabilirdi.

Küçük yaşta çocuk, psikoloji bozuldu tabi. Olgunlaşma süreci hızlandı ve Latif yaşına başına bakmadan kendi başına ilk kararını alarak okulu bıraktı. Anne babasına kabul ettirmesi kolay olmadı ama sıkı direndi, (hakkını yemeyelim 3 günlük ölüm orucu) başardı. Babası dışardan bitirir diye ümitlendi boşa. Latif, bırak ilkokul beşi bitirip okul kariyerine devam etmeyi  o günden sonra gerekmediği sürece okulun önünden geçmedi.

Latif’in çalışma hayatıysa sadece iki gün. İlk günü, konfeksiyon atölyesinde bir günlük ’ortacı macerası’. Diğeri pazarcı babasının yanında geçirdiği Fındıkzade Cuma Pazarı çıraklığı. Atölyede devam edememesinin nedeni akşama kadar duyduğu makine sesi ve Kral Fm (kişi, kuruluşlarla ilgisi yok hep o kanal çaldığından). Pazarı bırakmasının nedeniyse babasının tezgahının yanında makyaj malzemesi satan kibar adamın ince sesi. (“Hanımefendi bir dakika bakar mısınız? Hanımefendi bir dakika bakar mısınız? Hanımefendi size diyorum bir dakika bakar mısınız?”)

Latif, toplu taşıma araçlarına bindiğinde “Kalbim sıkışıyor, nefes alamıyorum,” der. Kalabalıktan nefret eder, İstiklal’de tur attığı yok denecek kadar az. Evin dışında yeme içme muhabbeti yok. Ambalajı olmayan gıdalardan uzak durur, ne yer ne içer, şayet yer içerse zehirleneceğini düşünür. Olmadık şeylere heyecanlanır, mesela bir kedinin usulca ses çıkarmadan, bir kuşu avlamak için pusuya yatması gibi. Heyecanlanması gereken durumlarda tepki vermemesi durumuysa teşhisi konulamayan bir durum. Panik atak hastaları gibi asansöre binmekten korkmaz. (Akraba ziyareti mecbur kaldı gitmeye, ilk kez asansöre orda bindi ve korkmadı, heyecanlanmadı.)

Latif 22 yıldır hayatta ve hiç aşık olmadı.

Cinsellik düşündüğü de pek nadir.

Babasının uykularını kaçıran bu durum Latif için çok önemli değil. Babası bir yandan; “İyi kötü birini buluruz, kıza yazık olur,” diye düşündüğü de oldu. Nihayetinde, babası olmasına rağmen oğlunun durumunu benimsemesi uzun yıllarını aldı.

Ne garip huyları var Latif’in. Doğumlarda, mutlu günlerde sevinmeyen, ölümlerde üzülmeyen bir genç adam.

17 yaşında annesi ölen Latif’te tepki yok, babasıysa  çok fazla dayanamadı bu ani ölüme hemen evlendi. Yarım akıllı göçmen yeni cici anne Latif için bir şanstı. Kadın, Latif gibi çok fazla konuşmuyor, “Ruh hastası bir oğlun var, istemiyorum,” da demiyor. Eli lezzetli, yemekleri annesini aratmıyor, hatta Latif yeni annesinin kuru fasulyeyi daha iyi yaptığını düşünüyor.

Çorba kaynıyor, çalış diye baskı yapan yok, “Sen nasıl bir varlıksın? Amacın ne bu hayatta?” diyen yok, böyle güzel… Latif’i bozan bir durum yok…

Latif askerliği de denedi, 3 gün sonra geri yolladılar. Giderken; “En büyük asker bizim asker, Tarlabaşı ovası asker yuvası,” gibi tezahüratlar, gaza getirici, milli duyguları kabartacak marşlar söylenmedi. Askerlik konusunda babası gönül koydu; “Oğlum elin ayağın tutuyor, zor olacak biliyorum ama askerliği yapmanı istiyorum. Tek evladımsın, ben vatan sever bir adamım,” gibisinden duygusal yaklaşınca Latif hiçbir şey hissetmemesine rağmen babasının hissettiğini görünce (o kadar hissiz değil) kafa sallayıp kabul etti. Babası Latif’i arkası kasalı küçük kamyonetiyle otogara bıraktı, bir hafta bile dolmadan otogardan geri aldı.

Latif gibi bir insanın bile prensipleri var. Kahvaltısını yapar yapmaz (zeytine bayılır) kahvehaneye gider. Rüstem’in mekanı.

Rüstem’in sol elinin serçe parmağı yarımdır.

Zamanında semtin büyükleri tarafından kesilen cezadan kalan yadigardı. Bir küçük serçe parmağının gitmesine dört kişiyi delik deşik etti. O zaman mobese kamerası falan filan yok, “Dört kişiyi öldüren bize neler yapar?” diye şahitlik yapamayan üç kişi. Kendi iç dünyalarındaki savunmaları; “Çoluk çocuğum var. Tamam önemli insanlık, adalet ama ölenler zaten hak etmiştir.”

Bitti gitti kapandı mevzu.

Semtte büyük kalmayınca Rüstem büyüdü, büyüdü, büyüdü… Çok para buldu ve semtten koptu. Kumar alışkanlığı, küçük kızlara olan düşkünlüğü, esrara olan hayranlığı, kokaine hayır diyememek gibi nedenler tekrar semte sürüklemişti Rüstem’i.

Çok para ezdi ve bilinçli yaptı ne yaptıysa. Rüstem kurnazdı ve planını dört kişiyi öldürüp en büyük olduğunda yapmıştı. Tarlabaşı’ndan çıkmadan yedi düvel Tarlabaşı’lı olan, ölseler dahi evlerine en yakın yerde mezar arayacak olanlara ve gözü kara, bileği sert, yetenek vaat eden topçulara (torbacı, yan kesici, adam vurmaya hevesli, namussuzluğa yakın) bonkör davranmıştı. Bir nevi rüşvet, geri dönüş bileti. Yaşlanıp çaptan düşeceğinde dönüp dolaşıp gelmeye yüzü olmalıydı ve oldu.

Kimse Rüstem’in kumar, alem, uyuşturucu ve şerefsizce küçük kızlarla yaptığı seks partilerinin akıbetini sormadı.

Semtin eskilerinden ve zamanında çok kıyağı olduğu, bu zamana kadar sapan bile kullanmayan fakat ayakta kalmayı başaran Hacı Arif, şimdi sahibi olduğu mekana çöküp Rüstem’e hediye etmişti. (Mekanın sahibi Hacı Arif’in yeğenlerinden tırsmıştı.) Hacı Arif’in yeğenleri Suat ve Fuat’ın mıntıkasında olup, kardeşlerin haraç almadığı tek mekandı. (Suat daha sadistti, bir serçe parmağına dört leşi olan Rüstem’in façasını bozmayı hayal ettiği çok oluyordu.)

Rüstem kendisinden yaşça küçük olan Hacı Arif’i (lakabı hacı) zamanında ortama sokmuştu. Rüstem semtten çıkmadan Hacı Arif’in cebine hatırı sayılır para ve ortamda itibar görmesini sağlayacak söz bırakmıştı; “Arif’e yapılacak yanlışı şahsıma hakaret sayarım.”

Hacı Arif gibi yetenek vaat eden topçu bu fırsatı tabi ki iyi değerlendirdi. Yetim kalan yeğenlerini de şartlara uygun yetiştirdi. Şimdilerin azılı hergeleleri ve ortalığın amına koyan iki kardeş olarak nam saldılar…

Latif için kahvehanenin sahibi Rüstem idoldü.

Latif sadece Rüstem’in dört kişiyi öldürüp gittiğini biliyordu başka da bir şey bilmiyordu. Kendisi için idol olmasının ve ona hayranlık duymasındaki en büyük etken penisinden düşmemesine rağmen ona iyi davranan tek kişiydi ve evden başka gittiği tek iç mekan Rüstem’e aitti.

Babası Latif’in eve çok geç gelmesine rağmen evde olmasından iyi olduğunu içten içe düşünüyordu ve ses çıkarmıyordu. (Cici anne belki de o yüzden pek sallamıyordu Latif’in varlığını.) Mekanda kötü davranan, aşağılayan, dalga geçen yoktu çünkü Latif herkese mesafeliydi ve donuktu. (Tarlabaşı’nda büyük avantaj) Müşterilerden bazıları Latif’i Rüstem’in akrabası zannediyordu.

Latif’in geliri Şampiyonlar Ligi’nde (kumar masaları) oynayan kumarcılara sigara almak. Partiyi çıkan Latif’e çıkma yapar. (Bahşiş vermezse şayet kumarcı şansının döneceğini düşünür.) Bazen kumar hızlıdır, ciddi bahşişler alır. Adamlar oynuyor 200’lük, yanık parti olmuş 7000, el dağıtılmış kasketli pezevenkte (travesti ve yaşlı kadın satıyor) kağıt 9 bağlı elden tek. Pezevenge bak hele ilk çektiği kağıtta yaptı mı erkek peri file, gülümseyerek açar eli herkes yanar, olur patates. (koyar mı Latif’e 100 lira ateşlese.)

Bazı kumarcılarda kaybedince Latif’e tutulur gibi olur, Rüstem mevzuyu çözer, Latif’e bir işaret Latif volta ön tarafa. Uyuz olup kitlenen kumarcı yarın kazanır yüzünde gülücükler Latif’e çıkma 50 lira. Kumar işte hep mekancı kazanır. Mekancı rahat durur mu peki? Asla… Kaybedip parayı kumarda düşürenleri aleme götürür. Konsomatris çağırılır masaya altın kural. Yenilir, içilir, gereksiz misketler, halaylar, ödenen saçma hesaplar (Rüstem mekanla anlaşmalı yoksa adamın donuna kadar alırlar.) Her gece olmasa da haftanın üç gecesi böyle. Latif’in işi olmaz alemle, birkaç kez Rüstem abisi çağırdı gitmedi.

Latif aldığı kumarcı paralarını, aralarda Rüstem abisinden aldığı harçlıkları devamlı biriktirir. Bu paralardan ne babasının, ne de bir Allahın kulunun haberi vardır.

Latif gökyüzünden abartılı bir şey yağmadığı sürece her akşam ‘Huzur Parkı’na gider.

Çekirdektir, koladır hiçbir şey yemez içmez sadece cadde tarafından girildiğinde sağdaki ilk banka oturur, bu değişmez bir rutindir. Düşen cemreyle azalan soğukların etkisiyle Latif mevsimlik montunu giyer, caddeye çıkar, karşıdan karşıya geçer. Trafik normalden daha fazla sıkışıktır. Gece hayatının başlaması için erken bir saattir. Latif yukarıya doğru bakar ve ekiplerin çevirme yaptığını ve araba içlerine fener tuttuklarını görür. (Özel Harekat Polisleri, ellerinde makineli tüfekler.)

Parkın alt tarafından cadde boyundan içeri girecekken her zaman oturduğu bankta iki kişinin oturduğunu, konuştuklarını görür. Oturanlardan biri baya sakallı diğeriyse kirli sakallıdır. Sakalı çok olanın yaşı diğerine göre büyüktür ve boy olarak uzundur. Latif duvara doğru yaslanır, sanki sarı taksi bekliyor gibi (korsan aldı başını gitti) elleri montunun cebinde beklemeye başlar. Çok sakallı olanın sesi gürdür tiyatro sahnesinde sesini duyurmaya çalışan oyuncu edasında bağırarak konuşur ve Latif istemeden kulak misafiri olur (caddenin kenarında olmasına rağmen.)

– Hiç panik yapmadan davamız için bunu yapacaksın. Sana bu görevin verilmesi tesadüf değil seçilmiş insansın davamız için, ırkımız için, özgürlük için…

Latif çaktırmadan sağa sola bakar, konuşan çok sakallıdır. Az sakallı olan cevap verir.

– Tamam ama aileme bakacaksınız değil?

– Evet. Sen davamızın neferisin, kahraman olacaksın, gün gelecek ezilmiş halkımızın çocukları senin destansı fedakarlığını konuşacak, buradakiler bize emanet.

Sessizlik olur.

Latif tekrar bakma ihtiyacı hisseder dayanamaz bakar. Çok sakallı olan…

– Yarın akşam saat 8 de Halk bankasının önünde buluşuruz, gidelim.

Az sakallı olanın sesi gelmez. İki adamın gölgeleri caddeye düşer ve Latif kendini bir anda yere atar. Adamlar Latif’i yerde görür ve az sakallı olan;

– Nesi var bunun?

– Bırak müptezeli, çekmiş bonzaiyi baksana…

Latif gözleri yarı kapalı bir şey söyleyecek gibi ve yüzünde hafif bir gülümseme yatakta uzanırcasına sağa doğru kıvrık vaziyette yatmaktadır. Adamlar aşağıya, Unkapanı istikametine doğru volta alırken baya mesafe olduğunu gören Latif ayağa kalkar ve sağa sola bakmadan hızlıca karşıya geçip Tarlabaşı’nın ara sokaklarında kaybolur. (Rüstem’in mekana)

Yolda yürürken nasılda güzel rol yaptığını düşünen Latif bir yandan da sakallı adamların konuştuklarını beyninde tekrarlar. Rüstem’in mekana girer, selam verir. (kimse almaz Allah’ın selamını çünkü veren kulu Latif.) Rüstem’le göz göze gelir.

– Oğlum arkada durumlar karışık sen bu gece erken git evine.

Latif kafa sallayarak mekandan çıkar evin yolunu tutarken, psikopat kardeşler Suat ve Fuat mekana girerler. Rüstem, iki kardeşi görür işkillenir. (Kumar oynamaz kardeşler.)

Suat ve Fuat selam verirler, Rüstem selamı alır. Arkaya doğru yürürken çayına yüz bir oynayan bir masa, yaşlı ocakçıdan hesabı ister. Küçük yankesicilikler yapan tıfıllar, kardeşleri görmenin şokuyla hemen mekandan uzamak isterler. Rüstem kardeşleri arkaya alır. Ocakçıya bir orta, bir sade kahve yapmasını söyler. Fuat gülümser, Suat Rüstem’e bakar. Rüstem Suat’tan gözlerini kaçırmaz Suat kaçırır.

Arka tarafa girerler. Dört masalık arka bölümde üç masada kumar dönmektedir. Bir masada otelciler, bir masada semtten olmayan sadece kumara gelen beli silahlı adamlar, diğer masada kumar bağımlısı esnaflar.

Boş masaya kardeşler oturur. Rüstem de oturur. Kahveler gelir. Fuat içtiği cigaralıktan dolayı tel kadayıf gibi yumuşakken Suat aldığı hapların etkisiyle ‘biri yanlış yapsa da ters baksa da sataşsam.’ kafasındadır. Rüstem eski kulağı kesik tabi durumu anlar masadan kalkmaz.

Hal, hatır, sohbet.

Suat hiç konuşmaz dinlediği de meçhul. Beli silahlı masa hararetle oyun oynamaya devam ederken (Yunan oynuyorlar en sakatı kasa bir anda uçuyor) esnafların masasından boyacı olan beyaz saçlı Kadir’in gözü Suat’a takılır. Ne bahtsız ki Suat’ta ona bakmaktadır. Suat ayağa kalkar ışık hızıyla masaya gider. Cebinden Bursa Çakısı’nı çıkarır ve Kadir’in suratına dayar.

– Ne bakıyorsun lan alayım mı façanı?

Suat kardeşine bakar kahvesinden yudum alır.

– Bırak lan adamı psikopat.

Rüstem ayağa kalkar ve Suat’a doğru yürür.

– Suat unutuyorsun herhalde benim mekanımda olduğunu.

Beli silahlı olan masanın oyuncuları Suat’a doğru bakarlar.

– Oyununuza dönün. Dayı nerden senin mekan oluyor?

Rüstem dişlerini gıcırdatır.

– Öz dayına sor o anlatır.

Fuat araya girer.

– Tamam Rüstem abi. Suat gidiyoruz.

Suat çakıyı kapatır cebine koyar.

Suat’ı kolundan tutan Fuat kapıya doğru yürütür. Esnafların hiçbiri sesini bile çıkartmazken beli silahlı adamlardan bir tanesi gülümseyerek kağıdına bakar ve Suat görür. Fuat kapıyı kapatıp Suat’ı dışarı çıkarır ve peşlerinden Rüstem de çıkar. Suat kıpkırmızı kesilir.

– Dayı kusura bakma düşüşe geçmedim daha bu amına kodumun oğlu kim gülümseyen, onlar kim dayı, ben merak ettim kim onlar?

Kahvehanenin dışına doğru çıkarlar. Rüstem cebinden sigara çıkarır ve kardeşlere ikram eder, kendisi de yakar.

– Esnaf mahallenin esnafı…

– Yok dayı bir masa var, onları hiç görmedim daha önce…

– Hee uzaktan tanıdıklarım, arada gelirler. Sen niye takılıyorsun yeğenim, kafası güzeldir. Sana niye gülsün? Komik bir durum mu birinin yüzüne emanet dayaman?

Fuat kadayıf kıvamından çıkıp kaşları çatık Suat’a bakar.

– Selametle… Yürü Suat.

Fuat kardeşinin koluna girer. Psikopat kardeşler yürümeye başlarlar, Suat küfürler ederken Fuat kaşları çatık gergin bir haldedir.

– Rüstem’in dediği gibi adamın birinin yüzüne bıçak dayadın ve o orospu evladı güldü. Semtin dışından adamlar cirit atıyor. Rüstem’e bak, boş değilim demek mi istiyor göt? Sen emin misin biraderim?

– Gördüm abi, hayırdır kafam o kadar güzel değil yani.

– Yavşak Rüstem.

Suat daha beter sinirlenir.

– Koyalım amına abi. Zamanında biz mi vardık, amına koyayim nam yapmış.

– Ben de uyuz oldum. Sikerler Rüstem’i zaten yıkılacak diye sabrediyorum uzadıkça uzadı yarın çıkacak başka bir şey, vazgeçecekler yıkmaktan.

– He abi ben de onu diyorum sikelim bu Rüstem’i. Yıkılsa ne olacak? Göt yolsuz kalacak, bizim işlere zıplamaya kalkacak belki, olamaz mı? Bu ibneleri bilerek sokuyor buralar he abi ayık olalım.

– Haklısın kardeşim…

Eve erken gelen Latif kapıya anahtarı sokar, çevirir ve açar.

İçeri girdiğinde hızlı nefes sesleri ve karyola gıcırtısı sesi gelir. Latif tekrar kapıya yönelir dışarı çıkıp caddeye doğru yürür. Kafasında hep aynı konuşmalar… Rüstem abisi kahvehaneye gelme dedi, eve geldiğinde beşeri bir olayla karşılaştı. Latif’in gidecek tek yeri kaldı Huzur Parkı. Hem sakallı teröristlerin yüzünden zaman geçirmediğini düşündü ve parka doğru yürüdü. Bankına oturdu düşüncelere daldı.

“Babam milliyetçi anlatsam durumu, ecdadını siker teröristlerin. Adama bak kendini paramparça edecek, ailesi için hem de. Diğeri neden patlatmıyor kendini. Belki de ailesi yok. Ben de askere gittim babam istedi diye, aynı şey değil evet ama olsun. Yeni annemi yemekleri güzel diye almamış belli. Pazarda akşama kadar çalış, sonra gel evde çalış, ne güçlü babam.

Rüstem abiye söylesem iş çıkışı kalabalık olur işler, çıkamaz kahvehaneden. Rüstem abi babam gibi milliyetçi mi? Belki de dört kişiyi öldürmesinin nedeni serçe parmağı değildir. Değildir kesinlikle, daha büyük bir şey için öldürmüştür. Şeker gibi adam zaten, kumarcılar para veriyor biliyor, ona bakmadan kendisi de para veriyor. Bugün neden bana git dedi bir şeye mi kızdı acaba?

Akşam 8 Halk bankası. Hangi Halk bankası? Caddede olandır. Orda patlarsa daha çok ölen olur. Karakola gitmek en iyisi. Açım. İş bitse, duşu var bunun. Kaç kişi ölür acaba. Hararetli zaman nasıl da kalabalık olur. Babama söyleyeyim ama der neden gidiyorsun o ıssız parka. Nasıl parksa adam öldürseler kimsenin ruhu duymaz. Bugün de kimse tabi askerler geziyor (Özel Harekat).

Herkes şikayetçi karakoldan. Polisler kötü, ben gitsem şimdi anlatsam inanmazlar. Daha dün 101 oynayanlar konuşuyordu aralarında, bütün vücudunu morartana kadar dövmüşler. Suratında bir şey yoktu. Yalan mı söyledi acaba? Niye söylesin ki marifet mi polisten dayak yemek? Ben gitsem beni de döverler. Kaç senedir dayak yemiyorum, olmaz. Erkek eli dağa ağırdır, bir de kahvehaneye de gidemem, yok olmaz karakol.

Mekana gelen polislere söylesem, onlar da gerçi içeri girmiyorlar, kapıda duruyorlar, arabadan inmiyorlar. Hem onlar gelene kadar vakit yok, patlatacak kendini adam. Dolar artar alsam mı acaba? Yorulurum, kim bilir nerede var döviz bürosu? Bitmiştir işi gideyim. İlk gelişimi gelmedim varsayayım. Beni mi buldunuz başka yer yok sanki konuşacak.”

Sorgu Odası

Komiser sigara izmaritleriyle dolu kül tabağını yanan yarım sigarasıyla eşelemektedir. Kapı çalınır ve içeri polis memuru girer.

– Amirim sorgusu bitti.

– Ne işler?

– Abi adamlar temiz. Anlattıkları gibi küçük bir tiyatroda oyuncular.

– Eeeeee

– Yedikleri dayak sağlam, doktor raporu alacağız şikayetçi olacağız diyorlar.

– O manyağı ne yaptınız?

– Sıra onda amirim.

– Yolla bana, ben alacam ifadesini. Ortalık karışık zaten.

– Emredersiniz amirim.

Polis memuru kapıyı kapatıp dışarı çıkar. Hemen tekrar kapıyı çalar ve Latif’le birlikte içeri girer.

– Sen çık Yunus.

Polis memuru Yunus dışarı çıkar. Latif ellerini önden kavuşturmuş vaziyette bekler. Gözbebekleri büyük ve heyecandan titremektedir.

– Otur oğlum.

Latif sadece bakar.

– Otursana güzel kardeşim.

Latif sandalyeye oturur.

– Latif Yiğiter. Derdin ne anlat. Durup dururken İstiklal’in göbeğinde adamın üzerine atlıyorsun. Bomba var üzerinde diyip kendini yırtıyorsun. Millet birbirine giriyor 8 tane yaralı var, ortalık karışıyor. Sonra saldırdığın adamı linç etmeye kalkıyorlar ve adamın üzerinden hiç bir şey çıkmıyor. Ne yapayım ben sana şimdi? Siviller olmasa adam niyazi olacak. Yetmezmiş gibi işbirlikçisi de bu adam diye gösteriyorsun ona da saldırıyorlar. Anlat oğlum bu adamlarla alıp veremediğin ne? Husumet mi var aranızda?

– Ben…

– Ayağa kalkarım, senin amına koyarım, taşak mı geçiyorsun lan sen bizimle! Her yerde patlama var zaten amacın ne lan?

– Duydum… Bir gün önce şey…

– Ne duydun lan? Adamlar tiyatrocu, hayatlarında karakola gelmemişler. Ne duydun? Sanata mı düşmansın lan, gerici misin sen?

– Yok ben onların konuşmalarını…

– Yunus (bağırır). Çık kapıya polis memurunu çağır gelsin.

Latif dışarı çıkar, kapıyı açacakken Yunus içeri girer.

– Buyur amirim.

– Altına işeyecek, konuşamıyor. Kim bu?

– Amirim babası pazarcı, çalışmıyor. Tarlabaşı’nda oturuyor. Tiyatrocu gençlerden biri tanıdı. Dün gece parkta prova yapıyorlamış, bonzai içmiş herhalde bu yerde yatıyormuş.

– Doğru mu lan?

– Yok onlar anlamasın, ben bilerek kendimi. yok…

– Doğru amirim araştırttım. Kendi halinde sessiz sakin biri. Rüstem var ya, bu eskilerden kahvesi var orda takılıyor. Daha kimseye bağırdı görülmemiş.

– Madem öyle niye saldırmış adamlara?

– Amirim prova yaptıkları oyunda rolleri teröristmiş. Retlik mi ne…

– Replik.

– Evet amirim çalışıyorlarmış. Park çok sakin olduğu için. Sonra üşümüşler kalkıp giderken işte bunu yerde yatarken görmüşler öyle.

– Ne saçma sapan hikaye lan bu. Oğlum senin ne işin var o parkta. Doğru söyle, kullanıyor musun bir şey?

– Yok asla.

– Doğru amirim, doğru. Latif dışarıda bir dakika bekle.

Latif komisere bakar. Komiser kafayla onaylar. Latif kapıyı açar dışarı çıkar.

– Abi zararsız. Doktordan raporu var, hafif kırık. Ölmüş annesinden hep dayak yiyormuş, sonra panik atak var. Tabi doktorda gözüken sadece panik atak durumu. Araştırdım iyice Tarlabaşı çıkınca ama temiz. Askere gitmiş düz taban diye geri yollamışlar. Garibanın teki.

– Rüstem piçinin orda ne işi var?

– Sigara almaya gidiyor kumarcılara.

– Bu kadar şeyi nasıl öğrendin hemen.

– Abi Mahsun burada (gülerek) (Tarlabaşının hırsızlarından)

– Heee o anlattı.

– 7/24 kahvedeymiş zaten.

– Tamam sen çık yolla Latif’i

– Abi şeyi ne yapacağız? Entel dantel şikayetçi olacağım diyor. Haklı da adamın ağzını yüzünü sikmişler. (güler)

– Cıvıtma Yunus. Ben hallederim. Başka yer mi yok amına koyayım prova yapacak.

Yunus dışarı çıkar. Latif içeri girer, ellerini önden kavuşturup komiserin karşısına geçer.

– Latif bundan sonra böyle bir şeye şahit olursan bana geliyorsun.

– Emredersiniz.

– Rüstem ne yapıyor?

– İyi.

– O mekanla da alakanı kesiyorsun. Sakat adam o Rüstem. Tamam Latif.

Latif kafa sallayarak onaylar.

– Şimdi diğerleriyle de konuşacağım Yunus abin sizleri barıştıracak. Evine hemen tamam?

– Emredersiniz.

– Bu arada gerçekten bomba da olabilirdi. Aferin sana ama dediğim gibi ucuz kahramanlık yok. Bana geliyorsun.

– Emredersiniz.

– Var mı soracağın bir şey?

– Kahve yıkılacak mı?

Latif karakoldan çıktığı gibi evine döner.

Babasının olaylardan haberi yoktur. Kısa zamanda müdahale edildiğinden, gündem çok dolu olduğundan, medyaya yansıyan bir durum da olmadı. Günün kısa bir bölümünde sosyal medya dahil yayın yasağı da vardı. (Artık yine ne olduysa).

Yarın ne olur Allah bilir? Hırsız Mahsun her şeyi duydu. Latif yastığa kafasını koyar, bir türlü uykuya dalamaz. Babasının kulağına giderse neler olacağını düşünür.

“Babam milliyetçi gerçi belki tebrik bile eder,” diye düşünse de korkmaya devam…

Sonrası felaket.
Ardı ardına silah sesleri hiç azalmadan devam…
15 dakika boyunca silah sesi duyulmaya devam…

Babası ve yeni annesi Latif’in odasına çoktan girip yere yatmışlardır. (Latif’in odası arka tarafa kör noktaya bakıyor.)

Latif kıpırdamadan olduğu yerde donuk vaziyette yerde yatan babası ve yeni annesine bakmaktadır.

Silah sesleri boyunca Suat, Fuat, Rüstem sesleri, küfürler evin odasına kadar gelmektedir.

Gecenin karanlığını delen sirenler eşliğinde kalabalık ayak sesleri duyulmaya devam…

Daha fazla silah sesi duyulmaya devam…

15 dakikanın sonunda gecenin karanlığında cılız ayak sesleri, tiz sesli kadın sesleri ve derin sessizlik.

Savaş Yıldırım
2016

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

9 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Aralık 2018 at 14:00

    Beyoğlu Hikayeleri’ni okuduğum günden beri “Yayınlamama izin ver lütfen,” diye kafanı ütüleyen biri olarak sonunda bu öyküyü sitede görmekten dolayı ne kadar mutlu olduğumu bildiğine eminim 😉

    • Cevapla Savaş Yıldırım 22 Aralık 2018 at 16:28

      Teşekkürler, utandırıyorsun. Umarım sitenin daha fazla büyümesine öykülerimin faydası dokunur.

  • Cevapla İpek Çoşkun 21 Aralık 2018 at 16:01

    Elinize, emeginize sağlık.
    Çok hoş bir hikaye.
    Devamını bekliyoruz…

    • Cevapla Savaş Yıldırım 22 Aralık 2018 at 16:29

      Teşekkürler canım.

  • Cevapla Filiz Doğanay 22 Aralık 2018 at 01:30

    Okumaktan būyūk zevk aldığım, çok gūzel bir hikaye. Devamının gelmesi dilegi ile…
     
    Elinize, emeginize sağlık.

    • Cevapla Savaş Yıldırım 22 Aralık 2018 at 16:29

      Teşekkürler…

  • Cevapla Ahmet Yonca 23 Aralık 2018 at 05:13

    Dostum normalde çok güzel yorumlar ile çıkarım herkesin karşısına. Hikayene yine aynı güzellikle yanaşıyorum. Fakat burada kimsenin yapmadığı bir şeyi yapacağım. Çok az kelime kullanmışsın. Bu kadar diyalog ve betimleme olan bir yazıda modern Türkçe kullanmak, hele ki böyle güzel kurgulanmış bir hikayede edebi hissi alamamak beni üzdü. Bir daha üstünden geçip, Türkçeyi zenginleştirirsen, çok güzel oturacak yüreğe. Emeğine sağlık

    • Cevapla Savaş Yıldırım 23 Aralık 2018 at 23:04

      Dostum sitede sunulan yazılara genelde güzel yorumlar yaparım ve senin öyküne de aynı hislerle yaklaştığımı bilmeni isterim. Çok fazla yorum yapılmamasına rağmen öyküyle alakalı bazı kısımların gözden kaçırıldığını görüyorum. Bol diyaloglu ve betimlemelerin fazlaca kullanıldığı, sokak dilinin etkin olduğu öykünde kelime haznesinin düşük olması maalesef edebi his almam konusunda beni hayal kırıklığına uğrattı. Tamamen öznel olan yorumlarımı dikkate alırsan sevinirim. Türkçeyi daha zengin bir şekilde öykülerine yansıttığın takdirde yaratmış olduğun atmosfer ve kurgunun gücüyle okuyucuda bambaşka bir etki bırakacağına inanıyorum. Emeğine sağlık, kalemine kuvvet…

  • Cevapla Dilek Çoşkun 24 Aralık 2018 at 00:25

    Gerçekten müthişşşş. Gayet akıcı, merak uyandırıcı bir hikaye olmuş. Sizi tebrik ediyorum. Başarılarınızın devamını diliyor, yeni hikayelerinizi bekliyorum.
     
    Kaleminize sağlık.

  • Cevap Yaz