Kaş ve Ben

Korkma

16 Aralık 2018

Türkiye, Türk Bayrağı | Korkma

Öldürmeyeceksin

Biz insanlar korktuğumuz şeyi öldürüyoruz. Bir böceğe verdiğimiz tepkiyle, aşka verdiğimiz tepki arasında hiç fark yok bu anlamda. Korkuyorsak tehdit olarak algılıyoruz çünkü. Varlığımızı titreten o canlıyı ortadan kaldırmadan rahat etmiyor içimiz. Öldürene kadar ona darbe indirmeye devam ediyoruz. Ta ki artık kıpırdayamaz hale gelip, bize ulaşamayacağından emin oluncaya kadar.

Herkes Farklı

Oldukça kalabalık olan ailemi Türkiye’nin kültürel ve siyasi yapısına çok benzetirim. Öyle ki mesela çocukken bir gün babam, annem ve kardeşlerimle, konukların arasında Türkiye’nin önde gelen isimlerinin de bulunduğu Cemal Reşit Rey salonunda Mehveş Emeç ya da Güher Süher Pekinel kardeşlerin piyano resitalini izlerken; iki gün sonra Adapazarı’nın Çaybaşı köyünde ananemin inek sağmasına tanıklık ederdim. Buradan babamın ailesi bir aristokrattı, annemin ailesi köylüydü gibi bir anlam çıkmasın. Aslında her ikisinin de kökenleri aynı yere varıyor, Rize’ye. Üstelik akrabalıkları var. Ayrıca babanem dedemin Beykoz’daki muhallebici dükkanında hayatı boyunca gece, gündüz, hafta sonu demeden tam bir işçi gibi çalışmış bir kadın; ananem hayatı boyunca ev işleri bile yapmamış, yaşadığı çevreye göre oldukça rahat yaşamış bir kadın. İnekleri o sağıyor, çünkü onları çok seviyor. Muhtemelen kocaman fındıklıklarında koşuşturduğu çocuk yaşlarında onlarla arasında gönül bağı kurmuş olmalı rahmetli.

Bizim klasik müzikli, sanat galerilerinin içinde geçen çocukluğumuz tamamen babamın kendi iç dünyasının zenginliği. Evde bulunduğu tek gün olan pazar günleri sabahın yedisinde bangır bangır çalan klasik müzikle uyandırırdı bizi. Beethoven, Mozart ya da başka bir dahi. Artık o pazar bahtımıza ne çıktıysa. Ben kendimi bildim bileli başucu kitabı 100 Opera olan bir adamdan bahsediyoruz.

Benim Dünyam

Büyürken birbirine öyle tezat iki evren görerek büyüyordum ki. Bir yandan içinde nü de olan duvarları sanat eserleriyle dolu bir evde babamın karşısında sigaramı, içkimi içerek yaşayabiliyordum, bir yandan dayımın evinde bacak bacak üstüne atarak bile oturamıyordum. Ailemin kadınlarının yarısı tıpkı Türkiye’nin yarı çehresi gibi başörtülü ve daha dini normlar üzerine kurulu bir yaşam tarzında iken, bir diğer yarısı oldukça açık giyindiği gibi, onlar için alkol kullanmak doğal bir keyif aracıydı.

Kültürel farklılığın yanı sıra ekonomik farklılıklar da çok fazlaydı. Mesela en büyük amcam İstanbul’un en zengin bilinen semtlerinden birinde ömrünü geçirirken, en büyük teyzem bahçesinde lahana yetiştirirdi. Rahmetli teyzem yeryüzünde tanıdığım en güzel yürekli insanlardan biriydi bu arada. Lahana sarması ne kadar lezzetliydi siz düşünün artık.

Tam Bir Sentez

Benim dünyam daha çok vakit geçirdiğim babam ve annemin hayata bakış açılarının yönlendirdiği gibi Cumhuriyet kadını algısıyla gelişti. Ama benim gibi yetişmeyenlere de saygı duyarak büyümeyi öğrendim. Benim gibi özel okulda okuyan kuzenlerim olduğu gibi, imam hatipte okuyan kuzenlerim de vardı. Aile içinde kadın ve erkeğin elele tutuşarak dansına da şahit olurdum, haremlik selamlık ortamlara da. Öyleydi. Benim ailem böyleydi. Tam bir sentezdi.

Kimse olduğundan farklı görünmezdi. Herkes birbirini bilir, olduğu gibi kabul ederdi. En önemlisi herkes birbirini çok severdi. Ben de hepsini elbette.

Dayım ve babam bir araya geldiklerinde bütün günü siyaset üzerine tartışarak geçirir, günün sonunda sevgiyle kucaklaşarak ayrılırken; babam dayıma “aklını başına devşir hacı,”; dayım da babama “Allah sana akıl, fikir versin,” derdi. Öfkelenirlerdi diğerinin düşüncesine ama severlerdi birbirlerini.

Bir hafta sonra teyzemin kızı evleniyor. Ben de bu vesileyle her birinin yüreğinin ne kadar güzel olduğunu bildiğim canım ailemle bir araya gelip hasret gidereceğim. Dolayısıyla İstanbul’dayım şu an. İşim bilgisayarla olduğu için çok şanslıyım, böylece evden çalışarak İstanbul’da bir hafta vakit geçirebileceğim. Şu bir hafta benim için ne kadar altın değerinde bir bilsen sevgili okuyucu.

Korkma

Sahi neden korkma başlığının altında bütün bunları anlattığımı merak etmiş olmalısın. Elbette her zaman ki gibi varmak istediğim bir yer var.

Türkiye çatısı altında yaşayan bizler, kültürel farklılılarımız anlamında çok zenginiz diye düşünüyorum. Fakat gitgide artan bir şekilde birbirimizden ayrıştırılıyoruz. Artık hangi lobilerin oyunu bu bilemem. Kafamı uzun süreden beri bunlarla meşgul etmiyorum. Kediler olmadığı kesin ama onu biliyorum.

Herkes ötekinden korkar hale geldi. İşte ben de, “senden farklı olandan korkma,” demek istiyorum bu haftaki yazımla sana. Senden farklı düşünenden, senden farklı yaşayandan sakın korkma. Bir gün herhangi bir konumun başına geçtiğinde, ki illa büyük reis olman gerekmiyor bu bir aile reisliği de olabilir, yaşam alanını kısıtlayarak öldürmeye çalışma karşındakini. Kim nasıl serpilecekse öyle serpilsin. Kendi haline bırak. Kocaman bir bahçe gibi düşün Türkiye’yi. Bir gülü budar gibi budama laleyi.

Yolda yürürken bir eşcinsel gördüğünde de korkma, bir engelli gördüğünde de. İnsanı Alevi, Kürt, Ermeni, Ateist diye ayırma. Bir sarıklıya rastladığında da uzaylı görmüş gibi davranma; ağzı, burnu küpelerle delik deşik, bütün vücudu dövmelerle dolu olana da. Olduğu gibi görüneni yargılama hiç. Herkesin kendi yolunda ilerlediği bir varoluş hikayesi var. O yol öyle tuhaf bir yol ki, kimin en zor gününde senin elinden tutacağını asla bilemezsin.

Birlik Beraberlik İçin

Ve seni olduğun gibi kabul edip tüm kusurlarınla sevenden kaçma. Sakın ama sakın kaçma. Yeri geldiğinde her şeyden kork ama ondan asla korkma. Senin zaten kendin olma yoluna girdiğini düşündüğüm için, kendin olmaktan korkma demeyeceğim sana. İstanbul’da olup da seninle Kaş’ta karşılaşma imkanımız nasıl yoksa, aylardır kendi yolumda ilerlediğim Kaş ve Ben köşemde denk geldiğimize göre aynı yolda olmalıyız seninle. Aksine ihtimal vermiyorum.

Kısaca karşındaki nasıl biri olursa olsun, sen ondan korkma ki, kim ne yaparsa yapsın, sönmesin bu şafaklarda yüzen alsancağımız.

Biliyorum, sürekli kendi hayatımın içinden gidip, sonra birden senin hayatına girip, istediğim yerden ona dahil oluyorum sürekli. Üstelik bir de kalkmış şimdi sana ne yapman gerektiğini söylüyorum, hatta bazen kibirli sayılabilecek bir ses tonuyla yapıyorum bunu. Aslında en son isteyeceğim şey seni yönlendirmek. Ama ne zaman bu satırların başına otursam, öyle yoğun duygular yaşıyorum ki sana ulaşma isteğime karşı koyamıyorum. Birlik, beraberliğimiz bozulmasın istiyorum.

Çok önemsediğim vatan, millet, sakarya meselemizi bu yazımda hallettiğimize göre; haftaya sana en büyük korkularımı anlatacağım. Korku konusu öyle katmanlı ki, tek bir yazıya sığdıramadım çünkü.

Didem Elif

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

12 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 16 Aralık 2018 at 10:34

    Yazdıklarını okurken ne kadar kolay gözüküyor diye düşündüm, sonra fark ettim ki gözükme falan değil aslında bu kadar kolay. Nefret; zor ve yıkıcı olan. Biraz empati, anlayış ve farklı olanın yaşam hakkına saygı çok daha basit.
     
    Kendinden farklı olanı ahlaksal olarak yargılamakla zaten insanlık ne elde ediyor onu da anlamıyorum. Ne yararı var? Tersine birçok yıkımı beraberinde getiriyor.
     
    Ahh tamam, bir satanist yolda gördüğü sarıklıyı kucaklasın, birbirlerini sevgiyle kabul etsinler demiyorum, tahammül bile etmeyi başarsak birbirimize, yaşam çok daha huzurlu olacaktır.
     
    Harika bir konuydu canım 👌🏻

    • Cevapla Didem Elif 16 Aralık 2018 at 18:36

      Canım benim teşekkür ederim. Dediğin gibi o kadar da basit değil mesele diye düşünülebilir. Ama bence bazı şeyler çok basit, hayatı biz çok karmaşıklaştırıyoruz diye düşünüyorum. Einstein’ın satırlarca işlem üzerinde çalışıp E=mc2 formulü ile meseleyi sadeleştirmesi gibi.
       
      Haklısın ben de ateistle sarıklı birbirine sarılsın demiyorum. Hatta bazen iki ateist bile anlaşamıyorlarsa mümkünse pek vakit geçirmesinler. Herkes iyi hissettiği insanlarla birlikte olsun. Ama bizim gibi olmayanı yargılayarak işi büyük bir açmaza sürüklüyoruz.
       
      Bu yazının, siteyi tam http://www.senveben.biz.tr’ye çevirdiğimiz döneme denk gelmesi tüylerimi ürpertiyor. Bilerek ayarlamadım. Biliyorsun normalde daha önce değişmiş olacaktı isim. Evren bence kusursuz işliyor. Bence öyle…

      • Cevapla Didem Çelebi Özkan 17 Aralık 2018 at 01:19

        Özellikle senin evrenle uyumuna hayranım 😉 😘😘😘

  • Cevapla Hande S. Sinan 16 Aralık 2018 at 12:23

    Tolerans ve saygı çok önemli iki özellik
    İnsallah toplumumuz başarabilirse daha huzurlu, mutlu oluruz canım.

    • Cevapla Didem Elif 16 Aralık 2018 at 18:35

      Evet birlikte başarabilmemiz gerek. Dilerim gerçekleştiğini görürüz bir gün. 😘

  • Cevapla Hasan Saraç 16 Aralık 2018 at 22:11

    Elinize sağlık.

    • Cevapla Didem Elif 17 Aralık 2018 at 07:52

      Hasan bey, sizin de varlığınıza sağlık. Çok teşekkür ederim. 🙏🙏🙏

  • Cevapla Ayşe Dikmen 16 Aralık 2018 at 22:16

    Ben de bir Artvinli olarak katılıyorum fikrinize, benim de akrabaların arasında aynı sizin dediğiniz gibi durum var, yıllar sonra amcamlara İstanbul’a gittiğimizde, namaz kılmak için kıbleyi sorduğumuzda bilmediklerini söylediler, neyse bi’ şekilde öğrendik. Amcamın torunları biz namaz kılarken tuhaf tuhaf baktılar 😊😊😊 Sonra ne yaptığımızı sordular, biz de anlattık, sonra anne babalarına biz niye yapmıyoruz dediler. Sonra Diğer dinlerdeki ibadet şekillerini konuştuk, pazar günü kiliseye gidildiğini öğrendiler, sonra da dediler ki bunu yapmıyoruz o zaman pazar günleri kiliseye bari gidelim… Öylece gülüştük. Sonra onlar bize geldi, arkadaşlarına namaz kılan teyzemlere gittik demişler.
     
    Hulâsa herkesin inancı ve yaşam tarzı kendine. Dayatılmadığı sürece, bir arada yaşamanın bir mahzuru yok. Tabi ki hepimiz bu ülkenin vatandaşıyız. Ben Gürcüyüm. Aynı zamanda Gürcistan sınırları içinde kalan akrabalarımız var onlar da Hıristiyan. Onlar zaman zaman Türkiye’ye ziyaretimize geliyorlar. Geniş bir yelpazemiz var anlayacağınız ama hiç Mozart dinleyen arabamız olmadı, sizi kıskandım şimdi 😉
     
    Sevgiyle kalın

    • Cevapla Didem Elif 17 Aralık 2018 at 08:39

      Ayşe Hanım ne kadar güzel ifade etmişsiniz. Sonunu da çok keyifli bağlamışsınız. Güldürdünüz beni. Çok teşekkürler yorumunuz için.
       
      Sevgiler 🙏😍🙋

  • Cevapla Ahmet Yonca 17 Aralık 2018 at 02:08

    Didem Elif ama ben Elif diyeceğim sana 🙂 O iki çatışma alanını o kadar güzel anlattın ki, aklıma beynin amigdala kısmı geldi 🙂 O kısım zedelenmiş ise duygularımız ölmüş demektir. Yani suç amigdalada…
     
    Yazını çokkkkk sevdim. İkileme anlatımları inanılmaz harika buluyorum. Roman gibi oluyor.
     
    Emeğine sağlık 🙏

    • Cevapla Didem Elif 17 Aralık 2018 at 08:02

      Sevgili Ahmet. Belki de bu bir romandır. 😊 Varlığına sağlık. Ben de senin öngörülerine bayılıyorum. 🙏

    Cevap Yaz