Cebimdekiler

Ben Kimim?

11 Ocak 2019

Ben Kimim?

Ben kimim?
Yük alan mıyım? Yük olan mıyım?
Tüketen miyim? Üreten miyim?
Bedel ödeyen miyim? Bedel alan mıyım?
Hırslı mıyım? Azimli miyim?
Siyahta mıyım? Beyazda mıyım?
Kimim ben?

Yine bir hafta sonu harika güneşli bir hava var. Eskiden olsa, Aylin bu durumdan inanılmaz keyif alırdı. Son zamanlarda ise onu hiçbir şey mutlu etmiyordu.

Evinde en sevdiği köşede, cam kenarında oturmuş müzik dinlerken aklından işte yapması gerekenler dolanıp duruyordu. Gözüne birden antikacıdan aldığı kitap ilişti. Kitabın ilk sayfasında okuduğu satırlar aklını karıştırmıştı.

“Gerçekten ben kimim?”

Emekli olması yakındı Aylin’in. Uzun zamandır da aynı iş yerinde çalışıyordu. Herkes gibi düşe kalka işi öğrenmişti ve artık mesleğinde zirvedeydi. Farkında olmadığı bir gerçek vardı, işine bağımlı hale geldiği. Diğer insanlarda olduğu gibi, Aylin de sevdiği şeylerle bağımlı olduğu şeyleri ayırt edemiyordu.

İnsan bedel ödediğine değer verir.
Bedel ödediğimiz, emek verdiğimiz her şey bizim için değerli olmaya başlar. Sonra değer verdiğimiz şeyleri kaybetmemek için daha çok emek harcar ve harcadıkça daha çok değer veririz. Kısır döngü yani anlayacağınız. Bedel ödemekle değer vermek arasındaki ince çizgiyi hep kaçırırız. Bu denge bozulunca da bağımlı olmaya başlarız.

Bizler acaba bu hayatta nelere değer verdiğimizin farkında mıyız?
Bağımlısı olduğumuz şeyler neler?
Bağımlısı olduğumuz şeyleri fark etmeye ya da bunlardan vazgeçmeye hazır mıyız?
Eşimizi seviyor muyuz, yoksa ona bağımlı mıyız?
İşimizi seviyor muyuz, yoksa ona bağımlı mıyız?
Çocuğumuzu seviyor muyuz, yoksa ona bağımlı mıyız?

Aylin de maalesef bu tuzağa düşmüştü.

İşini çok sevdiği için çok çalıştığını zannediyordu. Halbuki olması gerekenden fazla emek harcadığından, işinin bağımlısı olmuştu. Dengeyi çoktan kaybetmişti. Keşke, bu dengeyi hiç kaybetmeseydi.

Aylin artık yönetici olmuştu. Şimdiye kadar hayatını hep işine göre ayarlamıştı. İş dışında bile, konuştuğu konular hep işiyle ilgiliydi. Emekli olacağını düşündükçe korkuyordu. Çünkü emekli olduğunda çocuğum dediği projeleri olmayacaktı. Faydalı olan bir şeyde bile aşırılığa gitmek, kişiye zarar verebiliyor işte.

Aslında bu dengeyi sağlamak kolay; fakat önemli olan bu durumu görebilmek, kabullenebilmekte. Marifet, hayat amacına göre hedefler seçebilmekte. Yönünü belirle ve o yöne doğru yürü, tabii dengeyi bozmadan. Hayatın tek dilimli bir pastadan oluşuyorsa yandın demektir, Aylin gibi.

Aylin’in bu durumu geçte olsa çözmesi gerekiyordu.

Sevdiklerine daha fazla vakit ayırmalı, hobileri olmalı, üretim yapmalıydı. İnsanın sadece çalışması üretmek değildi, okuduğu kitapta bundan bahsediyordu.

Faydaya dönük her şey üretmekti.

Sevdikleri için bir kek yapmakta, ihtiyacı olan birine yardım etmekte, tanımadığı birine gülümsemekte, kitap okumakta,…

Anlamıştı ki marifet insan olabilmekteydi.

Hayatındaki pastanın dilimlerini arttır, derim. Hepsinin lezzeti tadımlıkken güzel değil mi? Hepsini yemeğe kalkarsan da tat alamazsın.
Marifet, hatanın neresinden dönerseniz orada.
Marifet, başkalarının hayatına dokunabilmekte.
Marifet, sen ve ben , yani biz olabilmekte.
Marifet, sende

Ahu Kınay Zabun

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Erkan Yurt 12 Ocak 2019 at 08:24

    Marifet içimizde… Hedeflerimizi hayat amacımıza göre seçeceğiz evet doğrusu bu… Yüreğinize sağlık hocam.

    • Cevapla Ahu Kınay Zabun 12 Ocak 2019 at 13:32

      Çok teşekkürler 🙏🙏🙏💖

    Cevap Yaz