Beyaz Mürekkep

Bir Merhaba Faslı

7 Ocak 2019

Merve Çevik
Nereden başlamalıyım bilmiyorum. Sağ yanımdan tutuyorum ayrı bir heyecan, sol yanımdan bakıyorum kalbim adeta koşuyor. Bu bir merhaba yazısından ziyade yeni dünyaya gelen bir bebeğin sizlerle ilk selamlaşması gibi adeta.

Derin bir nefes alıp birden güçlenircesine parmaklarımdan dökülecek olanları hayal ediyorum da ne çok şey var yazılacak olan!! Sürç-i lisan edecek olursam şimdiden affola zira arada kah hüzünlendirecek kah güldüreceğim satırlarımı.

Sevdimlerimle Anlam Bulan Anılarım

Bir haziran ayında başladı dünyaya merhaba deyişim. Tabi 9 ay anneyle inatlaşma, aile arasında kız mı erkek mi iddialaşmaları, son âna kadar ser verip sır vermeyişim sonunda ortalığı ilk ve son olarak birbirine katışım ve dünyaya ağlayarak bir “Merhaba!!!”

İsim konusunda teyzeme müteşekkirim zira babama kalsa rahmetli babaannemin adını hemen koymaya hazırmış. Lakin süper babaannem izin vermemiş tabi… Önceden bu durumun olacağını sezmişçesine babama koca bir rest çekmiş; “Çocuğun adını Lütfiye koyarsanız sonra dalga geçerler Lütfiş diyerek!!” demiş ve son noktayı koymuş. Eski isimleri ayrı bir severim aslında. Belki de bir bildiği vardı ki böyle düşünmüş. (Nurlar içinde yat babaannecim!!) Annem ise ikinci bir isim olsun istemiş. Bana yıllar sonra itiraf etti; “Ela”. Ona göre çok sade ve tatlı bir isimmiş. Sonrasında ise son noktayı şu şekilde koymuştu: “Bir gün ikizlerinden biri kız olursa ona koyarsın!!”

İlkokula başlarken haykıracak nefesim kalmayana dek ağlayışımı unutamam. Sanki beni karantinaya alıp aileme geri vermeyeceklermişçesine bir ağlamaktı o. Muhteşem bir öğretmenle birlikte başladım okul hayatıma. Sevgili öğretmenimiz ilkokul 3. sınıfa kadar bizi okutup sonra emekli olmuştu. O günden beri vedaları sevmez oldum. Ve her vedamı sanki son olmamışçasına daha farklı yollarla yaşamaya çalıştım.

Korkusuz Merve Çevik

En deli maceram ise, karne günü Beşevler’den çıkıp Çekirge’ye okuluna tek başına gidecek süperman cesaretini bulan bendenizin, babasını halk otobüsünün peşinden sabahın köründe koşturmasıydı. Deliliğimiz o zamandan tescillenmiş demek ki!! Yolu öğrenmiş olan Merve evden gizlice çıkarak otobüse binmiş, sonrasında yanlış durakta inerek oradan dolmuşla okula varmıştı. Annem ve babam okula apar topar geldiklerinde, ölüp tekrar dirildiklerini anladığım o yüz ifadeleri ve bendeki korku. Beni sağsalim bulmuş olmanın da rahatlığı… Tabii bol ‘pekiyi’li bir karne onları fazlasıyla yumuşatmış; bir daha yapmamam konusunda sıkı sıkı tembihlenmiştim. Nedenini sorduklarında ise şu cevabı vermişim: “Sizi uyandırmak istemedim!..”

İlkokul 3. sınıfa kadar eve tek başıma girip çıkıyor olmam da buna eklenebilirdi. Annem işyerinde babama yardım ettiği için dünya tatlısı tonton bir karşı komşumuz olan Güzin Teyzemi anmadan geçemem.. Çok göz kulak oldu bana.. (Kulakların çınlasın!!) Günümüzde o eski halinden eser kalmayan komşulukların kulaklarına su kaçırmakta da fayda var… Kim ne derse desin eskiler bambaşkaydı!!

Babamın kitap ve edebiyat sevdalısı olmasının bana da geçmiş olması ise ayrı bir şanstı. Onun şiir defterlerini ve anneme yazmış olduğu mektupları kurcalayarak (bu kurcalamalar, bana doğru fırlatılan bir terlikten sonra son oldu!) daha da pekiştirdim…

İlkokuldayken eve gelince ödevlerimi yapmak yerine gazetelere koala gibi yapışıp okuyuşum ve meraklı kedi gibi her şeyi sorgulayışım da ayrı bir cabasıydı. Ve bir gün evde komşular varken eskilerin deyimiyle o naftalin kokulu mecmuaları fare gibi bulmuş; bir güzel kurcalamış sonrasında adını tam telaffuz edemeyişimden “Anneeee Çayuşeeeşku ölmüüüüş” diye bir yaygara koparışım tarihe yazılacak cinstendi. (Çavuşesku yaşasaydı, elbet gözleri yaşarırdı!!) Sevgili anneciğimle karşılıklı kahve sohbetlerimizden birinde bunu öğrendiğimde yüzüm hafiften kızarmadı değil. Arada özlüyorum efsane çocukluğumu…

Kardeş İsteği

Ortaokul dönemine kadar ise evde tek çocuk olarak hükümranlığı sürmenin ayrı bir keyfi olsa da bir kardeşim daha olsaydı sorusunu kendime sormuşluğum da bir o kadar oldu. Tabii bir kardeş nasıl olurdu, anlaşabilir miydik o da ayrı bir konu!! Çocukluğumdan bu yana koruyucum olduğuna inandığım kainat, kanunlarını benden yana kullanmış olacak ki bu sorumun cevabını almak adına bana bir kardeş geleceğini duyurdu. Tabii bir heyecan bir merak… Sanki dünyaya farklı bir varlık gelecekmişçesine bende bir sevinç, mutluluk, kardeşim olacaaak nidaları…

Çocuk işte der geçerdi elbet görenler ama çocuk kalbi fazla saf ve temiz bir şeydi. Ne yazık ki bu mutluluğum çok uzun sürmedi. Bir gün ilk kardeşimin anne karnında 5 aylıkken öldüğünü öğrendim. Çok üzüldüm ama belki yine kardeşim olur düşüncesiyle umudumu yitirmedim. Ardından belli bir zaman geçtikten sonra yine bir hamilelik haberi… Fakat annemin yüksek tansiyon rahatsızlığı yine izin vermedi. Sanırım kardeş defterini orada ölene dek kapattım.

Fazla hayaller kurduğum için onları kaybettiğimi düşünürdüm bazen çocuk aklımla… Her şeyde sebep aramak vardır ya, bu üzücü durum için de bir neden aradım. Ve bulduğum en mantıklı ve tek gerçekçi neden, annemin hayatta olmasıydı. Yeter ki o iyi olsundu. Çok sonraları fark edecektim ki annem meğersem benim en yakın arkadaşım olacakmış. Ailenin tek evladı olmak her ne kadar gururumu okşasa da itiraf ediyorum ki hep bir kardeş özlemi yaşadım.

Çok sevdiğim anneannemin ölümü beni fazlasıyla etkileyen başka bir üzüntüydü.

Onun hastaneye götürülüşünün ardından son görüşmemiz olacağını bilmeden “Anneanneciğim seni çok seviyorum. Beni sakın unutma! Hemen iyileş!” yazısını yazıp annem aracılığı ile göndermek… Ve o yazıyı hala saklamak… Ama bir daha anneannemi görememek… Geri gelmeyeceğini bilerek… Sonra 29 Aralık 2002 dedemi kaybedişimiz… Gittikleri yerde mutlu olsunlar… İkisini de çok özlüyorum!!

Yalnız itiraf etmeliyim ki sakin bir çocukluk geçirdim.
Belki de yetenek adı altında adlandırılan o mucizevi kelimeyle tanışana ve kendimi keşfedene kadar.

Arkadaş seçme konusunda titiz olmanın verdiği avantajların yanı sıra dezavantajlar elbet vardı. İlk aşklar, ilk kırgınlıklar, ilk küsmeler, ilk mutluluklar… Fakat öğrendiğim en önemli şey “tek başına ayağa kalkabilmek” idi. Kız arkadaşlarla mektuplaşmalar, tutulan günlükler “aldım, verdim, ben seni yendim” ya da “saklambaç” tadında masum çocukluk günleri.

Ortaokul döneminde ise en sevdiğim fakat öğretmenim yüzünden arama ciddi şekilde mesafe koyduğum ders Türkçe idi. Her Türkçe dersinde bir şeyler yapmak için çaba sarf edişlerim fakat öğretmenimden gün geçtikçe soğuyor olmam dersten de uzaklaştırmıştı beni. O zamana kadar elime kalemi alıp bir cümle dahi yazamamış bir insan iken, lise hazırlık sınıfında ismini hala anarken gözlerimi yaşartan bir hoca, sevgili Ali öğretmenim. Bana dersi sevdiren insan. Ve bir akşam ansızın kendimi bir şeyler yazıp karalarken bir daha keşfedişim. (Size minnettarım öğretmenim!)

Şiir & Tiyatro

Şiir defteri tutmaya başlayışım
Hiçbir zaman bitmedi ve bitmeyecek de…
Ve Tiyatro…

Hazırlık sınıfında okuduğum dönem Almanca dersine giren öğretmenimiz Pınar Hanım’ın öncülüğünde kurulan tiyatro grubuna katıldığımda tiyatronun büyülü dünyasında kendimi buluverdim. Tabii ki amatör ruhlu gençler olarak beklenenin ötesinde bir performans çıkarttığımıza inanıyorum. Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nun o büyülü sahnesinde yer almak benim unutulmaz anılarım arasındadır. Özellikle oyun sonrasında yanımıza gelip bizi tebrik eden insanlar… Çok büyük bir işi başarmışçasına büyük bir mutluluk ve daha da istekli olmak…

“Ah Şu Gençler” ve “Türkmen Düğünü” oyunlarında rol aldıktan sonra devam ettiremedim ne yazık ki… Dersler daha öncelikliydi ve ortaokuldan bu yana hukuk okuma isteğim ağır basmıştı. Tabi ODTÜ mezunu bir babanın mükemmeliyetçiliği sayesinde kendimi Fen sınıfında bulduğum an benim için Çin İşkencesi tadında bir lise 2 dönemi başlamıştı. Dersleri zorla sevmeye çalışan ama nedense sevemeyen bir Merve…

Bir gün yine, yeri benim için ayrı olan çok sevdiğim Edebiyat dersi hocam ile İngilizce dersine giren Fatma Hocamın elbirliği ile “Senin yerin bu sınıf değil Türkçe–Matematik bölümüne geçmelisin!!” şeklindeki destekleri sonucu lise son sınıfta kendimi TM sınıfında buldum.

Bugüne kadar devam eden yaklaşık 15 yıllık dostluğumun temelleri de burada atıldı. Sıkı bir çalışma sonrası sene sonunda ders notlarımın yükselmesi sonucunda durumu rahatlıkla kurtarmıştım ama o sene üniversite sınavını kazanamamıştım. (18 yaşında geçirdiğim suratımı çiçek bahçesine döndüren ayrıca ilk ortaya çıkışını ağrılı ve riskli geçirdiğim suçiçeği sağolsun!) Ayrıca bu sınav stresi ise klasik olarak her öğrenci de vardır. O dönemlerde neden bu kadar stres yaşadığımızı adeta savaşa gidercesine hazırlandığımızın mantığını şu düşünce yapımla anlamış ve idrak edebilmiş değilim.


 

Hukuk Öğrencisi Merve Çevik

Annem ve babamdan gördüğüm manevi destekle sonuna kadar uğraşıp nihayetinde istediğim bölüm oldu. “Gugukçu mu olacaksın yoksa?” şeklindeki açıkçası alınmak yerine, fazlasıyla güldüğüm sorulara da maruz kalmadım değil!! Yoksa insanın sevdiği ve istediği mesleğin öğrenimini görmesi kadar keyif verici başka bir şey daha olamazdı.

Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdiğim sene ilk defa ailemden ayrı kalacak olmanın verdiği duygusallık pembe dizileri dahi aratmayacak kıvamdaydı. O gün doğru bildiğimi sandığım fakat öyle olmadığını öğrendiğim tek şey annemin bizi ayakta tutuyor olmasıydı. Babam fazlasıyla duygusaldı ama sevgili Valide Sultan’ım için duygular fazla açığa çıkmamalı çıkarsa da ortalık Niagara Şelalesi’ne dönebilirdi. Annemi bu yüzden şimdi çok daha iyi anlıyorum.

Kurulan arkadaşlıklar, kampüs hayatı derken farklı bir zaman geçirdim İstanbul’da. İlk sene alışamadığım okul ortamı, derslere adapte olamamak, dönemlerimin sakız gibi uzamasına sebep oldu. Ama iyi ki uzamış diyorum. (Geç olsun güç olmasın mantığı)

Arkadaşlıklar, aralarında edindiğim sağlam ve halen şu zamana kadar süregelen dostluklar… Muhteşem hocalar, kah mutlu kah hüzünlü anlar. Uzayan okul dönemimde ise bana evinin kapısını açan çok sevdiğim dostum Gözem… Ki bizi tanıştıran yine çok sevdiğim üniversite döneminde ilk arkadaşlarımdan olan kardeşim Seda’ya Gözem’in adını telaffuz edemeyip “Gözleme” deyişim.. Dediğim gibi canım kainat ikinci defa haklarının bir kısmını benden yana kullanarak bana fevkalade dostlukları sundu. Annemin bu konuyla ilgili en harika yorumu ise şöyleydi: “Merve’nin iyi ki böyle manevi kardeşleri var!!”

Stajyer Merve Çevik

Okuldan mezun olduktan ve diplomamı aldıktan sonra en güzel an, sıla hasreti çektiğim pamuk ailemin yanına Bursa’ma dönmüş olmamdı.

Stajyer avukat olarak bir an önce iyi bir hukuk bürosu arayışlarım başlamıştı. Sonra o çok sevdiğim canım evren bana ışığından yine gönderip bana yardımcı olmuştu bile. Diplomam elime geçtikten tam 10 gün sonra sanatın dostu olan, sevdiğim saydığım büyüğüm meslektaşım İsmail Bey’in yanında kendimi buluverdim. Hayat dolu, neşe küpü ama bir o kadar bilgi bankası olan üstatla ilk tanışmamızda fazlasıyla renkli bir sohbetimiz olmuştu ki en sonunda “Aaa tiyatro da mı? Aaa şiir, aaa resim…” derken 15 ay onun yanında hayattan mesleğe dair birçok şeyi fazlasıyla öğrendim.

Zaman su gibi çabucak akıverip gitmişti. Ama bir gün bana “Sen de koroya geliyorsun,” demesiyle “Nasıl yani?” diye sorup daha cevabını alamadan kendimi müziğin içinde bulmuş olmam…

Sevgili annemin annelik içgüdülerinin Nirvana’ya ulaştığı esnada bir gün “Mervecim düşünsene elinde mikrofon şarkı söylüyorsun” deyişine “Yok canım sende!! ıııııhh söylemem ben” diye karşılık verişim.

 
Canım evren olumsuzluk eki olan –me ve –ma’yı algılamamakta ısrarlıymış ki; Baro Korosu’nda hem korist, hem de solist olarak kendimi mikrofonla göz göze buluverdim. Sonrası bir geldi pir geldi.

Bir sanatçı ruhu ayrıca damarlarınıza sızıp sizi ele geçirmiyor değil hani… Ama her şeyden de önemlisi grup olarak muhteşem bir enerji oluşumu hakimdi ve fevkalade eğleniyorduk. (Hepsine buradan selam olsun.)

Avukat Merve Çevik

Stajım bittiğinde ruhsat için başvuru, sonra ruhsat alışım ve en sonunda artık avukat olarak mesleğe başladığım zamanlar sırtıma daha fazla sorumluluk yüklendiği anlamına geliyordu benim için. Bir heyecan vardı ama bir yandan da endişe de süregelmekteydi. “Acaba nasıl olacak? Başarabilecek miyim?” sorularını herkes kendine bir şekilde sormuştur hayatlarının belli dönemlerinde. İşte ben de tam olarak bunu yaşamıştım.

Sonrasında güzel insanların yanında çalışma dönemi. Arada müzik, resim ve yazılara devam etmeyi ise hiç bırakmadım. (Belki bir gün tiyatroya da kaldığım yerden devam ederim belli mi olur 😉)


 

Avukatlık Bürosu

Yanlarında çalıştığım insanlardan hem hayata hem de mesleğe dair olumlu–olumsuz ne varsa öğrenebildiğimi öğrenip en sonunda kendi yoluma devam etme kararımı alışım en radikal ve ani bir karar oldu. 2018 yılının Temmuz ayından bu yana kendi yolumda Merve olarak devam etmek evet zorlu bir süreç ama sanırım buna yeni alışmaya başladım.

Bu süreçte insanların aslında elinizden ne kadar tuttuğunu daha doğrusu sözleriyle davranışlarının ne derece uyumlu olduğuna bir kere daha şahit oluyorsunuz. Zira hayat sunduğu imkanlarla size çeşitli yollar gösterir ama seçim her daim size aittir. Ama bir uğurum var ki; bana şans getirdiğine inandığım kedim Lokum Hanım…

Lokum

 
Geçen sene acı esen bir rüzgar ve yağmurun iç içe olduğu kış gecesinde aniden mantar kadar boyuyla önüme fırlayışı, sonsuz bir dostluğumuzun başlangıcıydı. Ama bu caaanım evren yok mu!!! Bana şu an’a kadar sunduğu en güzel armağandı. Eve bir hayvan almak istememle evrene nasıl bir mesaj göndermişsem bir hafta sonra Lokum ile tanışmak kesinlikle tesadüf değildi.

Babamın bizi almaya geldiği o akşam eve doğru giderken birden bana dönüp “O, artık senin.. Sen onun hem dostu, hem de annesi olacaksın,” deyişini unutmam. Annemin ilk gördüğü zaman “Ama Merve’ciğim çok küçük daha! Nasıl bakacaksın evde?” şeklinde çığırışları ama şu an hepimizden fazla kendisinin Lokum Hanım’a düşkünlüğü… Eve her adım attığımda beni yuvarlanarak karşılayan güzel suratlı oyuncak gibi bir kedim var.

Yaradan’ın bana göre yarattığı en güzel mucize ve eserlerinden biri de hayvanlar olduğu için kedimin bana onun emaneti olduğunu göz ardı etmeden ailemizin en şeker dördüncü üyesi ilan ettim. Açıkçası evin sahibesi konumuna terfi etti ve hepimizi o yönetiyor.

Bu günüme gelene kadar acısıyla tatlısıyla bana çok şey katan insanlarıma teşekkür etmek istiyorum. Bir nevi pişmekti ve daha fazlası için önümüzde ne baharlar, ne yazlar olacak kimbilir! Şimdi onlar sayesinde hayata dair bu zamana dek kazandıklarımı, biriktirdiklerimi ve tecrübelerimi (daha nice gerçekleşecek olan güzellikleri) sizlerle paylaşmak için sabırsızlıkla bekliyorum.

7’den 70’e… Bir Merhaba ile yeniden hoş geldim diyorum…

Merve Çevik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 7 Ocak 2019 at 14:41

    Üniversitedeki en sevdiğim hocamdan armağan olarak girdiğin hayatımda, şimdi seninle aynı dergide yan yana koşacak olmak oldukça heyecanlı. Seni kocaman öpüyor, aramıza hoş geldin diyorum canım 🤗😘

    • Cevapla Merve Çevik 7 Ocak 2019 at 19:52

      Sen de benim için öylesin. Tesadüf olamayacak kadar en özel armağan hatta.. Daha paylaşacak çok şeyimiz olacak. Nefes aldıkça.. Teşekkürler ❤️

  • Cevapla Ahmet Yonca 7 Ocak 2019 at 18:37

    Öncelikle Hoş geldin Merve ve inanılmaz bir ortak noktada birleştik. Çünkü 2003 yılında Lise’de ben de “Ah Şu Gençler “isimli tiyatroda oynamış “Ben bir dahiyim” ile tiyatroyu bitiren cümleyi söylemiştim. Muhteşem eğlenceliydi ve o tiyatroyu bana yaşatan Edebiyat Hocam Hidayet Gönüllü aynı zamanda benim yazma aşkımı körüklemişti. Bu benzerliklerde senin neler hissettiğini ve neler yazabileceğini tahmin edebiliyorum. Güzel bir ekibe geldin. Yazılarını merakla bekliyorum…

    • Cevapla Merve Çevik 7 Ocak 2019 at 19:51

      Çok teşekkür ediyorum. Bu güzel ekibe dahil olduğum için şanslıyım. Ortak noktaları keşfettiğim insanlarla tanışmak ise ayrı keyif verici 😊 Nice yazılarda buluşmak dileğiyle 🙏🏻

    Cevap Yaz