Beyaz Mürekkep

Ceren

14 Ocak 2019

Ceren Damar Şenel
Bir hukukçu.
Geleceğin ışık tutan aydın bilim kadını.
Bir anne.
Bir akademisyen.
Bir kadın…

Sonsuzluğa uğurladığımız Ceren’e ve tüm Ceren’lere…

Ölümlerden hep etkilendi insanoğlu. Zira hayatın en gözle görülür gerçeğidir kendisi. Bu gerçek var ve insan onunla yüzleştikten sonra er ya da geç ölümü kabullenmekte.

Hiç ummadığımız an, o beklenmedik zaman geldiğinde yüzleşiyor insan.
Yanıbaşında duran o ses, o gözler ölüm geldiğinde tamamen bilinmeyen bir sonsuzlukla buluşuyor.

O ses bir kayıt cihazında ve o gözler ise bir fotoğraf karesinde ölümsüzleşiyor.

Ya bir sevgili.
Ya dost.
Anne veya baba.
Eş ya da çocuk…

Ve insan nadide bir parça gibi özenle saklıyor o geride kalanları, anıları kaybetmemek adına.

Hayatta iken zaman es geçiliyor.
Lakin ölüm kapıda ise zaman duruyor.
Ve o an uyanıyor insan.
Dur diyor bir ses.
Kulaklar uğulduyor.
Ölüm, insanoğlunun içinden bir bir parça koparıyor her geçen gün.
Sonra hissizleştiriyor.
O dünyanın en acı tecrübesi olarak hafızada yer ediniyor.
Gözler dünyaya daha farklı bakıyor.
Herşeye sınır çiziyor insanoğlu.
Daha soğuk. Ama daha güçlü.
Öldürmeyen her ne varsa hayatta adeta güçlendiriyor.

Bir umut, 2019’da değişim başlasın diye bekledik önce. Güzel olsun, mutlu olalım, üzüntüler geride kalsın, kötü şeyler olmasın, umut olsun diye diye 2018’i geride bıraktık.

Yeni bir yıla tam da güzel temenniler ve dileklerle girmişken sonrasında karşımıza aniden çıkan o acı ölüm haberi hepimizi şöyle bir durdurdu.

Toplum olarak geçmiş yıllarda öyle yüzleştik ki zamansız ölümlerle.. Bu da bir o kadar zamansız ve çok acıydı.

Haberi ilk okuduğumda kanım çekildi. Bir dakika boyunca fotoğraftaki o umut dolu gözlerle bakan genç arkadaşıma takılı kaldım. Sonra öğrencilik yıllarım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Sonra bir daha baktım Ceren’e… İçim alev alev yandı.

Öğrencisi tarafından katledilen genç, başarılı bir hukukçu ve akademisyen Ceren Damar.

Hiçbir sebep yokken sınavda yakalandığı ve öğretmeninin kendisini şikayet edeceği bahanesinin arkasına sığınarak, kendisini savunan bir insan müsveddesi! Ve bu kişi bir hukuk öğrencisi! İçler acısı olan nokta tam da bu!

“Herşeyden önce bir hukukçu insan olabilmeli ve vicdan muhakemesi mutlaka olmalı,” derdi çok sevdiğim bir hocam. Ceza Usul Hukuku dersinin sınavından defalarca kalmama rağmen, kafamda bir ton soruyla hocamın yanına her gidişimde bana yol göstericiliği ve onun dersine daha da azimle sarılmış olmamın ayrı bir hikayesi vardır.

Özetle “mücadeleyi elden bırakma” derdi bana ve nice öğrencisine. Pes ettik mi yeri geldiğinde evet ağladık zırladık! “Ama bu sınavı geçmem lazım”lar, yumurtanın kapının dibine dayandığı zamanları yaşadığımız daha doğrusu kendimize yaşattığımız yüzlerce örnek sayabilirim. Okul elbet bitiyordu ama mücadele daha doğrusu savaş asıl bundan sonra başlıyordu.

Çok önemli bir şey vardı ki; ben ve benim gibi çoğu arkadaşım bırakın kafa tutmayı, saygısızlık edecek noktaya asla getirmedik olayları. Bir vakıf üniversitesinde okuduk evet ama hepimiz kendimizi bilen insanlardık. Ama artık daha da acı bir şey var ki hukuk fakülteleri gün geçtikçe çoğalmakta ve artık her önüne gelen fakültenin kapısından geçmekte… Sonra ise meslektaş olarak birbirimizin karşısına çıkıyoruz ya işte bu en vahim olanı.

Hani şu üniversite, bu üniversite diye ayırdığımız kıstaslar vardır ya! Geçelim lütfen bunları! Karakter denilen bir olgu var ki diplomalı diplomasız adam ayırmayan. İnsanı sarmaşık gibi saran ve ölümüne kadar onunla bütünleşen bir eklenti adeta. Her olayda kendini öyle bir ön plana çıkarır ki insanlara sizi sizden daha iyi tanıtır.

Ne okulu vardır, ne dersi! Aile temellidir kökeni; üstelik bir de hayatla yüzleştirirse, ya bu karakter olduğu yere oturur ya da tam tersi yoldan çıkar, adamın gözünün yaşına bakmaz. İnsanlara davranış şekliniz sizi anlatır tümüyle. Dedim ya okulu yok! Her şey hamurunuzun kökeninde. Nasıl yoğrulduğunuz ve şekil aldığınızla ilgili.

Peki ya Ceren Damar?

Tanıyor muydum Ceren’i?
Hayır!
Bir yerde karşılaşmış mıydık?
Yollarımız dahi kesişmedi.
Ama kesişebilirdi.
Konuşabilirdik.
Fikirlerimiz buluşabilirdi.

Şayet onun hayatı acımasızca bir karakter fakiri tarafından koparılmasaydı… Ne demekti ki kaldığın bir ders yüzünden bir insanın canına kast etmek?..

Hayal edilemeyecek kadar korkunç oysa!
İşte tam da burada başlıyordu ‘insan’ı sorgulamak?
Ne kadar insan olabilirdi ki bu cinayeti doğuran?
Nasıl bir bahaneyle aniden bir mum alevini söndürürmüşçesine insan hayatını yok edebilirdi?

Ama diyorum!
İşte o hiç kullanmak bile istemediğim ama zorunda bırakıldığım ‘ama’ kelimesi! Tanıma şansımın olduğu ve belki de adını ileride birçok yerde duyacağım bir bilim kadınını ben de yitirdim. Meslektaş, arkadaş ama her şeyden önce bir kadın olarak…

Hani hep okuruz ya her an. Her yerde insanın hep dilinin ucunda olan kelimeyi.

‘Hukuk’ be kardeşim!

Ah o hukuk!

İnsan haklarını öncelikli gözeten, tüm hakları ve yasaları bütünüyle oluşturan bilimdir ‘Hukuk’.

Hukuk öyle bir kavramdır ki size önce “insan nedir?” sorusunu sorar. İnsan olmayı ikinci bir öğretmen gibi öğretir, zira insan haklarının savunucuları olmaktır en birincil göreviniz.

Peki biz insan olmayı ne kadar öğreniyoruz? İnsan olmayı bilmiyoruz.
O bahsettiğim karakter olgusu burada devreye giriyor. Aslında selam vermeyi bile unutan bir toplum olmuşuz da ölmüşüz ağlayanımız yok! Ne kahve hatırları kaldı birbirimizde! Bir zamanlar komşu komşunun külüne muhtaçken, şimdi güvenine muhtaç! Genç, yaşlı farketmiyor! İş ve aile hayatlarımızda dahi yeri geliyor insan olmayı unutuyoruz!

Önyargı had safhada!

Gördüklerimize değil duyduklarımıza inanıyoruz!
Doğrular yerine hataları destekliyor; tarafsız bakamıyoruz!
Gözümüzün önünde en aleni yaşanan her cinayette sadece konuşmak ve yazmaktan öteye gidemiyoruz.
Aşkı, sevgiyi ve güveni unutmuşuz ki sadece lugatlarda anlamlarını bildiğimiz kelimeler olmaktan öteye geçiremiyoruz onları da.
Peki biz ne yapıyoruz?
Tükeniyor ve tüketiyoruz.
O zaman toplum olarak sorumluyuz bu yaptıklarımızdan.
Yarattıklarımızdan.
Önyargılarımızdan.

Sonra bir soru daha?! Hukuk var mı?

Var -dı!

Ama en diplere çekilmiş. Üzerine toprak atılmış, adalet ana kıvranıp duruyor yanıbaşında. Bizler seyirci!
Çok konuşuyoruz!
Her lafa mutlaka bir diyeceğimiz var!
Çok da biliyoruz ya her şeyi!
Ahlak kumkumalarıyız.
Etik kelimesini etek kelimesiyle karıştırıyoruz.
Ama bir yandan da kaybetmeye mahkum ediyoruz.
Az önce söylediğim gibi…
İnsan olmayı unutmuşuz!

Bilim ve sanatın gün geçtikçe geriye doğru çekilmeye çalışıldığı bir toplumda mücadele veren Ceren’lerin, Ali’lerin ve Ayşe’lerin yitip gittiğini gördükçe de toplum olarak “hukuk kalmamış!” diyerek o ağlamalardan öteye gitmiyoruz. Gidemiyoruz!

Fazla ağlıyoruz ama yapabileceklerimiz peynir gemisini yürütmeye ancak yeterli!

Kadın-çocuk cinayetleri, insan hürriyetini kökten bitiren tüm katliamlar…

Ayşe doktor olmak istiyordu!
Ali bu sene okula başlayacaktı!
Mertcan ödevini yapmadığı için babası tarafından hayatı elinden alındı oysa henüz 6 yaşındaydı!!
Ceren geleceğin aydın akademisyenlerinden biri olmayı hedefliyordu.
Ama…..?!

Ve gerçekleşecek olan tüm hayalleri, ölüm bir -di’li geçmiş zamana çeviriverdi.
Hem de en acımasız yüzüyle.
Zira kimsenin yaşama hakkı zorla elinden alınamazdı.
Ölüm bile utandı.
İnsanlık utandı.
Bizler utandık.

Masumiyete gölge düşeli öyle çok zaman oldu ki insanlığın geldiği en son nokta şu an uçurumdur.

Ben bir hukukçu olarak cübbemi üzerimde layıkıyla taşımak istiyorsam önce insan olmam şarttır. Bir hakim kürsüde en adil kararı vermek istiyorsa önce insan olması şarttır! Doktor, mühendis ve öğretmen… Ve daha nice meslekleri edinmiş binlerce insan.

Önce insanlığımızı ve vicdanımızı sorgulamamız gerekir ki dünya üzerinde bir düzen hakim olsun.

Vicdan en büyük muhakemedir.

Ve insan vicdanı ile sınanır.
İnsan olmanın savaşını belki de vicdanımızla vermekteyiz. Zira vicdan hepimizin içinde bir parça haline gelmiş adalet ölçüsü.
Tıpkı sevgili Ceren Damar Şenel’in eşinin hafızalarımıza kazınan hepimize vermiş olduğu hayat dersinde olduğu gibi;

“….iyi bir hukukçu, iyi bir mühendis, iyi bir doktor değil iyi bir insan olmaya çalışın. En önemlisi bu. İnsanları sevin ve hiçbir zaman kötülüğe kötülükle cevap vermeyin..” -Levent Şenel

İyi insan olmamız temennisiyle…

İnsanlığımıza ve hayatlarımıza birer iz bırakan tüm Ceren’lere…

Merve Çevik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Ahmet Yonca 14 Ocak 2019 at 08:15

    Vicdan en büyük muhamemedir demişsin ya, işte o insanın cenneti ve cehennemi olacak en üst yapıt. Ölen Cerenler bitmeyecek, öldüren katiller de… Bu dünya ne yaşanası ne de anlaşılası bir yer artık… Bir kıyamete de ihtiyacımız kalmadı. Ya da bir Adolf Hitlere. Salgın bir hastalık da gerekmiyor ölmek için… İşte, öldürülüyoruz, ölüyoruz ve yok oluyoruz… Vicdan muhakemesinde kendini yargılamayanlar tarafından.

    • Cevapla Merve Çevik 15 Ocak 2019 at 13:44

      Kesinlikle katılıyorum. Vicdan cennet ve cehennemin en keskin ölçütü. Bu yazıyı yazarken bir kere daha ah ettim bu yaşananlara. Bir umut, bir inanç elbet var ama nerede? Bir an önce bulmamız dileğiyle…

  • Cevapla Beril Erem 14 Ocak 2019 at 15:09

    Görüyorum. İnsanlık gitgide ikiyüzlü ahlak anlayışının dalgalandırdığı bir denizde boğuluyor. Her giren, kıyıdakini de kendi derinine çekmeye çalışıyor. Korkunç bir virüs gibi. Neden böyle yazıyorum? Bu korkunç cinayetin ardından okulun WhatsApp grubundaki bazı yazışmaları okuduğum için. Keşke okumaz olaydım!
    Bu insanlar cinayet işlemediler ama görüyorum işte, ‘oh iyi oldu bu, kopyaya izin çıkar artık’ minvalinde yazanlar bir gün gelecek karşımıza hukuk neferi olarak çıkacak ve bu ikiyüzlülükleri kim bilir nasıl mesleki dejenerasyona neden olacak?

    • Cevapla Merve Çevik 15 Ocak 2019 at 13:48

      Çok güzel özetlemişsiniz. Öncelikle teşekkür ediyorum 🙏🏻 O virüs hepimize her gün bulaşıyor oysa ki. Umutsuzluk, kötülük ve herşeyi tüketmeye meyilli bir toplum. Maalesef iyilerin canı acıtılıyor ve adalet kelimesi yalnızca bir kadın ismi olmaktan öteye geçemiyor… Ve en kötüsü de bir insana artık bir insan eli uzanmaz oldu. En acı yanı bu…

  • Cevapla Atakan Balcı 14 Ocak 2019 at 15:35

    Güzel anlatmışsınız, giderek artan bir biçimde nasıl nefret toplumuna dönüştüğümüzü. En azından dile getirilmesi bile önemli, bu yüzden teşekkürler!…

    • Cevapla Merve Çevik 15 Ocak 2019 at 13:49

      Asıl ben teşekkür ederim. Aynı düşüncelere sahip, aynı gözlerle gören insanlarla buluşmak ayrı keyif verici.. 🙏🏻

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 14 Ocak 2019 at 17:12

    Öncelikle toplumsal olarak yaralandığımız bir konuya sitemizde yer verdiğin için çok teşekkür ederim canım. Özellikle de bir hukukçu olarak fikrini paylaşman oldukça değerli.
     
    Ayrıca bugünkü yazıma da ilham verdiğini bilmeni isterim yazdıklarınla. Bir süre önce yazmaya başlayıp bitiremediğim bir konuydu. Cümlelerini okuduktan sonra, içimde çoşan hiddetle yazdım; ayrışmamızın, vicdansızlaşmamızın ve bencilliğimiz sebeplerini.
     
    Sevgiyle…

    • Cevapla Merve Çevik 15 Ocak 2019 at 13:50

      Canımsın ❤️ ilham perin olabildiysem ne mutlu bana 🙏🏻

    Cevap Yaz