Sentez

Kendi Kendine

27 Ocak 2019

Kendi Kendine
Karşısında kendi bedeninin içinde, kendi sesi kendisiyle konuşuyordu. Kendi sesini, yabancı bir ses gibi duymak zihninde bir girdap oluşturmuş, beyninde şok etkisi yaratmış, konuşma komutunu diline yönlendiremiyordu. Kırk yıllık ahbabıyla sohbet eder gibi kendine seslenen kendine, bir yabancıya bakıyor gibi bakıyor, bir o kadar da kendi canının yansıması hissiyle de yakın buluyordu. Yaşadıkları absürt dizi konusu gibi, ya da bir roman kahramanın yaşadıklarını okumak gibi değildi. Okuduğunda ya da izlediğinde empati kurmaya çalışarak anlamaya çalıştığı türden bir şey değildi.

“Gregor Samsa gibi böcek bedeninde uyanmadım, bu da bir şey,” deyip teselli ederken buldu kendini.

Yeni bir çelişki düştü anında zihnine

“Beynimiz de mi ortak acaba, şu an benimle aynı şeyi mi düşünüyor o da? Yani diğer ben!”

İzlediği kendine odaklandığında hiç de öyle olmadığını anladı.

“Her zamanki gibi yine çok konuşuyorum. Bir es verse ruh halimi anlayacağım ama fırsat bırakmıyorum yine!”

Anlayamıyordu olanları.

“Bu bensem, karşımdaki ben kim? Ben kendimi görürken, karşımdaki ben de kimi görüyor da hiç yabancılamadan konuşmaya devam ediyor?”

Çevreye bakmayı yeni akıl edebildi. Çok sık geldiği mekanlardan birindeydi.

“Belki buradan yola çıkarak kimle konuştuğumu anlayabilirim. Buraya yalnız da gelirim, birkaç yakın dostumla da. Fakat çok sık yalnız gelirim. Aklımı kaybettim de kendimi mi eğliyorum acaba,” diye düşündü? Diğer masalardaki insanlara baktı kimse yadırgar görünmüyordu. Herkes kendi muhabbetinde, telefonda birileriyle konuşuyor, karşısındaki ile sohbet ediyordu.

“Konuşmaya çalışsam mı acaba, fırsat vermiyorum ki araya girebileyim.”

Tam o sırada masaya garson geldi. Müdavimliğinin ekmeği yiyeceği zaman gelmişti, garson kesin her zamankinden mi diyecekti? Karşısındaki kendi “Her zamankinden,” diyip yolladı garsonu. “Bana sormadım, ne kadar kabayım,” diye kendini kınadı. İçinden kendi kendine konuşmaktansa karşısındaki kendine seslenmeyi denedi. Sesi çıkmadı. Karabasan gibi kendi çökmüştü ruhuna. Sesini çıkartamadan, karşısındaki kendini dinlemeye mahkum edilmişti. Hayatındaki bir sürü insan için içinde bir miktar acıma duydu.

“Bazen hiç de katlanılır bir insan olmuyormuşum.”

Çelişki içinde sesine kulak veriyor ama özümseyemiyordu ne dediğini.

Kendi kendine konuşmaktan başka bir şeydi bu. Karşısına kendini koyup hem görüp, hem duymak beyninde infial yaratıyor gibiydi. Hayatını en son nerede bıraktığını hatırlamaya çalışıyor, başaramıyordu. Sanki kendinden bir hapse mahkum edilmişti. İşin tezat tarafı kendini iki kişiye eviren bu durum oluşturduğu kişilerden birine algılama duygusunu yüklemiş, diğerini normal yaşantısında bırakmıştı.

“Kendi kendime düştüğüm hapiste bile cezalandırılan taraf yine ben,” diye hayıflandı. “En azından ne dediğime kulak vereyim,” diye düşünerek kendini dinlemeye bıraktı.

“Hayır, kaç kez denedim, anlattım, yollar gösterdiler yine de değişmedi hiçbir şey. Bir milim oynama olsa hakları var devam edeyim diyeceğim ama olmadı. Kaç farklı terapist denedim inanamazsın! Kendimce belirlediğim tüm kriterleri yok sayarak, deneme yanılma yaptım inan ki. Tecrübelisinden acemisine, kadınından erkeğine o kadar çok terapist değiştirdim ki, bir kitap yazacak kadar deneyim kazandım. Hepsinin tek ortak noktası ‘Kendi kabuğunu kıramıyorsun,’ demeleri oldu. Kendi kendime duvar örmüşüm, bırak bir başkasını kendim bile kendime ulaşamıyormuşum. Bunun içinde çabam yokmuş, karşılaşacağım kendimden korkmam bir yana, bir başkasının bendeki bu hali fark etmesinden çok korkuyormuşum. Ben baya korkak bir insanmışım anlayacağın. Bak inan ki sana anlattığım gibi anlattım, öyle bir yabancılık hissi, ne bileyim bir kendini kapatma durumu hiç yaşamadım. Ben baya baya kendisiyle barışık bir insanım. Herkese gülümserim, eksikliklerimi bilirim. Mesela çok konuşan bir insanım, bunun farkındayım yani. Bununla da barışık yaşıyorum zaten. Sorulara da gayet açık, kendimden emin cevaplar da veririm. Benim nerem kendine ulaşamıyor Allah aşkına?”

Ağzından dökülen cümlelerin yabancılığına mı, bakışındaki derin yarık oluşmuş kırılganlığa mı şaşıracağını bilemedi kendini dinlerken.

“Ben ne ara bu kadar terapist değiştirdim, hiç hatırlamıyorum,” diye içine yöneldi. “Dudağımda çarpık bir gülümse, gözümde feri gitmiş bir bakış, ağzımda bana ait olmayan cümlelerle, kendi kendime kendimi savunurken bahsi geçen ulaşılmaz ruh halim tam da karşımda duruyor. İnsanların Tanrıya ulaşmak için yaptıkları Babil kulesinin yüksekliği de felsefesi de hafif kalır benim için, o kadar arşa çıkartmışım duvarımı, kendimden bile kaçarak.”

Kendi kendine hissettiği anlama, acıma, yardımcı olma duyguları içinde kalbinde yaşadığı ağır sızıyla daha fazla tahammül edemeden kendine bakmaya gözlerini kapattı.

Gözlerini açtığından terden sırılsıklam olmuş halde yatağında buldu kendini. Çevreyi taradı hemen, kendini yeniden karşısında göreceği endişesiyle, yoktu! Yatağın karşısındaki aynada yansıması ile göz göze geldi. Beyninin komutuyla davranışları aynıydı, emin oldu başka bir kendi yoktu ortada.

Yaşadığının bir rüya mı yoksa uyanıkken görülen bir yansıma mı olduğunu anlayamadı!

Anladığı tek şey, hala bakışında derin yarık oluşturmuş kırılganlıktı. Başucundaki defteri aldı, ne olduğunu anlamadığı olayı not etti. Bugün terapist randevusu vardı, onunla birlikte çözeceğini umarak, günün akışına bıraktı kendi kendini…

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Didem Elif 27 Ocak 2019 at 10:07

    Keyifle okudum. Kendimden çok fazla duygu bulduğum bir öyküydü. 💛

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 28 Ocak 2019 at 15:10

    Vaowww bayıldım. Zaten çok seviyorum böyle psikolojik temelli, hatta hafif şizofrenik durumlu hikayeleri. Süperdi Özgecim, yaratıcılığın dert görmesin 😘

  • Cevap Yaz