Ay Işığı Yolcusu

Tamamlanma

8 Ocak 2019

Tamamlanma

İnsanlar bir nokta olarak doğarlar. Ama sorarsın kendine/sormalısın, o noktacık mı daha büyüktür yoksa sonrasında ortaya çıkan dev mi? Yaşamımız tamamlanma kavramının öyküsü müdür yoksa eksilmenin mi? Bütün nedir ki zaten? O devler var ya, o kadar çok yanıta sahiptirler ki; peki doğru soru? Kendime sorduğum sorular okudukça, düşündükçe arttı ve niteliği de niceliği kadar değişti zamanla. Şimdi mi? Şimdi çok daha farklı bir boyuttayım, ama girmeyeceğim o alana henüz burada.

Işık Olanlar

İnsan-ı Kamil, Buda/Buddha ve daha nice adlarla anılır tamamlanma öyküleri. Mayalar, Aztekler, Hintliler, Koptlar/Kıptiler, biz Türkler.. Tarihi incelediğimizde, tamamlanma öykülerinin temeli ortak bir köke gidiyor; efsaneler yoluyla da olsa bu en eski uluslar-topluluklar bile birbirine bağlanıyor bir biçimde, ilginçtir.

Tabii bu etki bir çok kültüre de bulaşmış, farklı biçimlerde bir çok topluma da ulaşmıştır. İlk usuma gelen, Abd’de çok popüler olan Krişnacılar örneğin.

Birey-Toplum

Bu iş topluluklarla mı ilgili bireylerle mi peki? Uygarlık bir bütündür tabii, Doğu ve Güney uluslarından çıkmış olsa da uygarlığın kökleri bir çok unsuruyla ve özellikle, yine de bir bütündür uygarlık. Bir tek toplumun attığı adımlar dizisinden ibaret değildir asla.

Bir toplumun bu bütün içindeki yeri, yine de, bugününü de önemli ölçüde belirleyeceğinden, bireyin tamamlanma yolculuğunda da önemli oranda etkilidir. Tabii yoz, görevci, kendi varlığını, inancını, kültürünü tek ve en üstün gören toplumsal itkiler ve bu itkilerin ürünleri, Mayalar ve bizim gibi çok sayıda topluma ciddi zararlar vermişlerdir. Bizim Atatürk’ümüz vardı neyse ki!…

Yenilenme

Yoz itkili varoluşlardan etkilenmeden, ya da görece olarak az etkilenerek ve uygarlığın bütünselliği içinde yolunu sürdürebilmiş topluluklarda yaşayan bir birey için, varoluşsal ilkeye ulaşma uğraşında olmak bir parça daha kolay olabilir; tabii böyle bir topluluk varsa. Bu üstün varoluş biçimi olan toplulukları, bize öğretilen kurallar içindeki “uygar” topluluklarda aramak her zaman doğru yanıtı vermeyebilir. Khmerler’de bulursunuz bazen yanıtı, bazen bir İnka efsanesinde…

Doğumun saflığında kalabilmek, yolun tamamlanma mı, eksilme mi olduğu döngüsüne karşı büyük bir utku olabilirdi; en aydın bireyler bile çocuğu yontmaya çalışma uğraşındayken ne kadar zor olsa da. Haklı olabilirsiniz, en doğru düşünce ve inanç biçimine sahip olabilirsiniz. Ama Siddharta (Hermann Hesse kitabı’ndan bir Buddha yorumu) bile olsanız, çocuğunuzu yontmaya çalışarak kendiniz gibi “kamil/tamamlanmış” bir kişiye dönüştüremezsiniz. Ezberletmek, ancak zarar verir; asla tamamlamaz bireyi.

Yol uzun, önemli olan içinde olduğumuz adımı duymak/hissetmek; çocuklarımıza da ancak bunu öğretebiliriz, dürüstçe kendini duymayı.

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Serap Aydın 8 Ocak 2019 at 19:23

    Anlatımın akıcı… Kendini duymaya çalışmak… Yani farkındalık yolculuğu mu? Acı verir… Hele bu toplumda…
     
    Kolay gelsin.
    Yüreğine sağlık…

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Ocak 2019 at 22:50

    Tamamlanmanın ön şartı “kendini bilme”den geçiyor bence. Bilgiyi tüm iyiliğin nedeni, cehaleti ise kötülüğün ta kendisi olarak nitelendiren Sokrates için “tamamlanmış” insan olmanın ön koşuludur kendini bilmek. Serap Hanım’ın yorumuna da yürekten katılıyorum, her yolculuk sancılıdır ama kendine giden yol bunların arasında en ızdıraplısı olabilir.

  • Cevapla Atakan Balcı 9 Ocak 2019 at 12:56

    Teşekkür ederim!… Kendini bilme, farkındalık yolu; dışardaki gözlemciler ve içsel etkileri açısından acı verici olabiliyor özellikle çok uzun gelen başlangıçta. İlk adımı attıktan sonra ise, ne olursa olsun, geri gitmiyor ayakları bireyin.

  • Cevap Yaz