Yaşamak Yaratmaktır

Yenilme Kültürü

23 Ocak 2019

Yenilme Kültürü
Bir Latin özdeyişi; “İnsan yanılır,” (Errare humanum est) der.

İnsan Yanılır

Bu bir insan gerçeği, insan doğasının bir gereğidir. Söz; insanın yetkin ve yeterli, mükemmel bir varlık olmadığını da söyler. İnsan dışındaki canlılar kendi türleri sınırlarında mükemmeldirler: Neyi, ne zaman, nerede, nasıl ve ne kadar yapacaklarını, türleri gereği, dakik olarak bilirler. İnsan dünyaya böyle hazır bilgilerle gelmemiştir.

Kuşkusuz bu “İnsanlık Durumu”nu ilk görüp, saptayan Latinler değildi. İ.Ö. 5000’li yıllara geri giden Mezopotamya bilgeliklerinde de, Antikçağ Ege Uygarlıkları’ndaki bilge öğütlerinde de insanın yetkin ve yeterli olmadığı, bazen örtük, bazen de açık olarak dile getirilmekteydi.

Platon insanın bu özelliğini bir başka yanıyla birlikte görüp, felsefesinde ele aldı. Evet insan mükemmel değildi, fakat her insan bireyinin farklı bir yanı vardı ve her birey orada yapıcı-yaratıcı olabiliyordu.

Platon Devlet’in 2. kitabında, toplumun yapılanışını “İş Bölümü”nde temellendirdi. XIX. yy.’da E.Durkheim’ın savunacağı, Marx’ın eleştireceği İş Bölümü’ne Platon’un Symposion (Şölen) diyaloğu ile Devlet’in 7. kitabı ışığında bakıldığında durağan (statik) değil, devingen bir temel olduğu görülür. Buna göre her insan, doğası gereği sahip olduğu becerileri, yapıcı ve yaratıcı kuvvetleri işleyerek mükemmelleşen bir yaşama yoluna girebilir. İnsanın mutluluğu da buradadır.

İnsan yaşamı, diğer canlılardan ayrı olarak, doğası gereği erginlenme, yükselme, nitelik arttırma özelliğine sahiptir. Bunun için bireyin kendisini denemesi gerekir. Deneme yanılmaya, sürçmeye, başarısızlığa, yenilmeye açık olmaktır. Ne her deneme başarı ile sonuçlanır diye bir kural vardır, ne de her deneme ilk yapılışında başarıyla sonuçlanır.

Deneme başarıyı gözetir, fakat yanılmayı da göze almıştır ve yanılmanın doğru bilgisi önemlidir.

Bu durum olumsuz gibi görülür. Birey yetkinleştikçe bilgi ve beceri kazandıkça başarısızlığı, yanılmaları azalmaz. Yetkinleştikçe denemelerinin düzeyi de yükselir, dolayısıyla günübirlik yaşamalardaki sıradan yanlışlardan daha yüksek, daha kaliteli yanlışlar yapar çünkü yetkinleştikçe yaşama kalitesi artar. Bir insanın yaşama düzeyi yaptığı yanlışlarla, başarısızlıklarla da ölçülebilir.

İnsan yaşamasının her alanında yanılabilir, başarısızlığa uğrayabilir. Bunun için üzülmek, birilerini suçlamak, karamsarlığa kapılmak, umudunu kırmak ve/veya birilerine ve özellikle de başarısızlığın nedeni olarak görülenleri suçlamak duygusal tepkilerden başka bir şey değildir ve hiç bir işe yaramaz. Bu tür davranışlar yenilmeden pay almamışlardır. Oysa yenilmek, yanılmak “İnsan Olgunlaşması”nın önemli dinamiklerinden biridir.

Yenilmenin hakkını verebilen yaşamanın da hakkını vermektedir. Bu çizgide Yenilme Kültürü bir yaşama olgunluğu, yaşama bilgeliği getirir ve bireyin kendisine, topluma, insanlara, dünyaya ve evrene saygısını yoğunlaştırır.

Yenilmek başarının önemli koşullarından biridir. Biraz daha geniş bakarsak; insanın tüm yapıcı-yaratıcı girişimlerindeki başarılarında, başkaca söylersek, uygarlığın gelişmesinde yanılmaların, aksaklıkların, yenilgilerin, başarısızlıkların önemli ve hatta vazgeçilmez bir yeri vardır.

Önemli olan yanılmanın, yenilmenin doğru bilgisine ulaşabilmektir.

Thomas Edison’la ilgili bir olay anlatılır; olay ne kadar gerçektir bilinmiyor, fakat iyi bir örnek. Edison asistanlarıyla bir konuda deneyler yapmaktadır. Yaptıkları her deney, deney defterlerine değişkenleri, yöntemler, deney süreci ve sonuçlarıyla ayrıntılı olarak yazılmaktadır. Asistanlar biraz umutsuz ve bıkkındırlar, çünkü 5000 dolayında deney yapılmış ve sonuca varılamamıştır. Derken biri denemeleri bırakmayı önerdiğinde Edison şaşkın ve coşkun bağırır; “Ne diyorsunuz, bizi başarısızlığa götüren 5000 yol öğrendik, artık başarı bizimdir!”

Yanlışın, yanılmanın doğru bilgisine ulaşma konusunda Newton da ilginç bir örnektir. Isaac Newton öldükten sonra kitaplığında bir çok İlm-i Simya kitabı bulunur. Newton ve İlm-i Simya; bir araya getirmek oldukça zor. Biri önemli bir bilim İnsanı, diğeri bilim değil. Kitaplar Newton’un simyaya ilgisini değil, bilgiye ilgisini gösterir. Newton’un o kitaplardan neler öğrendiğini bilemiyoruz, fakat iki şey öğrendiğini söyleyebiliriz; yanlış yöntemler ve deney sonuçları. Önemli olan bilgidir; nereden devşirilmiş olursa olsunlar.

Bilgiyi önemseyen, bilgi ağırlıklı bir yaşamada her şey, olay, durum, süreç tanınacak, anlaşılacak bilgi olarak görülür. Böyle bir yaşamada herhangi bir başarısızlık, yenilme, aksama, ne ve nasıl olduğu anlaşıldığında, başarıya götürecek bir bilgi olanağıdır. Yenilme Kültürü bilgiyi önemseyen, bilgiye ağırlık veren bir bilgi kültürü üzerinde yapılanır. Bilginin önemli bir yaşama kaygısı, ihtiyacı ve dayanağı olmadığı toplumlarda başarı, yenme, büyük sevinç gösterilerine neden olurken; başarısızlık, yenilme, üzüntülere, hatta sert tepkilere dönüşebilir.

Yenilme Kültürü bir savsözde toparlanabilir: Kaybeden kazanır.

Elbette birey kaybetmeyi biliyorsa kazanacaktır. Çünkü kaybetmeyi bilen kazanmayı da bilir. Böyle biri kaybettiği zaman veya kazandığında ne yapacağını da bilir.

Kaybetmeyi de, kazanmayı da bilemeyen bir kültürde yaşıyoruz. Eksikliğimiz bu “Yenilme Kültürü”dür. Ancak bu kültürle de yetişen insanlar yenilmeyi, kaybetmeyi, mağlubiyeti nasıl karşılayacaklarını bilirler. Bizim yaşamamızda böyle bir uygulama yok, varsa da çok küçük bir azınlığa özgü. Çünkü yaşamamızda Bilgi ve Bilgi Doğası‘nın kazanımları yok.

Bilgi kuru bir olay değildir. “Yenilme Kültürü”nde bilgi bilimsel hoşgörüyle birlikte gelir. Oysa hemen her konuda, daha ilk denemede başarı istiyoruz; başarılı olmamız isteniyor, buna zorlanıyoruz. Başarısız olmaktan korkuyoruz. Yenilme Kültürü değil Korku Kültürü egemen oluyor çalışmalarımıza. Bu sırada birileri rastlantıların da payı ile bir başarı elde ettiklerinde, hemen abartılıyor, yüceltiliyorlar. Sonrası pek gelmiyor. Çalışmalara başarıya dönük bir acelecilik siniyor. Birileri yarışmanın başarıyı kamçılayacağını söylüyor. Bu sırada konuyu doğru çözümleyen, sorunun özünü kavrayan, orada birden çok çözüm olanağı ortaya çıkartan, deneyen, yanılan, araştıran, geliştiren, zamanı ve yarışmayı umursamayanlar adeta dışlanıyorlar. Onlar da bilgi geleneğiyle çalışılan yerlere gidiyorlar.

Dilimize yerleşmiş, üstüne düşünülmüş, tartışılmış, kültürümüzde yer etmiş “Yenilme (mağlubiyet) Kültürü” kavramı bulunup, bulunmadığını araştırdım. TDK sözlüğünde benzer veya yaklaşık bir söz bulamadım. Türk Atasözleri ve Deyimler kitabına baktım, böyle bir söz yoktu.

Kavramı Internet’te aradım. Buldum. Bir iki futbol yazarı bazı yazılarında Mağlubiyet Kültürü sözünü yalnızca kullanmışlar. Sonuçta kavramı irdeleyen, insan ve yaşamı bakımından çözümleyen, yorumlayan bir çalışmaya rastlamadım.

Ben mağlup olmam, öyleyse sen galip gelemezsin.

Yenilmeye, yanılmaya tahammülü bulunmayan katı, hoyrat, ve insansız bir anlayışın dile gelişidir bu. Orada yenilmeyi efendice kabul etmenin gücü yoktur.

Yenilme Kültürü bir güçlülüktür; bu güç bilgiden gelir, bu güç bilginin içerdiği erdemlerden gelir. Bu gücün bulunmadığı yerde, örneğin bir futbol karşılaşmasında ne yenenin dostça eli sıkılır, ne yenilginin doğru ve nesnel nedenleri araştırılır, ne de saptanan yenilme koşullarının düzeltilmesine çalışılır; tersine, rekabet düşmanlığa dönüştürülür, yenen takıma ve/veya taraftarlarına taşla, sopayla, bıçakla ya da tüfekle saldırılır. Spor gibi, doğru yapıldığında insanı yücelten bir hümanizma olan etkinlik aşağılanır.

Yenilme Kültürünün gelişmediği veya az bulunduğu toplumlarda yaşamanın değişik alanlarında, örneğin bilimde, bilgi üretilen ortamlarda, siyasette, basında, sanatta, insanlar arası ilişkilerde, ailede, değişik kurumlarda, ticarette sertlikler, hoyratlıklar olabildiğince yaşanırken yukarda andığımız söz değişik biçimlerde kendisini gösterir:

“Ben yanılmam, öyleyse sen doğrusunu bilemezsin.”

“Ben haklıyım, öyleyse sen haklı olamazsın.”

“Benim yaptığım en iyisidir, öyleyse sen iyisini yapamazsın.”

Hiçbir kültür kendi başına ortaya çıkmaz. Yenilme Kültürü etkilendiği diğer kültürler yanında ağırlıklı olarak bilim ve bilgi kültürüne dayanır. Bunun için bilgiyi önemseyen, bilginin gereklerine uyan, bilgiyle gelen erdemleri kavrayıp benimseyen yaşama biçimi önemlidir. Başarılı olmak isteyen kaybetmeyi de bilmek zorundadır.

Prof. Dr. Atilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Ocak 2019 at 13:50

    Sanırım profesör olmak böyle bir şey. Sahip olunan bilgiyi kanıtlama ihtiyacına düşmeden akıcı ve sade bir dille felsefe tarihi anlatmak yerine felsefe yapmak tam da bu olsa gerek.
     
    Sizi takdir etmek benim haddimi aşmam anlamına gelir. Bu yüzden ihtiyacınız olmayan övgülerle sizi bunaltmayacağım. Sadece burada olduğunuz, kurduğum sitede yazmayı kabul ettiğiniz için inanılmaz mutlu olduğumu bilmenizi isterim. Üniversite yıllarımdan beri en kuvvetli pusulam oldunuz. Bugün de desteğinizi esirgemediğiniz ve bana olan inancınız için çok teşekkür ederim.
     
    Kucak dolusu sevgiler ❤️

  • Cevapla Ahu Kınay Zabun 23 Ocak 2019 at 17:06

    Sözcüklerim yetersiz kalacaktır sizin cümlelerinizin yanında. Kaleminize, yüreğinize sağlık, saygılar …

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 24 Ocak 2019 at 00:10

    Özellikle son 5 senedir dikkatimi fazlasıyla çekiyor; insanlar hatalarını kabul etmiyor, hep kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Amaç haklılığı ortaya koymaya dönüşünce işte o zaman da çirkinlikler başlıyor 😔

  • Cevapla Atakan Balcı 24 Ocak 2019 at 20:54

    Yanılmayı, küçük bir olasılık olarak bile kabul edemeyen bireyler, toplumlar, eninde sonunda yozlaşmaya, yoklaşmaya mahkum değil midirler? Ne güzel ifade etmiş Edison?
     
    Çok teşekkür ederim, ufuk açıcıydı!…

  • Cevapla Peyruze 13 Şubat 2019 at 15:58

    Yenilme kültürü çok güzel.
    Ben de hep neden yenildiğimi
    şimdi çok iyi anladım…

  • Cevap Yaz