Gırgırına

Amerika – 2

25 Şubat 2019

Gırgırına | Cem Albayrakoğlu | Amerika - 2Bir dakika yaa… Bana neler oluyor! Telefonda Instagram’da takılırken, ne ara yazı yazmaya başladım 🙄 Bu yazma olayı cidden rahatlatıyormuş Ateş 😉 2019 yılı çok değişik geçecek belli oldu. Bu sene balık burcuna giren girene olacak herhalde. Hastayım astrologların o yorumuna. Millet olarak girmiş girene, bir de arada astrolog kitliyor.

Geçen yazı nerede kalmıştım? Evet evet New York’taki dil kursunun bitiminde bırakmıştım sizi.

Dil kursu bitip sömestreyi Türkiye’de geçirdikten sonra tekrar döndük Amerika’ya. Bu sefer de her Türk evladının hayali olan İşletme okumak için. Ama ne İşletme!

Buradan giderken gene nevale götüreceğim ama alanda “dayımgillere geldim” muamelesi yaşayacağımdan tırsmıyor da değilim hani. Sonuçta yapacak bir şey yok. Gurbet işte. Gene yüklendik sucuklar, bahçıvan kaşarlar, paçanga malzemesi filan (acıktım yazarken).

Neyse, seviyoruz ya Efes Pilsen’i. Mazallah bulamayız falan oralarda. Sanki köye gidiyorum. Kafaya bak! Gurbet kasetleri de yanımda tabii.

İndik JFK hava alanına sorunsuz çok şükür.

Tuttum üniversitenin yolunu ama taksi limuzinle. Havaya bak havaya. Sanki bir shit oluyor. Ahmet karşıladı beni. Üniversitenin başlamasına 2 hafta var. Önceden gittim ki, kayıttı mayıttı onları halledelim diye. O süreçte de Ahmet’in odada kalacağım. (Ahmet kim mi, yazlıktan arkadaşım.)

Ahmet kaşar tabii, “bu böyle olacak!” diyor “peki”, “şu şöyle olacak!” ona da “peki”. Hani dese ki… “ona da peki.” Yok canım daha neler abartmayın yani. Ahmet’le başladık karı koca hayatına 😀😀😀

Üniversitede epey bir Türk vardı. Nerde yokuz ki! O sene gelen hatunlardan birini Ahmet manita yapmaz mı? Sizden iyi olmasın, çok sevdiğim bir arkadaşımdır eski manitası. Hâlâ görüşürüm.

Ahmet, okulun yurt girişindeki güvenlikte kimlik kontrolü yapıyordu. Manitayla ay dönümüymüş. Bana dedi ki; “Abi ben şehre gideceğim. Sen bakar mısın? Bir yandan da işi pazarlıyor, “yok şöyle kolay, yok böyle kolay,” dedim, “tamam.”

Tanıdığım Murat diye bir arkadaşım vardı. “Ben de ona söylerim birlikte takılırız,” diye düşündüm.

Neyse, deli gibi kar var. Popomuz dona dona gittik görev yerine. Küçük bir kulübe, içerde TV, ısıtıcı var. Popo kadar yer! Toplamda 4 ya da 5 saat duracağız. Cuma akşamı, Ahmet dedi ki; “Odada kalanlara misafir geliyor. Gelenlerden mutlaka kimlik alacaksınız. Odadakiler pizzacı, hamburgerci telefonu sorarlar. Liste burada. Onu söylersiniz. Zaten geç saat olacağı için kimse gelmez,” dedi.

Tabi ki öyle olmadı.

Aslında ilk iki saat o kadar boş geçti ki, nerdeyse uyuyacaktık. Saat 12’ye kadar her şey sorunsuz ilerledi.

Taa ki o zenci gelene kadar. Yok yok, öyle değil! Hemen kafa gitmesin. 😀😀 Neden 12’ye kadar iyiydi dedim? Çünkü Cuma akşamı ve gençler anca eğlenceden dönmeye başladı. O kapı kaç kere açıldı kapandı inan bilmiyorum. Zaten belli bir yerden sonra zenciler sarhoş sarhoş geliyor. Biz ne ara kimlik soracağız. Elim otomatla yapışık hal almıştı.

Adam bir şey söylüyor, anlamak ne mümkün. Hayır İngilizcem mükemmel ama pratik yok 😝 Yalan yok İngilizce iç güveysiden hallice o zamanlar. Bir tanesi geldi bir şeyler anlatıyor. Hiç anlamıyorum. Sıfır yani! Bir ara baktım adamın eli kemerinin oralarda geziniyor. Dedim “Oğlum Cem, buraya kadarmış.” Murat’la eblek eblek birbirimize bakıyoruz. Şeyi hatırlıyorum; “Pi,” diyordu ve ecele et gibisinden bir şeyler. Adam kapıdan geçtiği gibi posta kutularının oraya bildiğin çıkardı. Sonra başladı işemeye.

Herifçioğlu nasıl mutlu anlatamam. Bir rahatladı ki sormayın. İçimden diyorum ki; “Ulan Ahmet; sen keyifte, bense zenci fantezisinde.” Tövbe tövbe… Neyse herif rahatlayınca gitti ama kokusu bize kaldı.

Ulan ucuz yırttık derken, telefonlar çalıyor. “Murat nasıl aktarıyorduk lan bunu,” diyerek telefonları direkt kapatıyorum. Bir şey olmaz hesabı. Meğerse bizi kontrol amaçlı genel merkezden arıyorlarmış. Herifler geldi. Dediler ki; “Kimse size ulaşamıyor. Nedir sorun?”

“Her şey sorun diyeceğim,” ama derdimi anlatamıyorum ki. Kelimeler heyecandan çıkmıyor resmen. Sanki polis herifler. Neyse orayı da hallettik. Adamlar, biz onları bir sıkıntı olmadığına ikna ettikten sonra gittiler.

Ulan bilseler; herif geldi, işedi posta kutularına falan. Hey Allah’ım ya… Sonra epey bir kimse gelmedi.

Saatler sonra bir hatun geldi.

Sessiz sakin bir tipti. Arkadaşına gelmiştir dedim. Tam benim kalemim. Görev yapmak için işte tam fırsatı. Bir FBI ajanı gibi; kime gelmişten, kimlik lütfenler, şurayı imzalayınlar halindeyim. Bunları yaparken de çok ciddiyim. Murat da ses, seda yok; esefle beni seyrediyor.

Kız gitti. Murat direkt “Abi hayırdır, GBT isteseydin kızdan,” dedi. Dedim “Neden oğlum?”

“Demin zenci öpecekti nerdeyse bizi. Kapıları sonuna kadar açtın. Elin sarhoşlarından kimlik bile sormadın. Garip, sessiz, sakin kızdan neden çıkardın?”

Dedim görev görevdir… Bizim de bir yerden çıkarmamız lazım di mi?

Görev bitmeye yakın, hani dakikalar geçmez ya, bize de aynısı oluyor. Vakit geçmiyor, bizden sonraki çocuk gelse de gitsek derdindeyiz. Acayip kar var ve yollar yurt içinde kapalı. Neyse görevi devredicez. Alacak çocuk okulun cipiyle geldi. Arkamıza bile bakmadan çıktık geldik odaya.

Nasıl açız, o biçim.

Dedik, çok seçenek yok, pizza yiyelim. Tamam yiyelim de, kim sipariş verecek ve neli yiyeceğiz? Ah ah dertlere bak. Bok yiyin! Yatın işte di mi… Tabi ki ihale bana kaldı. Aradım pizzacıyı. Fakat konuşamıyorum. Karşımdakine “hold on, please,” deyip, “Murat oğlum neydi lan İngilizce adı?” Murat diyor ki, “Ne neydi?” “Hani yuvarlak salam değil de, öteki.” Murat da kitlendi. Beş 5 dakika gülmekten konuşamadım haliyle telefonu kapattım. Normale döndükten sonra tekrar aradım.

Bu sefer tamam becereceğim. İsim hala aklımda yok bu arada. İngilizce derdimi anlatmaya çalışıyorum. Bir yandan Muratla dediklerime gülüyoruz. “It is like square, like sucuk.” Karşındakini bir düşünsene! Neler saydırmıştır bana kim bilir. Murat diyor ki, “abi sadece peynir de gelsin,” Hani o da olmayacak ve aç kalacağız. Yok mok derken nihayet peperoniyi bulduk. Söyledik ya Allahım nasıl mutluyuz…

Siparişi verdik bu sefer de adres bilmiyoruz iyi mi? Güvenliği arayıp onlardan adres bilgisi aldıktan sonra pizzacıya verdik. Allah inandırsın o pizza tam istediğimiz gibi geldi. Nasıl yedik anlatamam.

Bu arada saat 3.30 olmuş. Sevgili editörüm, sabah iş var ve ben yazı yazıyorum. Nasıl seviliyorsun bil ona göre. 😀😀

Pizzayı yer yemez yattık tabi ki. Sabah kalktığımızda Murat da, ben de üstümüzden kamyon geçmiş gibiydik. İlk maceralar böyle başlamıştı. Kendimize gülmekten pek sesimiz çıkmıyordu. Sonra Ahmet geldi. Ağzı kulaklarında. Dedi ki, “Nasıl geçti akşam? Var mı vukuat?”

Dedim, “Hangisini anlatayım?” Olan biteni öğrenince epey bir eğlendi bizimle. Sonra mı? sonrası başka haftaya.

Hadi Görüşürüz.

Amerika Maceramla İlgili Tüm Yazılarım

Amerika – 1
Amerika – 2
Fine Art (Güzel Sanatlar) – 1
Fine Art – 2
Amerika | BCIS Dersi

Gırgırına,
Cem Albayrakoğlu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Ahu Kınay Zabun 25 Şubat 2019 at 11:15

    Dizi izler gibi okuyorum, okurken ağzım kulaklarımda bir de gözümde canlandiriyorum olayları :)))) Sen yazarken benim kadar eğleniyor musun acaba 🙂 pazartesi sendromu da neymiş Cem’i oku hafta biter. Editör işi biliyor pazartesi ve Cem hem de gunun ilk saatinde :))))))
     
    Sevgiler Cem

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 25 Şubat 2019 at 11:45

    Selam Ahu 😁
     
    Yorumun için çok tesekkür ederim. Yazarken anlattıklarımı tekrar tekrar yaşıyor ve kendi kendime gülüyorum ama olaylar anında bazen adrenalin bazen de nasıl oluyor da kazasız belasız atlatıyorum diye şaşırmıyor değilim 😉
     
    Pazartesi sendromu yorumunu çok beğendim 😁
     
    Sevgiler

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 25 Şubat 2019 at 12:37

    Defalarca dinledim bu hikayeleri ama hâlâ ilk kez duyuyormuşum gibi gülüyorum 😂 Bir de her seferinde pizzacı ile telefonda olduğun bölümde “Pepperoni, Pepperoni!!” demek istiyorum sanki o an yanındaymışım da sesimi duyabilecekmişsin gibi 🙃
     
    Canım benim iyi ki buradasın, iyi ki yazıyorsun 🤗 Seni çoooookkkk seviyorum ❤️😘😘

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 25 Şubat 2019 at 14:11

    Didem,
     
    İnan ben de burada olmaktan çok mutluyum ama hâlâ bir şeyler yazdığıma, okunduğuna ve beğenildiğine şaşırıyorum 😂😂
     
    Ben de seni çok seviyorum, iyi ki varsın (bir daha söyle) ben de … 🤣🤣🤣

  • Cevapla Mehmet Gökcük 27 Şubat 2019 at 00:57

    Köşenin hakkını veren, dobra ve eğlenceli yazarımız Amerika macerasında iyi gidiyor…
     
    Oralara gidip siyahi deneyimi yaşamaman olmazdı 😁
    Ucuz atlatmaların benim de dikkatimi çekti…
     
    İyi gidiyoruz, gayet matrak…
    Devamında bir NBA maçı macerası vardır umarım 😊
     
    Yayın günümüzün aynı olması kötü yahu, reytingimi düşürüyorsun 😂😂
     
    Tabi ki şaka
    Kaygımız yok çok şükür 😄

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 27 Şubat 2019 at 11:45

    Selam,
     
    NBA maceram yok, maçlara gidecek vaktimiz yoktu, başka konularla ilgilenmekten fırsat bulamadık 😂😂
     
    Farklı kulvarlarda oldugumuz için reyting düşmüyordur 😂
     
    Beğendiğiniz için teşekkürler.

  • Cevap Yaz