Aşk ve Farkındalık

Bir Adamın Gözünden Aşk

14 Şubat 2019

Bir Adamın Gözünden Aşk | Ateş Karadeniz
Ayın, gökyüzünde bulutsuz bir şekilde parladığı bir akşamdı. Yazın sonlarında gezinen hafif esinti tende huzurlu bir rahatlığa dönüşüyordu. Çeşitli meyve ağaçlarının çevrelediği iki katlı ev, ayın da etkisiyle sokağın süsü gibi ortaya çıkmıştı. Üzerinde dört tane şeftali kalmış ağacın hemen altında bir kadın kitap okuyordu. Sarı saçları dağınık haliyle, ağaçla güzel bir uyum yakalamıştı.

Evin iki balkonu vardı, biri aşağıda sol köşede diğeriyse yukarıda sağ köşedeydi. Yukarıdaki balkonda rakısını içen adam, büyük bir hayranlıkla kadını izliyordu. Kadın her sayfanın sonunda tatlı bir tebessümle adama bakıyordu. Adamın hemen yanında duran pikapta plak Zeki Müren şarkılarıyla dönüyordu. Ara ara gözleri dolan adam her yudum alışında bardağını, kadın için bir kez masaya vuruyordu.

Kadın sayfanın sonunda, yine gülümseyerek adama baktı.

Adam da karşılık olarak kadehini kadına kaldırdı, masaya vurdu ve gözlerini ondan ayırmadan rakıdan bir yudum aldı. Onu sarhoş eden rakı değil işte bu bir çift gözdü. Kahverengisine karışan yeşili adamın nefes alabildiği tek yerdi. Bir orman ferahlığını andıran bu gözler, adamı her zaman rahatlatıyorlardı.

Bu düşüncelerle tazelenirken, yanındaki sandalyede duran not defteriyle kalemini masaya koydu. Defterinde önceden yazılan bölümleri geçerek yeni bir sayfa açtı. Kelimeleri sayfaya sağanak bir yağmur gibi dökülüyordu.

Zaman akıp şarkılar sona geldiğinde adam plağı değiştirdi. Bu sefer de Müzeyyen Senar sessizliği delip geçti. Kelimeler satırın sonunda noktayla buluştuğunda, “Gündüzüm Seninle” çalmaya başladı. Adamın gözlerinde gizlenen yaşlar şarkının da etkisiyle artık akmaya başlamıştı. Gözleri, bahçesinde kuruyan şeftali ağacına çevrildi.

Ne kadın vardı ne de kitap.

Her akşam rakı içerken bu hayali kurup acısını bastırıyordu. Seneler önce ölen karısıyla solan bu bahçe, bu ev artık sadece hayal kurmasına yardımcı oluyordu. Kadın ölmeden önce, adamın her yeni kitabına ilk bu ağacın altında bakardı. Kadın kendi için yazılmış şiirleri, adam da yine bu balkondan kadını okurdu ve kadını okumak, adam için aşkı öğrenmenin en güzel yoluydu. Her seferinde gözyaşlarıyla sonlanan bu hayal, hala adama aşkı öğretebiliyordu.

Plağı durdurup gözlerini yine deftere çevirdi. Akan yaşlarını silmeye çalışarak şiiri son bir kez daha okudu ve her kitabında olduğu gibi boş bırakılan ilk sayfaya “Ay Saçlı Kadına…” yazdı. Şiirlerinde sevdiği kadına bu adla sesleniyordu. Kadın böyle anıldığını ilk gördüğünde adama nedenini sormuştu. Gerçek cevabı bir türlü söylemeyen adam ona aşık olduğundan beri aslında sadece bu cevapla yaşıyordu.

“Şimdi cevap verebilirim,” dedi adam sesli bir şekilde. Gözlerinde canlanan bu anıya ilk ve son kez açıklık getirmek için defteri tekrar açtı ve son kalan sayfaya şu cümleleri yazdı:

“Çünkü her ne kadar ay, Dünya’nın etrafında pervane gibi görünse de, Dünya ancak ayla yaşanabilir bir hale geliyor ki böylesine büyük bir anlam bile, bendeki seni anlatmaya yetmiyordu.”

Yazıya noktayı koyduğunda artık defter yeni bir kitaba dönüşmek için bekleyişe geçti.

Yarısı dolu bardağı kafasına diktikten sonra ayağa kalktı. İçeri girip sehpanın üstünde duran cüzdanını ve eski bir defteri aldı. Bu defter ona aşık olmaya başladığında yazdığı bir şiir defteriydi, hiç basılmamıştı ve kadın tarafından hiç okunmamıştı. Yerine geçtikten sonra cüzdanından kadının resmini çıkartıp su bardağına yasladı. Her gece bu defterden bir şiir seçip sesli bir şekilde okuyordu. Alışkanlık haline gelen bu durum, sevdiği kadınla buluşabildiği bir yerdi.

Bir bardak daha doldurduktan sonra, rastgele bir sayfa açtı.

Karşısına çıkan sayfada henüz sevgili değillerken ona yazdığı bir şiir vardı, yine gözleri dolarak kadehini Ay’a doğru kaldırdı.

“Bir gün daha bitti. Şerefine Ay Saçlı Kadın.”

Kadehi masaya vurduktan sonra bir yudum aldı ve artık sadece yürekte yaşanabilecek bir aşk için açtığı sayfayı okumaya başladı.

“Şimdilik abartısız ve kendinden emin
Asılı kalan, dalgalı ruh halim
Narin bir buyur ediş sana içimdeki,
Kapım henüz aralık habersiz duruşuna.
Korku dolu bakışlarım gizli,

Hoş gelmişliğinin ardından.
Söyleyecek sözüm yok sana
Vakit daha erken
Sadece hayranlığım gizli bakışlarımda
Bir şiir okudum sana fazlaca uzaktan
Benim sana ödünç armağanımdır Üvercinka

Epeydir mektuplaşıyoruz seninle
Birbirimize ulaştıramadan ve karşılık bulamadan
Ben eskisi gibi içimi dökmüyorum artık
Sade yazıyorum, hayatı aşka karıştırmadan
Bıraktım kederi, gamı
Dönüpte bakacağım bir şey yok, geçmişin ardından
Aklı başında bir suskunluk sana içimdeki
Bilerek bekletiyorum sana zamanı
Aşkımızın filizi sulansın diye cennetin sabrından
İlla öğreneceksen duygularımı
Kulaklarında çınlasın “Fikrimin İnce Gülü” Müzeyyen Senar’dan

Aşkla kalın,
Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 14 Şubat 2019 at 19:51

    Ne kadar içten anlatmışsın canım büyük bir kaybın acısını, hüznünü. Şiiri de çok sevdim.

    • Cevapla Ateş Karadeniz 14 Şubat 2019 at 20:47

      Çok teşekkür ederim.

  • Cevapla Beril Erem 15 Şubat 2019 at 04:15

    Ben de ancak okuyabildim Ateş’cim.
     
    Valla ne yalan söyleyeyim, ilk başta şöyle bir sahne canlandı gözümde:
     
    Adamın biri gözünü dikmiş aşağıdaki kıza, vay terbiyesiz dedim. Sanki adam yaşını başını almış gibiydi çünkü ( müzikler, plak…vs detayından dolayı)
    Sonra kız baktım buna göz süzüyor.. Ay bu kız da yollu mu yoksa!? dedim. Vallahi yalan yok, aklımdan geçti aynen.
     
    Yahu bu hikaye nereye gidiyor derken;
    vakitsiz bir kaybın acı sedası ve adamın yalnızlığı… Şeftali ağacı detayı çok iyiydi.
     
    Bir şair ve onun şiir kitabı.Sevdiği kadının hiç okumadığı şiirler. Çok romantik.

    • Cevapla Ateş Karadeniz 15 Şubat 2019 at 19:00

      hahah hiç bu açıdan bakmamıştım doğru söylüyorsunuz.
       
      Ben pikap hayranı olduğum için yaşını yüksek göstereceğini düşünmemiştim. Bakış açısı kazandırdığınız için çok teşekkür ederim.
       
      Beğenmenize de ayrıca çok sevindim.

    Cevap Yaz