Kırmızı

İyilik İyileştirir

27 Şubat 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

* Yazarın Notu: Bu yazıyı, Eleni Karaindrou – By The Sea dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

İyilik İyileştirirİyilik İyileştirir

16. yaşım.
Lise 1. sınıf yazım.
Tüm dünyam kitaplar.
Dünyadaki tüm kitapları okuyasım var.
Hepsini almaya yetecek param yok.

Babam, hakkaniyet esasına dayalı sistemiyle, 4ümüze eşit miktarda harçlık veriyor her hafta. Lakin benimki yetmiyor bana. Düşündüm, taşındım, cesaretimi toplayıp geçtim 1 sabah karşısına.

“Verdiğin harçlık yetmiyor baba..” dedim.

“Neye yetmiyor, hepinize aynı parayı veriyorum, 1 tek sen itiraz ediyorsun..” diye yanıtladı beni soru dolu bakışlarıyla.

“Okumak istediğim tüm kitapları almaya..” dedim 1 evvelki cümlenin taşıdığı cesaretin biraz daha azıyla.

“Senin payına düşen bu kadar, eğer yetmiyorsa harçlığın, çalışıp kazanmalısın..” cevabındaki net ifadesi, yeni 1 cümle kurmama yahut itiraz etmeme müsaade etmeyecek kesinlikteydi.

“Peki” kelimesi, sanıyorum ilk o zaman hayatımda en anlamlı hallerinden biriyle yer etti.

Gazetelerin ilanlarına bakıp kendime uygun 1 iş aramaya başladım.

Ve şükür, bulabildim. Birkaç gün sonra, Türkiye’nin ilk alışveriş merkezi Galleria’da açılan Baskin Robbins Dondurmaları’nın tezgâhının arkasında; içinde kaybolduğum çilek pembesi tişörtüm, ayak bileklerimi aşıp yerleri süpüren karamel rengi eteğim ve askısını boynuma, kemerini belime 2 kez dolamama rağmen hala bana büyük gelen çikolata tonlarındaki önlüğümle müşterilere sabah 10.00’dan akşam 22.00’ye dek waffle yapıp, gökkuşağı dondurması servis etmekteydim.

Mutlu muydum? Çok.
Yorgun muydum? Tarifi yok.

Amacım basit ve netti buraya gelirken ama hergün yeni 1 şey de öğreniyordum hayata dair, hiç bilmediğim bu yeni dünyada.

Öğle yemeklerimi, kalabalıktan uzakta, otoparkın terasında denize bakarak yediğim 1 yerim vardı benim. Kimsenin beni görmediği, yarım saat kadar kucağımda tepsimle otururken, herkesi ve her şeyi rahatça izlediğim bu yerde, 1 gün onu fark ettim.

Yemek bölümündeki temizlik görevlilerinden biriydi. Yemeğini bitirenlerin tepsilerini masalardan alıp, önündeki büyük tekerlekli çöp arabasına boşaltıyordu. Titizlikle ve hızlı 1 şekilde 1 masadan diğerine geçerken, devasa arabanın arka kısmında, yalnız kendisinin ve artık 1 de benim görebildiğim siyah 1 torbaya çabucak 1 şeyler bırakıyor ve bunu da son derece itinayla yapıyordu. Acaba bana mı öyle geliyordu? Birkaç gün daha izledim. Artık emindim.

Kendimi bildim bileli, kimseyi rahatsız etmek için değil, sadece “anlamak için merak ettim..”

Bu yöndeki davranışımdan da hiç zarar görmedim. Aksine, çok öğrendim.

1 akşam, yemek katının kapanış saatine yakın, bizim tepsilerimizi getirdi. Bana doğru uzattığında, “Sakıncası yoksa söyler misiniz, arabanızın arkasındaki siyah torbada ne var acaba?” diye soruverdim. Zaten beyaz renkte olan yüzündeki tüm kan birden çekildi, gerginliği gözlerinin mavisini iyiden iyiye çivite çevirdi ve arabasını elinden almamdan korkan 1 telaşla “hiç, hiç 1 şey, yok 1 şey, mesaim dolmak üzere, daha çok işim var, size kolay gelsin..” diyerek hızlı hızlı yürümeye yeltendi.

Arkasından, “Dondurma yer misiniz?” diye seslendim. Şaşkın 1 ifadeyle geri dönüp bana baktı. Yüzündeki çaresizliğe çalan tebessüm, yutkunuşu, kısık boynuna eşlik eden başının öne düşüşü, 1 an gibi hatırımda asılı kaldı. “Yerim de..” dedi.. “Benden..” dedim o cümlesini bitirmeden. 1 top gökkuşağı koydum waffledan yaptığım külahın içine. Çöktü arabasının köşesine. Anlatmaya başladı.

“Torbada, insanların tepsilerinde kalan artık yiyecekler var. Ama temizler. Sen de bak istersen. Vallahi temizler. Temiz olmasalar almam zaten. Bakıyorum, insanlar yiyeceklerinden fazlasını alıp el sürmeden bırakıyorlar. Ben de onları peçeteye sarıp koyuyorum torbaya, eve götürüyorum çocuklara. Özeniyorlar bunlara. Onları buraya getirip alamam, gücüm yetmez buna.. Kimse görmüyor sanıyordum, sen nasıl fark ettin, kimseye söylemezsin di mi? Bence söylemezsin. Sen kötü birine benzemiyorsun. Kötü biri değilsin. İyisin. İyisin. Söylemezsin. Söylersen kovarlar beni kesin işten. Cahiliz biz. Eğitimim yok. Başka iş de bulamam. Kovarlarsa, çocuklara çöplerden yemek toplayıp eve götürmek zorunda kalırım. İyisin sen iyi. Yüzünden belli. Ablacım iyilik yapmış olursun bana, kimseye söyleme e mi?”

Söylemedim.

Belki onun için öyleydi ama bu benim için, büyük 1 iyilik değil, yeni ve büyük 1 bilgiydi. Her bilgi gibi, günü gelince hayatımda kullanacağım yerini de kendi belirleyecekti.

Yıllar sonra ailemin yanından ayrılıp kendi başıma yaşamaya başlayınca, yine böyle karlı 1 İstanbul akşamında, kafamda 1001 düşünce, içimi sıkan 100lerce saçma neden, bunlardan kurtulmak için güçlü 1 iyileşme arzusu ile camdan dışarıyı seyrederken, 1 başka insanı gördüm, 1 çöp kutusunu karıştırırken.

Ve o anda, 16. yaşımın bu bilgisini kullanmak düştü aklıma.

Her akşam, tüm günün yorgunluğunu atmak üzere geçiyorum ocağın başına. Tencerelerde pişen yemeklerin kokusu dağılırken evin içine, bulutlarım da dağılıyor beraberinde; şükrediyorum sahip olduklarıma öncelikle. Ve sonra sofranın etrafına toplanınca en sevdiklerim ve doyunca hepimiz, 1 daha şükrediyorum. Göçmen genlerimiz, sofrada hep 1 fazla tabak varmış gibi ölçü kullandırdığından bize yemeği pişirirken, artanları temiz 1 kavanoza koyup, temiz 1 poşete yerleştiriyorum ve asıyorum çöp kutusunun yakınındaki bahçenin demir parmaklıklarına, üzerinde mutlaka şöyle 1 notla, “Merhaba. Nasılsın? Umarım bunu aldığında mutlu olursun. Afiyet olsun. Ve hep hatırla ki, iyilik iyileştirir..”

İyileşmeyi dilediğim ve iyileşmeye en ihtiyaç duyduğum tüm zamanlarda; kimsenin gözüne sokmadan, gururunu kırmadan, kimin için olduğunu dahi bilmeden, sadece birinin hiç ummadığı 1 anda, benim 1 davranışım sonucunda mutlu olacağının inancıyla iyiliği yapmak, beni hep daha çok iyileştirdi. Mutlu etti. Belki o kişiden bile fazla.

En şükredilesi olan da bu galiba.

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

17 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 27 Şubat 2019 at 19:00

    Canım benim göz yaşlarıyla bitirdim okumayı. Yardım etmek için varsıl olmanın gerekmediğini, bir külah dondurmanın ya da bir kavanoz aşın da birinin gününü aydınlatabileceğini ne güzel anlatmışsın 🙏🏻
     
    “Anlamak için merak etmek” ise ne harika bir hayat görüşü, ne kadar empatik. Ve elbette bilgiye götüren, geliştiren bir süreç.
     
    Veee bu yazının asıl bombası. Ses kaydı. Yazıyı yayına hazırlarken kaç kere dinledim inan bilmiyorum. Kuzum senin içinde bir tiyatrocu eksik sanıyordum, meğer o da varmış 👏🏻
     
    Yazıları seslendirme fikrini dün sabah geliştirip, bugün uygulaman ise olağanüstü. Bu yazıyla başladık ama devamının geleceğini okurlarımıza şimdiden duyurabiliriz.
     
    Seni kocaman yüreğinden öpüyorum 😘

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 3 Mart 2019 at 12:57

      ben de seni kocaman öperim. aklından, fikrinden, kalbinden.
       
      bu dergiye tüm hayatını adadığın gücünle bize açtığın alanlar bizi de çokça motive ediyor.
       
      iyi ki varsın yaşamımda 😘

  • Cevapla Didem Elif 27 Şubat 2019 at 21:24

    Yaşasın! Evvvet ses kaydı okumalarımız da senin önerin ve vesilenle başlamış oldu…
     
    kalp kalp kalp…
     
    Hayırlı uğurlu olsun.
     
    Yazı çok güzel. İyilik bir kelebek etkisi yaratıyor gerçekten. Bunun açılımını ve anlatımını ama bir öyküye saklayacağım…. 🙂
     
    sevgilerimle
    öpüyorum

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 3 Mart 2019 at 12:59

      iyiliğin gücü kelebeğin kanatlarının taşıyabileceğinden bile fazla, etkisi ise yine kanatlarında saklı.
      yayılsın tüm dünyaya, iyilikle, öykülerle, mutlulukla..
       
      sesimizle. çoğala. çoğala.

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 27 Şubat 2019 at 21:37

    Nurdannn 🤗💙🦋

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 3 Mart 2019 at 12:59

      mavi kelebeeeeeeeekkkkkk 🙂

  • Cevapla Savaş Yıldırım 28 Şubat 2019 at 01:58

    Tebrik ederim cok güzel bir yazı okudum 👍👍👍 Ses kaydı inanılmaz iyi, tertemiz 🤗

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 3 Mart 2019 at 13:00

      çok teşekkür ederim.
       
      okumak yerine dinlemeyi sevenler için iyi bir seçenek oldu değil mi? 🙂

      • Cevapla Savaş Yıldırım 4 Mart 2019 at 07:35

        Kesinlikle evet. Elinize sağlık 👍

  • Cevapla Kubilay Şahin 28 Şubat 2019 at 10:56

    Son iki paragraf gerçekten müthiş benimde gözlerim doldu.
     
    Bu arada bir not önce okudum sonra dinledim ama kesinlikle okumak daha iyi geldi 🙂

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 3 Mart 2019 at 13:02

      kubilay beyciğim.
      ne naziksiniz.
      tüm yoğunluğunuzdan vakit ayırıp okumanız ne güzel.
      dolan gözlerinizin sebebi, sizin iyilik dolu kalbiniz.
      çok teşekkür ederim.

  • Cevapla Ahu Kınay Zabun 28 Şubat 2019 at 14:22

    İçimi ısıttı hikaye. Sıcacık masumane sevgi dolu. Yüreğine sağlık güzel insan, sevgiler…
     
    Sesli hikâye olayı da cok güzel 👍👏👏👏👏

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 3 Mart 2019 at 13:04

      sesli hikaye sevildi.
      çok sevindim ben de buna.
      bilhassa büyük şehirlilerin vakitsizliğine iyi geldi bence de 🙂
      sevgi dolu yüreğinle okuduğun için çok teşekkür ederim ahu 🙂

  • Cevapla Hande Kor 28 Şubat 2019 at 19:57

    Çok güzel ve faydalı bir hikaye, sanırım ben de yapacağım bunu artık ☺️
     
    Ayrıca küçük ve olumlu bir eleştiri yapmak istiyorum eğer kabul ederseniz, bir yazarken rakamla yazıyorsunuz ama Türkçede bu tarz sayılar yazıyla yazılmalı. Öyle olursa daha da tatlı gözükür yazılarınız 😊

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 3 Mart 2019 at 13:07

      yaaa kesinlikle yapmalısın.
      etkisi önce sana çok iyi gelecek. beni de haberdar et hatta yaptıktan sonra.
      bu fikri hayata geçirme haberin bile bana çok iyi geldi şu anda.
      teşekkür ederim ben de sana 🙂 🙂
       
      eleştirin için de ayrıca teşekkür ederim. rakamların hayatımda önemli 1 yeri var.
      böyle yazılmalarının nedeni benim ortaokul türkçe öğretmenlerimden biri.
      ismi “vicdan” idi ama gerisi bende saklı. 1 gün anlatırım belki 🙂 🙂
       
      hissediyor ve inanıyorum ki rakamlarıma rağmen, okumaya devam edersin beni 🙂 🙂

  • Cevapla Ferit Sağlam 5 Mart 2019 at 16:35

    Huzur ve özgüven içinde yemeğini yediğin o otopark çatısında, henüz ehliyeti olmadığından, babasından kaçırdığı arabayla güneş batırmaya bayılan bir de delikanlı vardı aynı zamanda.
     
    X eksenini yaşam süremiz, Y eksenini tecrübelerimiz, bizi de aynı yöne bakan iki parabol varsaydığımızda; amma da çok teğet geçmişiz yıllarca birbirimize. Ne zaman ki farketmiş, yönümüzü çevirmişiz; hem X, Y eksenlerinde, hem de mütemadiyen ne çok noktada kesişiyoruz birbirimizle…

    ve paraboller, kuşbakışı bakıldığında ne kadar da benziyorlar kucak açmış insanlara ama yalnızca bakış açılarını değiştirebilenler kavuşabiliyor her düzlemde birbirlerine.
     
    Güzel kalplim, fikrine, sesine sağlık. Yorumu geç yazsam da, yine bayıldım emeğine, işine…

    ps: meraklısı için parabolleri de bırakıyorum şuracığa…
     
    http://www.sayisaldershane.com/paraboller/parabol-denkleminin-%C3%BC%C3%A7-format%C4%B1

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 20 Mart 2019 at 07:59

      ahahhaha 🙂 🙂
      çok seviyorum senin o içi de dışı da karmakarışık kafanı aktarma halini..
      kuvvetli hafızanın tesadüfleştirdiği zamanları tanımlamanı.
      biz birbirimize teğet geçerken, törpülenmiştir mutlaka birtakım yanlarımız ve çok sevdiğim 1 yazarın sözü gibi, belki de ruhlarımız hazırlanmıştır birbirine..
      kalbini sevdiğim..

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan