Aşk ve Farkındalık

Kalbine Kulak Ver

28 Şubat 2019

Kalbine Kulak Ver

Kendine Kulak Ver yazımdan sonra, biraz da duygularımızla ilgili sohbet edelim istedim. Hayatımızı mantıkla yönlendirmeye çalışsak da, bizi hassas kılan duygularımızın da güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hayata tekrar gelme ihtimalimizin belirsiz olduğu bu dünyada, süresini kestiremediğimiz yaşamımızı değerli geçirmemiz gerektiği kanısındayım. Ara ara kendimize; “Ne zaman öleceğimiz belli değil” desek de bu bilinci tam anlamıyla uygulayamıyoruz. Diliyorum bu yazının sonunda zamanımızın, kendimizin, kalbimizin ve hayatımızın ne kadar değerli olduğunu düşünür hale geliriz.

Yeni Bir Bakış Açısı Yaratmak

Kimseyle paylaşamadığımız o ince duygularımızı görüp, kendi hayatımızdaki yeni bir gün için yenileyelim istiyorum. Karşımızdaki insanlar ne kadar anlayışlı olsa da normal olarak sizin sıkıntılarınızı, kendi yaşamlarıyla karşılaştırdıkları için önerileri veya eleştirileri de buna göre faydalı olmayabiliyor. Bu yüzden bazen sadece içimizdekiler hafiflesin diye konuşuyoruz. Gelen önerilerin veya eleştirilerin hiçbir önemi olmuyor. Kendi kendimize de çözüm bulmadığımızdan yine aynı sıkıntılara kaldığımız yerden devam ediyoruz. Kaldı ki her zaman güvenilen insanların dinlenilmesi taraftarıyımdır. Ancak asıl önemli olanın anlatılanı kendi süzgeçimizden geçirerek uygulamak olduğunu düşünüyorum. Yani her zaman objektif bakarak, önerilen tüm bakış açılarıyla kendimize özel bir yol yaratmak.

Aslında sıkıntılarımız kendimizi tam olarak dinlemememizden kaynaklanıyor. Nasıl ki vücudumuza yeterli özeni göstermediğimizde hastalanıyorsa, ruhumuzun da dinlenmediğinde hastalandığını bilmeliyiz. Toplumumuzda “ruh hastalığını” ayıplayarak hatta küfür olarak kullanarak geçiştirmeye çalışsalar da, “ben iyi değilim, düzelmem lazım” diyebilen insanların farkındalık sahibi olduğunu düşünüyorum.

Büyük bir çıkmazda profesyonel bir destek daha mantıklı olsa da, o aşamaya gelmeden ruhsal anlamda kendi kendimizin doktoru olmamız gerekiyor. Önce kendimize sonra etki ettiğimiz insanlara, kendimizi dinlememiz, dinlendirmemiz gerektiğini anlatmalıyız. Alıştığımız yollar yerine, yeni bakış açıları kazanmamız gerektiğini, konuşarak düşünmek yerine düşünerek konuşmanın önemini görmeli ve göstermeliyiz.

Sevgi ve Anlayıştan Doğan Beklentiler

Hepimiz anlaşılmanın, koşulsuz sevilmenin hayatımızı ne kadar hafifletebileceğini düşünüp dururuz. Aşk ilişkileri, aile ve arkadaşlık ilişkilerinde sürekli “beni anlayabilseydi”, “eğer beni gerçekten sevseydi” gibi cümleler kurarız.

Öncelikle kendimizle ilişkilendirdiğimiz her duygunun objektiflikten uzak olduğunu bilmeliyiz. Evet! Sevgi ve anlayışın kendi içinde belli kuralları olsa da, herkesin bunları kendi özünde bulması gerektiğini düşünen biriyim. Kendimiz dahil çevremizdeki tüm karakterler birbirinden farklıdır, çocukluklarından bu zamana yaşadıkları, travmaları, bu travmaların etkileri, mutluluktan anladıkları hep çeşitlidir. Bu yüzden sevgi anlayışları ve empati düzeyleri de farklıdır. Karşımızdakilerden kendi sevgi anlayışımızı beklemek, yaptığımız en büyük yanlış olacaktır.

Beklentilerin kendimize vermemiz gereken değerin yoksunluğundan ortaya çıktığını düşünen biriyim. Objektif olmamız gerekirse, kendimize vermemiz gereken sevgiyi ve anlayışı tam vermediğimizde, karşımızdakinden onu dolduracak kadar sevgi ve anlayış bekleriz ya da tam tersi bu duyguları karşımızdakine yükleyerek o kişiyi veya kişileri boğarız. Halbuki sağlıklı ve farkındalıklı yaşamak için dengeyi iyi kurmalıyız. Gerektiği kadar kendimizi ve karşımızdakini sevmeliyiz. Kendimizi anladığımız kadar anlayış beklemeliyiz. Bu durum her iki taraf için de geçerli olduğunda haliyle sevginin değeri de artmış oluyor.

Madalyonun Diğer Yüzü

Bazen de insani olarak, sevgimizi düzeyinde tutsak da ya da ayarı kaçırsak da, karşımızdaki doğru insan olmaya biliyor. Bu sırf aşk ilişkilerinde değil, aile ve arkadaşlık ilişkileri de olabilir. Bu anlarda kendimize dönüp aslında ne istediğimizi sormamız gerekiyor. Duygulardan sıyrılıp, yaşanılan ilişkiyi mantık terazinize koyduğumuzda eğer yanlışlar fazlaysa ısrar etmenin de bir anlamı olmuyor. Çünkü illa sevgi ve anlayışın kuralına inmemiz gerekiyorsa, onlar zaten kendi içlerinde affedici ve iyileştiricidir. Eğer bunlar yoksa inadına beklemek, kendini kandırmak tamamiyle zaman kaybına yol açacaktır.

Kaldı ki o terazinin oranında doğrular fazlaysa, olduğu gibi kabullenip yeni yollar aramak daha mantıklı olacaktır. Öncelikle beklentileri sıfırlayıp, susup da içimize attığımız konuları ister konuşarak, ister yazarak karşılıklı ifade etmek lazım. Eğer karşınızda sizi anlamak isteyen biri varsa güzel kelimelerle konuşmanın hikmeti her zaman iyileştirici olacaktır. Zaten ilişki sevgiden yanaysa illa bir ortak nokta bulunacaktır. Önce kendini anlamak sonra bunu doğru anlatmak karşınızdakini anlamayı da kolaylaştıracaktır. Bu da kalbimizde gizlenen sızılardan bir çoğunu yok edecek ya da en azından bir yol gösterecektir.

Sonsuz Son

Başta da söylediğim gibi neyi ne zaman kaybedeceğimizi bilmediğimiz dünyada kendimize biraz daha özen göstermeliyiz. Kendimizi anlamalı ve sevmeliyiz. Hayattan zevk almamız, sevdiklerimizle, tanıdığımız tanımadığımız kişilerle sağlıklı ilişkiler kurmamız hatta, bize uyan veya uymayan insanları doğru seçmemiz tamamiyle bize bağlı. Biz izin vermedikçe kimsenin bizi üzemeyeceğini, biz kendimizi sevmedikçe kimsenin bizi tam olarak sevemeyeceğini ya da bunun yetersiz geleceğini ve biz kendimizi tam olarak anlamadıkça, kimsenin bizi istediğimiz gibi anlayamacağını bilmeliyiz.

Kendimize dönmeli, hissetmeli, empati yapmalı ve farkında olmalıyız.

Mutluluk sandığımız kadar uzak değil…

Farkındalıkla kalın.

Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Seda caglayan 1 Mart 2019 at 02:18

    Yazdıklarının büyük kısmını kafasına kazımak istediğim insanlar var!
     
    Eline sağlık.

  • Cevapla Ateş Karadeniz 3 Mart 2019 at 00:55

    Teşekkürler 🙂

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 3 Mart 2019 at 15:44

    Nasihat veren biri hiç olmadım, özellikle fikrim sorulmadıkça kimseyi kendi inançlarım doğrultusunda da yönlendirmedim. Ben böyle düşünürken, kendi fikrinin tek gerçek olduğunu düşünen insanları çıkardı hayat karşıma sürekli. Bu da benim sınavım sanırım, bilmişlere katlanmak 🙄
     
    Yazının bir bölümünde diyorsun ya, aslında akıl almak için değil sadece konuşarak rahatlamak için paylaşıyoruz diye, işte artık bunu bile yapmıyorum. Son bir iki seneye kadar etrafımda hayatımı en ince ayrıntısına kadar bilmeyen yoktu diyebiliriz. Ama artık konuşmaya bile ihtiyaç duymuyorum. İnsanların saçma sapan yargılarından bıktım. Bunun yerine senin de bir önceki yazında anlattığın gibi yazarak sıyrılıyorum sıkıntılarımdan. Tam da burada, bu sitede 😉
     
    Yüreğine sağlık Ateşcim, gene hepimize sorgulattın hayatı yeni baştan.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Ateş Karadeniz 4 Mart 2019 at 18:26

      Maalesef ablacım, etrafımız kendi fikrini dayatmaya çalışan insanlarla dolu.
      Sürekli konuşan bu insanların dediklerini yapmasak bile, kendi sıkıntılarımızın üzerine bir kara bulut gibi çöküyorlar, bu noktada en güzeli kendimize dönmemiz.
       
      Yorumun ve paylaşımın için çok teşekkür ederim.
       
      Sevgi ve saygılarımla..

    Cevap Yaz