Yaşamak Yaratmaktır

Kötü & Şeytan

27 Şubat 2019
Kötü & Şeytan
‣ “Kötü”nün kaynağı nedir?

Kötü genellikle “iyi“nin karşıtı olarak belirlenir.
Bu nedenle “kötü” hep iyi ile birlikte anlatılır.
Başlı başına bir “kötü” belirlemesi zordur.

‣ Şeytan

İlk kötü Şeytandır.
Tevrat’ta 11 defa,
İncil’de 36 defa
Kuran’da 63 defa geçiyor.

Tevrat bir süreç içinde yazıldığına göre ilk kitaplarda olmayan şeytanın sonraki kitaplarda olması anlamlıdır.

Adem-Havva üyküsünde Havva’ya elmayı veren şeytan değil, yılandır. Tevrat’taki öyküde sadece yılan vardır. Şeytandan söz edilmez.

Tevrat’ın ilk bölümünde insanlara kötü bir şey yaptırılacaksa onu da RAB yaptırıyordu.

Tanrı-Şeytan ikiliği Tevrat’ın sonraki kitaplarına doğru ortaya çıkmaktadır. Yani başlangıçta şeytan yoktu. Bir kavram olarak ortaya çıkması sonradır. Eğer İran dinleri (Mazdeizm) bu etkiyi yapmışsa M.Ö. 250’lerden önceye gitmez şeytanın Tevrat’a girmesi. Tevrat’ın aslında M.Ö. 500’lerde Babil sürgününden sonra yazıldığı iddia edilmektedir.

Pantetauch denen ilk 5 kitapta (Musa’nın 5 kitabında) şeytan geçmiyor.

Tevratta sadece 3 kitapta şeytan geçiyor; Eyüp’e kadar olan bölümde 1.Tarihler’de, sonra da Eyüp ve Zekeriya’da.

Sümer Mitolojisi’nde şeytan yerine geçecek biri yok. Ölüler ülkesinin kapıcısı var, oraya gönderilen tanrı ve tanrılar var ama şeytanla eş değerde biri yok.

Şeytan, cennet kadar eski değil, cehennemle birlikte, ya da yakın zamanlarda çıkmış olabilir.

‣ İncil’de Şeytan

İncil’de Şeytanlar, hem meleklerden ve hem de insanlardan olabilmektedir.

Yılan en büyük şeytandır.

Vahiy (12/9)
Günah işleyen melek şeytandır. Büyük ejderha; İblis ya da Şeytan diye isimlendirilen ve tüm dünyayı saptıran ve eski yılan.

Matta (25/41)
İblis ve onun melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe yollayın.

Şeytan İncil’e göre Tanrı’ya isyan eden meleklerden oluşmaktadır.
Hristiyan dininde Şeytan kötülüğün temsilcisidir. Şeytan iyi bir şey yapmaz.

İsa konuşmalarıyla Tanrı’ya ters düşen Petrus’a şöyle söyler:

Matta (16/23)
İsa dönüp, Petrus’a şöyle dedi; “Çekil önümden Şeytan! Sen yolumda engelsin. Senin düşüncelerin Tanrı’dan değil, insanın düşünceleridir.

‣ Kur’an’da Şeytan

Kur’an’da Şeytan isyankarlığın ve kötülüğün temsilcisi olarak görülür. Kötü cinler ve kötülük yapan insanların dışında Şeytan diye bağımsız bir varlık yoktur. Şeytan yaradılışın olumsuz kutbunu işaret eder.

Nas Suresi (114/66)
Şeytan cinlerden de olur, insandan da.

Nas Suresi (6/112)
Biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık.

Nas Suresi (114/5)
Şeytan İnsanların göğsüne vesvese verendir.

Kehf Suresi (18/50)
Biz meleklere; “Adem’e secde edin demiştik. İblis dışında hepsi secde etmişti. İblis cinlerdendi. Kendi Rabbinin emrine ters düştü.

Araf Suresi (7/22)
Şeytan size apaçık düşmandır demedim mi?

Araf Suresi (7/200)
Şeytanın kötülüğünden Allah’a sığınırım. Eğer şeytanın şüphe ve kuruntusu seni dürtüklerse, hemen Allah’a sığın.

‣ Mitolojide Kötü

Batı Düşünce Tarihi’nde “kötü” ile karşılaştığımız eski yerlerden biri mitolojidir.

Pandora’nın öyküsü:

> Prometheus-Zeus gerilimi
> İnsanlar nasıl yaşıyorlardı?
> Epimetheus-Prometheus
> Canlıların yaratılması ve insan.
> Ateş ve Zenaatların bilgisi
> Başkaldırı
> Prometheusun cezalandırılması
> Pandora

Kötü hangisiydi:

Kutudan dünyamıza saçılan kötülükler mi, umudun -ve beklentinin- yitirilmesi mi?

Mitolojiye göre:
Kötü ağrlıklı olarak insanlar içindir.
Kötü Tanrılar eliyle verilir, kaynağı tanrılardır. (Bu anlayış değişik zamanlarda ve yaşama anlayışlarında geçerli olmuş ve hala sürmektedir)

‣ Antik Çağ’da Kötü

Antik Çağ’daki ahlak anlayışlarında Şeytan belirlemesinde olduğu üzere başlıbaşına bir kötü yoktur. Kötülük insanın yanlışlarından, erdemsiz davranışlarından ortaya çıkar. Kötülük, bir başka bakımdan Tanrılara saygısızlıktır ve Tanrıların sözlerine, buyruklarına uymamakla olur.

> Platon, Aristoteles ve Plotinos
Kötüyü yaratan nedir?
>

‣ Hristiyan Orta Çağı’nda Kötü

Aurelius Augustinus’a göre kötünün kaynağı İlk Günah’tır.

Bir zamanlar insan bir yanlışa düştü: Cennette yaşarken Adem, ilk günahı işledi. Bu günahla Tanrı’dan koptu ve bu dünyaya düştü.
Düşme ile ilk günah bütün insanlara bir yazgı olarak geçti.

İnsan, soydan gelen bir günahın taşıyıcısı olarak dünyaya gelir. Bu durumu onun “Günah işlememe” özelliğini de yitirmesine neden olmuştur. Dolayısıyla insan sürekli olarak günaha açıktır ve günah işler. Her günah ile insan biraz daha “kötü”ye bulanır. İnsanı bu durumdan ancak Tanrı’nın inayeti (> gratia > iylik, kayra, lütuf, yardım) kurtarabilir.

‣ Yeni Çağ ve Sonrası

Gerek Antik Çağ’da, gerek Hristiyan Orta Çağı’nda ve gerekse de Yeni Çağ ve sonrasında, örneğin Leibniz’de, Jacob Böhme’de, Hegel’de, Schelling’te hep aynı soru ile uğraşılır:

Kötü nasıl ortaya çıktı?

‣‣ Leibniz

Leibniz’e göre, bu dünya iyi bir dünyadır. Onun böyle olduğunun göstergesi belli yasalara (ilkelere) uygun olarak yaratılmış olmasıdır. Bu yasaların bulunmadığı bir evreni düşünelim, orada yaşama için en önemli şey, uyum bulunmayacaktır.

Uyumun bulunmadığı, kargaşanın bulunduğu yerde ne iyi ve ne de diğer olumlu özelliklerin varlığından söz edilemez.

Tanrısal yasalara göre yaratılmış bulunan bu dünya, Tanrı’ya yaraşan dünyadır. Orada egemen olan düzen ve uyum nedeni ile bu dünya mümkün dünyaların en iyisidir.

Bu dünya mümkün dünyaların en iyisi ise kötülük nereden geliyor?

Leibniz bu soruya şu açıklamayı verir:

“Aynı zamanda şunu söyleyebiliriz: Tek evrensel ve zorunlu olan, kendisinden bağımsız olarak kendisi dışında bir şeyler barındırmayan ve olası varlığın yalın bir sonucu olan bu üstün tözün hiç bir sınırı olmamalı ve mümkün olduğu kadar çok gerçeği içermelidir.”

Buradan şu sonuç çıkar:

Varlıklar yetkinliklerini Tanrı’nın etkisinden alırlar ama yetkinsizlikleri kendi sınırlı doğalarından kaynaklanır. İşte onları Tanrı’dan ayıran budur.

İyilik Tözsel, Kötülük İlineksel

Bu görüşler ışığında dünyamızın iyliği tözsel, dünyamızdaki ya da yaşamamızdaki kötülükler, olumsuzluklar ilinekseldir. Dünya iyidir, dünyada bulunan kötülük, sadece görünürde olan bir kötülüktür, “kötünün kendisi” değildir, bütünün bağlamı içinde görürsek, bu artık bir kötülük değildir.

Burada üzerinde durulması gereken kavram “kötünün kendisi”dir. Bu kavram bizi Platon’a götürür. Platon için de İdealar iyi olan, güzel olan, doğru olan yüksek varlıklar değildiler. Platon’a göre idea iyinin kendisi, güzelin kendisi, doğrunun kendisi idi. Bu mutlak olarak iyi, yani iyi olmak için herhangi bir şeye veya daha yüksek bir iyiye ihtiyacı olmayan iyidir.

Kötünün kendisi olabilir mi?

Eğer olabilirse, dünyamızdaki kötülüklerin kaynağı da Tanrıya denk bir kuvvetten gelmektedir. Eğer olamıyorsa, kötülük Leibniz ve diğer bir çok düşünürün savladığı üzere, tözsel değil ilinekseldir.

Dünyamızı iyi yapan nedir?

Yukardaki açıklamalar ışığında soruyu “İyinin kendisi” olarak yanıtlayabiliriz. Bu durumda “İyinin kendisi nedir?” diye sormamız gerekmektedir.

Sorunun yanıtı Leibniz’de yine açıktır: Tanrı.

İyinin kendisi olan Tanrı nasıldır?

Leibniz’in “Méditation sul la notion commune de la justice” adlı yapıtında belirlediği üzere;

Kendi zorunluluğu ile hareket eden bir Tanrıdır.

Böyle bir Tanrı için buyruk vermek veya yaratmış olmak söz konusu değildir. Böyle bir Tanrı kendi zorunluluğundan ortaya çıkartır.
O nedenle, Tanrı buyurduğu, öyle olmasını emrettiği, istediği için bu dünya iyi değildir; bu dünya Tanrı’nın doğasından olağan bir biçimde çıkar.

Tanrı buyurgan, yetke olsaydı, korkulan, çekinilen bir üst kuvvet olurdu; yargılardı, cezalandırırdı. Doğru ve yanlışı, haklı ve haksızı hep bu Tanrı buyururdu. Öyle bir Tanrı sevilen değil, korkulan bir Tanrı olacaktır. Böyle bir Tanrı katolik ve ortodoks anlayışlarında yer alabilmektedir.

Spinoza’da belirgince görülen ve Leibniz’de de ortaya çıkan bu anlayış, 17.yy sonu ve 18. ve hatta 19. yy için önemli bir gelişmedir.

‣‣ J.P.Sartre’a göre Kötü

Sarte için de kendi başına bir kötü yoktur. İnsan kendisini aldatmaya başladığı zaman, kendisine kötülük yapmaya başlamıştır. İnsan kendisine değişik biçimlerde kötülük yapablir.

Kendini aldatmanın Yolları | Barış İsteği

Anlamsız bir dünyada, kaygılı korku içindeki insan “Barış”ı arar.

Barış nedir?

Her türlü çekişmenin durduğu, sağlam, huzurlu, sorumsuz ve sorunsuz bir ortam. Sanki bir tür Cennet arayışıdır bu. İşte bu bir kaçıştır.

Barış isteği, insanın bir tür kendisi aldatması, kendisine ihanet etmesinin bir yoludur. Oysa her insan barışı doğallıkla ister. Oysa bunu yaptığımızda, Sartre’a göre, isteme, bilinç, özgürlük, eyleme, yapma ve yaratma olan kendi özüne karşı bir arayışa girmiştir.

Bu bir kaçışdır:

Orada insan yalnızca bu günden değil, geçmişinden ve yarınından kaçmaya çabalamaktadır. Orada insan özgürlükten kaçmayı istemektedir.

Özgürlük, insanın kendisini hiçlik olarak yaratan kendisine özgü varlığının bilincinde olmasıdır. Bu onun doğasıdır. İnsan kendi doğasından ve bu doğanın ortaya çıktağı iç daralmasından kurtulamaz.
Sartre’a göre iç daralması insanın kendisidir. Yine de kendisini aldatma yollarına baş vurur.

Kendini aldatmanın Yolları | Toplumsal Yaşama

Kendini aldatmanın bir başka yoludur “Toplumsal Yaşama”. İnsan toplumsal yaşamaya girmek için kendisini zorlamaz, çünkü toplumsal yaşama bizi buna zorlar. Heidegger’in man bağlamı örneğin.

Rol Sorunu

Günlük Yaşama gereği her birimiz bir rolü üstleniriz; dahası bir role girmek zorunda kalırız. Sözgelimi, İlkokul öğretmeni olan bir kişi sevecen, hoşgörülü, sabırlı, tatlı-sert görünmek zorundadır. Bir iş yerinde satıcılık yapan bir genç kız, neşeli, güven veren, müşteride satın alma isteği uyandıran bir rolü oynamak zorundadır.

Rol açısından baktığımızda Sartre’a göre dünya bir tiyatrodur. Fakat çok büyük çoğunluk rolün gerçek sahibi olma durumunda değildir. Sartre’a göre insanlar kendileri gibi olamıyorlar. Toplumsal yaşama insanları sahibi olmadıkları rolü oynamaya zorluyor. Böylece önemle insanın özgürlüğü zarar görüyor; özgür olamıyoruz. Bu kötüdür.

Dürüst Olmak, İnsanlara kapalı.

“İyi Olmak”, olanaksız. Çünkü bir insan kendisini iyi olarak kabul ettiğinde artık tüm davranışlarının iyi olduğu kanısındadır. Böyle bir insanın artık iyi olmak için çaba göstermesi gerekmez, iyi olma ihtiyacını duymaz.

“Kötü Olmak”, için de aynı durum söz konusudur.

‣ Öyleyse kim iyi, kim kötü?

Topluma baktığımızda herkes iyi, herkes haklı, herkes dürüst.

Dürüst olmak İnsana kapalı.

Hep bir hiçlik, bilinmezlik, boşluk ile karşı karşıyayız. İnsan kötülük içinde yüzüyor gibi. Hiçlik yaşamamıza ağırlığını koymuş durumda. Toplumsal yaşama içinde bir aldatmacalar ortamında yaşamaktayız. Bu aldatmacalardan tek bir kurtuluş yolu vardır: Ölüm.

Prof. Dr. Attilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Esat Öğütveren 27 Şubat 2019 at 14:24

    Öldürdün beni hocam 😁
     
    Ama sen çok yaşa. Siz olmasanız, bu kadar çeşitli kaynağı ne okumam mümkündü ne de analiz etmem. Her yazınız, temiz berrak bir su gibi içimde biriken tortuları temizliyor.

  • Cevapla Hande S. Sinan 27 Şubat 2019 at 17:08

    Merhaba;
     
    Ben yazının benim için en belirleyici cümlesini buldum:
     
    “Sarte için de kendi başına bir kötü yoktur. İnsan kendisini aldatmaya başladığı zaman, kendisine kötülük yapmaya başlamıştır. İnsan kendisine değişik biçimlerde kötülük yapablir.”
     
    Buna katılıyorum. Kötülük önce mikro düzeyde başlıyor ve bu çürüme sepetteki diğer elmalara da yani diğer insanlara da sıçrıyor maalesef. Buna her ortamda şahit oldum; özellikle iş yerlerinde… Hele bir de bu tip insanlara karşı önlem alması gerekenler (iş yerlerinde) ayakta uyuyorsa önüne geçilemiyor çürümenin.
     
    Benzer çürüme genel olarak toplumsal hayatta da var; önlem alması gerekenler yani hukuku uygulaması gerekenler bu görevleri yapmadıklarında kötülük alıp başını gidiyor. Bu açıdan bence çözüm ölmek değil de kötüyü hizaya sokmak ama bunun için de kişisel bazda sağlam psikoloji ve toplumsal bazda da “toplumsal sözleşme” yani neyin iyi ve kötü olarak tanımlacağı belirlenmiş ve yapılmış olmalı; yoksa “ölüm” / “yokoluş” zaten hazırda bekliyor 🙃

  • Cevapla Atakan Balcı 27 Şubat 2019 at 17:09

    “İyi” ve “Kötü” kavramlarına net çizgilerle ayrılıyormuş algısıyla bakmamamız gereğini çok güzel ifade etmişsiniz, haddim olmayarak söylüyorum tabii izninizle.
     
    Teşekkür ederim!…

  • Cevapla Didem Elif 27 Şubat 2019 at 17:45

    Beni de yaktınız hocam. Alev alev yanmaktayım şu an. Konuşsam olmaz sussam daha fazla yanacağım.
     
    Şu anki patronum şeytanı renk ile anlatmıştı, benim iyiyi renk ile anlatmamın aksine. Çok da güzel anlatmıştı fakat ben şimdi tam olarak aktarmaya çalışsam yetersiz kalacak. En iyisi kendi düşüncemle bu konudaki fikrimi toparlamaya çalışayım çok dar bir vakitte. Fazlaca dağınık olabilir.
     
    Baraka filmini izlediniz mi bilmiyorum. Anlayabildiğim kadarıyla Hristiyan bakış açısından yola çıkan bir Tanrı anlatımı var. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Kötülük var, ama şeytan yok. Yargılayan bir Tanrı yok.
     
    Sartre ve Camus okumalarımın ardından kendi zihnimle vardığım yerde sabitlendiği bir düşünce varsa, o da varlığın değeri. Fakat yokluk olmasa varlığın değerini nasıl anlayabiliriz? Her şey tezatıyla var oluyor. Yılan şeytanı simgeleyebileceği gibi deri değiştirdiği için değişimi simgeler bana göre biraz da.
     
    Adem ile Havva’yı cennetten kovduran ne şeytan, ne yılan, ne de elma. Merak! Merak etmeselerdi elmanın tadını, uyarlar mıydı şeytana? Burda şeytan kelimesini kullanarak ironi yapıyorum. Cennetinden kovulan Havva ve Adem, denemeselerdi hiç bir zaman elmanın tadını bilemeyeceklerdi. Bilmediğimiz bir şey için içinde olduğumuz Cennet’in varlığından ne kadar emin olabiliriz? Ya da şöyle sorayım sahip oldukları konfor alanından çıkartılmasalardı, bir Cennet’te olduklarına nasıl şükredebileceklerdi o vakit? Her şey iyi, her şey güzel olduğunda gerçekten insan denen varlık kıymet biliyor mu? Böyle bir şey mümkün olabilir mi?
     
    Yasaklar olduğunda merak her zaman şeytandır o zaman. Ya da her zaman kötü. Oysa merak gelişimimize, değişimimize hizmet etmiyor mu? Ah ben biraz daha konuşursam dersime geç kalacağım.
     
    Çok kötüsünüz hocam çok…
    Ayıp olmazsa ve saygısızlık olarak alınmazsa, size meşhur kalplerimden yollayacağım…
    Hadi uydum şeytana Atilla Hocam kalp kalp kalp…
     
    Sevgilerimle
    Varlığınıza…

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 27 Şubat 2019 at 18:29

    “Mutlak İyi”nin karşısında “Mutlak Kötü” olarak karşımıza çıkan “Şeytan” insanlar için en az Tanrı kadar cazip bir konu. Bu yazınıza gelen ateşli yorumlar da bence bunun bir kanıtı 😉
     
    Bana kalırsa insanlık “iyi”den çok “kötü”nün nedeni konusunda daha meraklı. İyiyi kendimizle özdeşleştirebiliyorken “kötü”yü “insan” olmaya yakıştıramıyoruz. “İnsan” kavramı çok üstün çünkü bizim için. Yüzyıllarca boşuna üzerinde insanın yaşadığı Dünya’yı evrenin merkezi sanmadık. Egomuz bizi yaradılan her varlıktan üstün görüyor. Ve bu üstün varlık elbette kötülükle bağdaşamaz. Ee “Mutlak İyi” olan Tanrı’dan da gelemez kötülük. O zaman hoş geldin günah keçisi Şeytan…
     
    İnsan elbette ne salt iyi ne de salt kötü. Mikro kozmos olarak biz Tanrı ve Şeytan olarak ayrıştırdığımız iki kavramı birden kapsıyoruz. Tanrı da biziz, Şeytan da…

  • Cevapla Didem Elif 28 Şubat 2019 at 04:04

    Acele yazdığım yorum kursağımda kaldı. Ama ne kadar düşünsem, o kadar da bu konuyu toparlayamam o da ayrı.
     
    Ölmek! Yazınızı bağladığınız nokta çok kıymetli. Nefsi öldürmek. Gururu, kibiri, egoyu, korkuyu öldürmek. Sahte kimliklere bürünmek yerine, gerçekte olduğumuz kişiye dönüşebilmek için.

  • Cevap Yaz

    %d blogcu bunu beğendi: