Minerva'nın Baykuşu

Türkün Yoga ile İmtihanı

8 Şubat 2019

Türkün Yoga ile İmtihanı
Arkadaş insanı vezir de edermiş, rezil de. Benimki de o hikâye işte. Çok sevdiğim bir arkadaşım blog yazıları yazmaya başladığı siteden bahsedip bir göz gezdirmemi isteyince “senveben.biz.tr” ve arkasından da güler yüzlü, güzel kalpli Didem’le tanışmama vesile oldu. Çılgın bir tanışma ve saatler süren acayip keyifli bir sohbetten sonra; “Hadi sen de yaz” dediklerinde senelerdir doktora dersleri, çeviriler, konferans sunumları ve son olarak da tezini bitirmeye çalışan bir “academic” olan ben afalladım tabii.

Yaklaşık yedi sekiz senedir sırf keyif için roman okumaya vakit ayıramadım, şimdi insanları sıkıntıdan sıkıntıya gark etmeyecek ne yazabilirim ki diye sorduğumda Didem yolumu aydınlattı; “Ben ilk yazmaya başladığımda hep sinirimi bozan şeylerden bahsetiyordum.”

Tabii ya, bu zamanda için için sizi sinir eden, egonuzu yaralayan, özgüveninizi yerle bir eden o kadar çok şey yaşayıp, bir de üzerine kuyruğu dik tutmak adına bunlar hiç olmamış gibi gününüze devam etmeniz gerekiyor. İşte tüm bunları ya içinize atıp yaşlılıkta tansiyon-şeker ikilisiyle kol kola gireceksiniz ya da maaşınızın hatırı sayılır bir miktarını en iyi ihtimal psikologlara en kötü ihtimal de psikiyatrist-ilaç ikilisine teslim edeceksiniz. Ama bir üçüncü yol daha var aslında; ne var ne yoksa dökün kâğıtlara. İster saklayın ister yakın ama içinizde biriktirmeyin zehiri. Yapın bir ruhsal detoks.

Bu vesileyle ben de son yaşadığım hayal kırıklığından başlamak istedim. Umarım rezil değil de vezir olabilirim…

Benim yogayla hikâyem 5 sene önce başladı.

Yıldız milli olmuş benim gibi biri için spor, hayatımın her döneminde farklı şekillerde hep vardı. Kâh yüzdüm, kâh dans ettim. Kâh pilates yaptım, kâh ağırlıklara abandım. Cross fitler, tenisler, stepler derken kick box bile denedim. Ama benim canım kardeşim için bırakın bunlardan birini denemek duraktan kalkan otobüse koşmak bile ertelenmesi gereken bir aksiyondu. Ancak doğum sonrası depresyonu yaşayan her kadın gibi bir gün bana gelip “Abla ne olur bir şeyler bul da beraber yapalım. Bu göbek spor yapmadan gitmeyecek,” diye ağlanıp, “Yalnız çok yorucu olmasın lütfen” diye de eklemeyi ihmal etmeyince kısa bir araştırmanın sonunda yogada karar kıldım. Koşmak yok, nefes nefese kalmak yok. Hatta sonunda bir de uzanıp 5-10 dk. meditasyon adı altında kestirme şansı bile var. Daha ne olsun? Bunları duyan kardeşim yüzde yüz motive bir şekilde ilk derse geldi.

Bizim karşımızda dünyanın en mistik (adı bile çok fiyakalıydı, Roni), en acayip kaslı, en otoriter hocası. Karşısında iki adet yogini adayı. Dakika bir gol bir. Hoca lotus oturuşuna geçti, bizim bacaklar ise senelerin kavrukluğu ile kelebek bile yapmakta zorlanıyor. Vücutlarımız isyanda, hamstringler can çekişiyor, elleri arkada birleştirmenin bizim için dirseğimizi yalamaktan hiçbir farkı yok, rezalet.

İlk derste ben yogaya âşık oldum tabii. Kardeşim ise, ağaç duruşu yaparken yana devrildiği üçüncü dersin sonunda “Canım çok sıkkın, kavurmalı pide yemeye gidiyorum,” dedikten sonra bir daha geri gelmedi.

O güne kadar devam etmekte olduğum tüm sporları bir kenara bırakıp kendimi yogaya verdim.

Vücudumun tüm sınırlarını zorlarken, dengede durmanın en büyük meydan okumalarımdan biri haline gelmesini izlerken nasıl keyif alıyorum anlatamam. Ama hoca çok sert ve asla taviz vermiyor. O bacak o kafanın arkasından geçecek. Öyle de geçecek böyle de geçecek. Hocam ama sanki biraz daha vakte ihtiyacım var, hocam canım acıyor falan diyorum ama nafile. Hoca taviz vermiyor. Baktım ben hem helak oluyorum hem de motivasyonum azalıyor, klasik Türk öğrenci genlerim beni yeni bir hoca arayışına yönlendirdi. Zaten yapı olarak maksimum 5-6 kişiden fazla toplu hareketlere ancak doğum günlerinde katlanabilen benim için yoga sınıfları, üzerine eklenen gereksiz sosyalleşme ve kapalı alanda terli aktivitelerde bulunma fobimle beraber alternatifler arasında sayılmıyordu. Velhasıl sonunda bir başka arkadaşım vasıtasıyla (vezir-rezil diyalektiğini hatırlatmak isterim) yeni bir hoca ile tanıştım.

Kendisi kurumsal hayattan kurtulma hayalleri kuran küçük burjuva halleri, hem bohem hem şık tarzı, 40 yaşındayım ama hala çıtırım enerjisi ile hemen sempatimi kazanıverdi. Doktora gitmek yerine homeopatlardan çıkmazken (yoginilerin çoğu modern tıbba inanmıyor bu arada), İstanbul’da açılan hiçbir jiks mekânı kaçırmayan; kurumsaldan kurtulmak için Türkiye’de yoganın en kurumsal kurumunda ders veren acayip tatlış bir çelişkiler yumağı olan hocam ile hemen kaynaştık. Her hafta derste bir yandan güvercin pozunda uzanırken diğer yandan gelsin gıybet gitsin moda, gelsin karşı cins şikâyetleri gitsin yemek tarifleri derken muhabbet inanılmaz ilerledi.

Ben nasıl mesudum anlatamam. Bir yandan bedenim gittikçe açılırken, diğer yandan uzun zamandır hayatıma ilk kez yeni bir kız arkadaş girmiş durumda. İş hayatı, doktora, annelik derken acayip özlemişim kız kıza muhabbetleri. Eskiden lotus duruşunda zorlanan ben oldum tam bir chaturanga kraliçesi. Yetmedi head standlere bile başladım o gazla.

Bütünün Hayrı

Tabii arada bazı konular dikkatimi çekmiyor değil. Mesela sürekli bir “bütünün hayrı” mevzusu var. Nasıl mı? Örneğin hayatınızla ilgili saçma sapan bir karar veriyorsunuz ve çok geçmeden Murphy Kanunları gereği hayat size gerisin geri tokadı patlatıyor di mi? Bu durumda bir iç hesaplaşma, bir ben nerede yanlış yaptım sorgulaması ve sonunda basit bir çıkarım ile bu hatayı tekrarlamayalım bari noktasına varmak için çaba harcamaya gerek yok arkadaşlar. Durum sizin yaşadığınız sıkıntıya kıyasla daha basit aslında; sizin için kötü olmuş olabilir ama belki de bütünün hayrına olmuştur. O yüzden çok üzerinde durmayın, harekete devam edin!

Bütün kim?
Ben kimim?
Biz neredeyiz?
Bilmiyorum…

Ego

Ya da egomuzu geride bırakıyoruz ve ışığı görmeye çalışıyoruz mesela. Nasıl mı? Önce kendimizi severek ve kusurlarımızı kabul ederek.

Egoyu geride bırakmak için önce kendini sevmek???
Peki…

Benim gibi felsefe eğitimi almış ve kafası her şeyi sorgulamaya alışmış biri için önüne getirilen bir takım kaynağı belirsiz, ölçme değerlendirmeyi geçtim, mantıki çıkarımlara bile tabi tutulamayan, kimin yazdığı belli olmayan çeviriler üzerinden hayatını şekillendirmek; hatta bunları bir inanç sistemi (malum yeniçağ dinleri her yanımızda) olarak kabullenmek imkânsız. İmkânsızı geçtim, bunu yapmakta ısrarcı olan insanlarla kurduğum ilişkilerde güven seviyem beginner.

Hal böyleyken bu konular açıldığında genelde sessiz kalmayı tercih ediyordum. Sonuçta bana ne di mi? Kim nasıl isterse öyle yaşar. Sadece bir kere Hindistan’a kampa gideceğini söylediğinde hayranlıkla hangi yoga okulunun çalışması olduğunu sordum. Hocam bana buradan bir grup öğrencinin yine bir Türk hoca ile oraya gittiğini ve sadece konaklama hizmetini Hintlilerden satın aldıklarını anlatınca ben de o zaman o kadar masrafa girmeye ne gerek olduğunu sormuş ve ufak bir çemkirme ile geri püskürtülmüştüm. (Diğeri de böyleydi, benden duymuş olmayın, egodan sıyrılmaya çalışmak gergin bir faaliyet olsa gerek çünkü çoğu pasif agresif)

Böylece susmayı ve hocaya saygıda kusur etmemeyi öğrenen ben, iki senenin sonunda tatlış hocamın kurumsal hayata veda ederek yaşamını sadece yoga öğretmenliği yaparak kazanma kararı ile beraber daha da tatlış bir heyecana ortak oldum. O mutlu ben daha da mutlu (bana ne oluyorsa artık ). Tabii hocamın daha çok özel öğrenciye ve daha çok ders saatine ihtiyacı var. Lafı mı olur? Ben haftada bir olan dersleri o dönemde destek olmak amacıyla ikiye çıkarttım. Yeter ki bu cesur karara destek olalım. Gerekirse başka lükslerden kısalım. (Girl Power!!!)

Ancak Murphy Kanunları beni de es geçmedi.

Kızımın okul masraflarının yanına bir de hafta sonu etkinlikleri eklenince desteğimi 6 ay sonunda tekrar eski seviyesine çekmek zorunda kaldım. Zaten arada hocam yeni erkek arkadaş yapıyor ve onunla yurtdışı tatillerine gidiyor. Bir başka yeni erkek arkadaşla yoga kampı, hadi sonrasında bir hafta tatil. Bu arada bazı sabahlar enerjisi düşük olabiliyor. Kısacası bizim dersler mevsimsel dalgalanmalara tabi. Ama sorun yok seviyoruz birbirimizi.

Ancak geçen yaz sonu babamın uzun zamandır sahip olduğu nörolojik hastalığı tekrar alevlenip üç kez üst üste hastaneye yatıp, bir de üstüne yatağa tamamen mahkûm olunca ben derslerimi iki hafta kadar aksatmak zorunda kaldım. Tüm günüm sabah çocuğu okula bırak, hastaneye uğra, işe git, hastaneye uğra, çocuğu al, tekrar işe git rutinine binince benim için bırakın yogaya vakit ayırmak, uykuya olan hasretim, üzerine ağıtlar yakılacak seviyeye ulaştı.

Ve…

Günlerden bir gün senelerin en tatlış yoga hocası bana telefon açtı ve dedi ki; “Şekerim biliyorsun ben hayatımı artık sadece derslerden kazanıyorum o yüzden sen düzenli alamayacaksan yerine başkasını sabitlemem gerekiyor,”

O anda yaşadığım hissiyatı boşanma kararını almama sebep olan olayların başlangıcındakilerle kıyaslamam mümkün diyebilirim. Bir yandan “Ama hani biz çekirge ile usta idik, hani biz ne zor günlerden beraber çıkmış, ne bakasanalarda bağrımıza taş basmıştık?” diye sorarken bir yandan da “Vay demek kurumsaldan çıkmak kapitalist sistemden çıkmak anlamına gelmiyormuş? Bütünün hayrı da bir yere kadarmış di mi?” diye haykırmak istiyordum.

Elbette ben en kibar, en anlayışlı halimle; “Tabii ki canım benim, ne demek? Sen işine bak. Ama keep in touch please,” deyip telefonu kapattım.

İntikam soğuk yenen bir yemektir derler.

Tam iki hafta sonra gelen “Çarşambalarım boşaldı ne dersin?” sorusuna yine aynı cool tavırla “Şekerim çok zor. Çarşambaları bizim kızın piyano dersi var,” cevabını yapıştırıverdim.

O gün bugündür son yılların en trend faaliyeti olan yoga aşkım sönmüş durumda. Bazen kızıp yogaya başlamak isteyen arkadaşlarıma “Aman bırakın Allah aşkına, bunlar yeniçağ cinci hocaları, oturun Youtube’dan Yoga With Tim ile kendi başınıza başlayın. Hem paranız cebinizde kalsın hem de kafanız karışmasın,” diyorum ama bazen de yoganın kendisini, bedenimde yaptığı inanılmaz değişiklikleri ve beni sakinleştirmesini özlüyorum. Belki bir gün yeniden başlarım.

Benim hayrıma olsun inşallah…

Gül Gültekin

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Hülya Erarslan 8 Şubat 2019 at 16:41

    Çok keyifli bir yazı olmuş 🙂
     
    Yoga ve meditasyonu çok faydalı buluyorum. Kendi imkanlarımla yapıyorum ben. (YouTube’dan bakarak yani) İmkan olsa işi bilenle yapmak isterdim. Ama yazınızdan da anlaşılıyor ki hoca/arkadaş sınırında ince bir çizgi var.

    • Cevapla Gül Gültekin 8 Şubat 2019 at 17:30

      Teşekkür ederim 🙂
       
      Ben de halen yoga ve meditasyonu çok severek yapıyorum ama kendi kendime 🙂
      Hoca konusu sanırım daha çok kişiye ve koşullara bağlı. Benimki tamamen öznel deneyimimi aktarma isteğiydi. Biraz da bakış açısı farkı var tabii. Son derece pimpirikli bir insan olarak doktorun yazdığı reçeteli ilacı bile almadan tereddüt ederken yoga dünyasında her öğretinin bilimsel gerçek ya da olguymuş gibi sunulması ve hatta pazarlanmasından acayip işkillendim 🙂 Velhasıl hoca/arkadaş sınırı konusunda çok haklısınız…

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Şubat 2019 at 17:59

    Bu senin kaleminden okuduğum ilk yazıydı aslında. (Siteye gönderdiğin demo yazı.) Bayılmıştım; üslubuna, içtenliğine, anlattığın konuya hakimiyetine ve en güzeli de eleştirirkenki acıtmayan nüktedan cümlelerine. Yazıyı düzenlerken yeniden okuduğumda gene aynı keyfi aldım. Sonraki yazılarını her hafta merakla bekleyeceğim.
     
    Yoga konusuna gelince; pilates yaptığım dönem yogaya da başlamayı düşünmüştüm -hâlâ düşünüyorum 🙃- ama bir türlü denk getirememiştim. Aslında Yoga With Tim fena fikir değilmiş 😉

  • Cevapla Konuloji 9 Şubat 2019 at 02:00

    Yoga ve Türk denilince aklıma atletli amcaların minderde egzersiz yaptıkları geliyor :))

  • Cevapla Didem Elif 9 Şubat 2019 at 09:21

    Kaş ve Ben köşemde “Yoga mı, Poga mı?” adlı bir başlık üzerine benim yoga ile imtihanlarımı yazmayı düşünmüştüm sonra bir türlü kısmet olmadı. Anlatım şeklini çok beğendim. Keyifle okudum. Yoga yapan arkadaşlarla Poga’ya gidiyor diye dalga geçen biriydim. Geçen sene ilkbaharda ilk kez başlamıştım. Gerçekten bedene ve ruha kattıkları şahane geldi. Bir cuma klasiği benim için artık. Fakat tam da benim de anlatmak istediğim tonda bir yazı olmuş. Çok beğendim.

  • Cevap Yaz