Edebi Gıybetler

Tomris Uyar – 1 | Tutkulu Aşkları

23 Şubat 2019

Tomris Uyar

 

Tomris Uyar – 1 | Tutkulu Aşkları
Tomris Uyar – 2 | Huzur Bulduğu Aşk: Turgut Uyar
Tomris Uyar – 3 | Edip Cansever’in Platonik Aşkı

 
“İkinci Yeni şairlerini kendisine hayran bırakan ve hatta onların şairliğini etkileyen, bir döneme damgasını vuran, “sahip olunamayan” kadın Tomris Uyarı bu kadar özel yapan neydi?” diye sormayan var mı aranızda? Ben yazıyı yazarken bu çok bilinmeyenli denklemin bir dedektif edasıyla peşine düştüm. Edebi Gıybetler başlığı altında topladığım yazı dizisinde elde ettiğim bilgilerle bu soru işaretlerine belki kesin yanıtlar veremeyeceğim ama zihninizde sisin arkasından küçük de olsa bir ışık sızdıracağımı düşünüyorum.

Tomris Uyar, denince zarif bir tavuskuşu gelir aklıma. Tavus kuşları da daha kuyruğunu açmadan naif, göz alan bedenleri ile dikkatleri üzerlerine çeker ancak efsunlu, rengarenk, ihtişamlı kuyruklarını açtıklarında kendisine bakan herkesi büyülerler. Tomris Uyar da girdiği her ortamda güzelliği ve zarifliği ile dikkat çeken bir kadındı elbette ancak onu tanıdıkça, yetiştiği aileden gelen zarafet, görgü, kültürün yanında mizacının gereği özgüven, estetik zevk ve bunca eşsiz güzelliğe inat mütevazi tavır onun tabiatından insanların yüreklerine usulça sızınca kuyruğu açılan bir tavus kuşu gibi herkesi kendisine hayran bırakır adeta büyülermiş.

Malum insanoğluna gördüğü güzelliği temaşa etmek yetmez hiçbir zaman, bu güzelliğe vurulduğu an ona sahip olmayı ister ve onu kimselerle paylaşmak istemez. Ama tavuskuşunun yerde alımlı alımlı salındığını görenler ona sahip olacaklarını düşünerek beyhude aldanır, zira bu asil kuşun kalbi aşkı tatsa da sevdiğinin gönül tahtında özgürlüğünün sınırlandığını hissetiğinde kanatlanıverir maşukunun yüreğinden. Tomris Uyar da aşk için kuralları, kaideleri, “elalem ne derler”i hiçe saymış da aşkı için, bir tek özgür ve asi ruhuna gem vuramamış, kanatlanmış sevdiklerinin yüreklerinden. İşte bu yüzden dost kaldığı, gönlünü kaptırdığı ve hatta evlendiği şairler, onu hep her an ellerinden uçup gidecek bir kuş edasında sevdiler ve haksız da değillerdi.

Gelin şimdi adına şiirler yazılan bu efsane kadını yakından tanıyalım.

Tomris UyarTomris Uyar

Tomris Uyar 15 Mart 1941’de, Celile Hanım ve Ali Fuat Bey’in kızı olarak dünyaya gelir. Büyükbabası CHP Trabzon milletvekillerinden Süleyman Sırrı Gediktir. Annesi de babası da hukukçudur. İkisi de edebiyata ayrı düşkündür. Babasının şiir kitapları ve annesinin çevirileri arasında geçen çocukluğunda onun da en yakın arkadaşı daima kitaplar olmuştur.

Eğitim hayatına Taksim’deki Yeni Kolej’de başlar. Ortaokulda ise, İngiliz High School’a devam eder. Ardından Robert Koleji’ne başlar ve buradan 1961’de mezun olur. Üniversite zamanı geldiğinde, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü tercih eder. Tercihinde etkili olansa, öykü yazmaya çoktan gönlünü kaptırmış olmasıdır.

Tomris, daha lise sıralarında iken öykü yazmaya başlar. Çocukluğundan beri edebiyatın rüzgarının estiği bir evde yetişen Tomris’in bu rüzgarın peşinde sürüklenen bir yaprak olması pek tabii bir durumdur elbette. Tüm lise ve üniversite yıllarını, ilk öykü denemeleriyle geçirdikten sonra Tomris bu sefer de çeviri denemelerine başlar. Öykü yazmaya profesyonel bir şekilde başlamadan önce Türkçeye en ince ayrıntısına kadar hakim olmak ister. Çevirilerde dile dair titiz çalışmaları ile bu yolda azimle yürür.

1962’de, hala bir üniversite öğrencisiyken ilk çevirisi Şekerden Bebek’i (Tagore) tamamladığında, bu çeviri, Varlık dergisinde yayımlanır.

Çevirmen kimliğinin yanı sıra, Türkiye edebiyatının en mahir yazarlarından biri kuşkusuz Tomris Uyar olur. Öykü türünün değerinin tam anlaşılmadığı, roman türüne geçiş aşamasında araçsallaştırıldığı ülkemizde, öyküden başka bir türe niyetlenmeyerek öykü türünün hakkını verir, hayatı boyunca öyküyü okuru değiştirip dönüştürecek bir sanat olarak görür ve ona ihanet etmez.

Tomris Uyar & Ülkü TamerTomris Uyar & Ülkü Tamer

Kolejden mezun olur olmaz ilk aşkı Ülkü Tamer’le evlenir. Tomris Uyar ilk çevirisi olan Tagore’den “Şekerden Bebek”i bu yıllarda Tamer soyadı ile tamamlamıştır.

Ülkü, zor bir adam değildir hatta onun kalbini kazanmak için öyle büyük uğraşlara da gerek yoktur. Hayatı sorgulamadan, yargılamadan var olandan daima memnun, hiç tartışma sevmeyen biridir. Ancak onun bu durağan yapısı Tomris’i huzursuz eder. Tomris sakin kendi sınırlarına hapsolan bir göl yerine kendi sınırlarını da zorlayan coşkun akan bir nehir olmuştur her zaman.

Cemal Süreya, Ülkü Tamer için; “Hayatın, ölümün ve her şeyin amatörüydü Ülkü Tamer” der. Sesinin tonundan, pek eksilmeyen gülüşüne ve her işi yaparken gösterdiği taze enerjiyle “çocuksuluk” nitelemesi yakıştırılır Ülkü Tamar’e. Ülkü Tamer’in kısa şiirlerinin çoğu karnaval bileti gibidir, sevinçle doludur; uzunları ise trajik öğeler barındırır. Hayatta da baktıkça sevinen, düşündükçe hüzünlenen bir şairdir.

Onların evliliğinde en büyük hüzün de hayatlarına anlam ve sevinç katan kızları Ekin’i ölümüdür. Tomris Uyar yavrusunu emzirirken aniden sütü gürleşir ve Ekin boğularak hayatını kaybeder. Tomris, hayatta en sevdiği varlığa hem can veren hem de onun canını alan olur ve bu acının ağır yükünü kalbinde hayatının sonuna kadar taşır. Tamer çiftinin evliliklerine anlam katan Ekin bebeğin ölümü, çiftin evliliğinin anlamını da beraberinde götürür. Birbirine aşkla bakan gözlerde artık bakî kalan dostluğun izleri kalmıştır artık.

Tomris Uyar & Cemal SüreyaTomris Uyar & Cemal Süreya

Yaşadıkları depremle birbirlerinin yaralarını sarmak için aşkın evrildiği dostluktan güç alan çiftin evliliklerinde oluşan çatlaklardan her geçen gün gelen seslerin arttığı bir zamanda Ülkü Tamer ve Tomris Uyar mutad olduğu üzere Ankara Sanatseverler Derneği’nin bir etkinliğine katılırlar. Burada Ülkü Tamer eşini Cemal Süreya ile tanıştırır. Başına gelenlecekleri bilse hiç tanıştırır mıydı acaba?

Cemal Süreya, Ankara Mülkiye Mektebini bitirmiş, maliye müfettişliği, Darphane Müdürlüğü yapmış, devletin Paris’e gönderdiği, başka Avrupa kentlerini görerek görgü ve bilgisini arttırmış saygın bir bürakrattır ama her şeyden önemlisi edebiyatın her alanına ilgi duyan bir entelektüel, döneminin önde gelen bir şairdir de. Ayrıca bir sevgilisiyle girdiği bir iddiayı kaybetmesi sonucu soyadındaki “y” harfini eksilmekten çekinmeyecek kadar gözükara ve muzip bir kişiliktir.

Bu tanışmadan kısa bir süre sonra Cemal Süreya ve Tomris Uyar cevirmenlik ve edebiyat paylaşımları sırasında iyiden iyiye yakınlaşır ve aralarında tutkulu bir aşk başlar. Cemal Süreya ve Tomris Uyar birlikte yaşamaya başladıklarında ne Tomris boşanmıştır, ne de Cemal, kızının annesi Seniha Hanım’dan ayrılmıştır. Tomris Uyar, Ülkü Tamer’e Cemal’e aşık olduğunu açıkça söyler, geçirdikleri güzel günler için teşekkür eder ve medeni bir şekilde ayrılırlar.

Ülkü Tamer, aşka saygı duyan, insan sevgisi ile bilinen ve Cemal’e hayran olan bir kişi olarak Tomris’in seçimini bir çoğumuzun pek alışık olamayacağı biçimde anlayışla karşılar. Ülkü Tamer “Ortada bir ihanet yoktu” kanaatiyle bir keresinde Cemal Süreya’dan bahsederken onu dinleyen insanları şaşırtacak büyük ve derin manalı cümleler kurmuştur.

Cemal ve Tomris’in karşılıklı bir şekilde başkalarıyla olan evliliklerini bitirme kararı almalarında etkili olan, sadece yaşanılası bir aşka zemin hazırlamak değil, istemedikleri hayatlara eşlik etmekten vazgeçmeleridir.

Nitekim Ülkü, Tomris ve Cemal’in dostlukları hiç sekteye uğramaz, üçünün de ortak bir noktada buluşturan bir aşk vardır; o da “edebiyat”tır. Üçü Cemal ve Tomris’in yaşadığı evde bir araya gelerek Papirüs dergisi için çalışırlar. Üçü de birbirlerine cinsiyet egosu yapmayacak, hırslanmayacak, yaşanılan özel hayat fırtınasını görmezden gelecek kadar birbirlerine hayrandılar.

Cemal ve Tomris’in ilişkisi her güzel aşkta olduğu gibi başlarda muhteşemdi. Cemal, zeki ve zekasını etkin kullanabilen, karşısındakini dinleyen, edebiyat dünyasında hatırı sayılır bir kişi olarak Tomris’i hem kadın ruhu bakımından hem de edebiyatçı kimliği açısından oldukça tatmin eder.

Cemal Süreya, Tomris için bu dizeleri yazar:

“Ay ışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni
Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni
Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni
Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni
Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni
Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni
En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni”

* Şiir Sezen Aksu tarafından yorumlanmıştır.

Şahsiyet Rötarı

Her akşam işten çıkar çıkmaz eve dönen Cemal Süreya’ya bir gün Tomris Uyar, “Biraz gez dolaş, arkadaşlarınla buluş, vakit geçir” der. Ertesi gün on dakika geç gelir Cemal Süreya, bir sonraki gün on beş, daha sonra yarım saat. Bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan Tomris’in apartmanın girişinde oturan Cemal’i görmesiyle gerçek ortaya çıkar. Her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup “gecikiyormuş” Süreya. Tomris Uyar bu duruma “Şahsiyet Rötarı” adını koyar.

Aslında ilk bakışta yoğun ve mutlu bir aşkın küçük bir anısı gibi duran “Şahsiyet Rötarı” hikayesi bile onların aşklarındaki tehlike çanlarının işareti gibidir. Çünkü Tomris, hayatının hiç bir dönemininde aşkı hayatının merkezine koymamıştır, onun hayatının merkezinde daima özgürlüğü vardır. Tomris, onu kafeste kıymetli bir kuş misali sınırlayan bir aşk içinde uzun süre kalamaz, nihayetinde özgürlüğe kanat çırpar. Tomris, Cemal’in koşulsuz düşkünlüğünden boğulabilecek kadar sıra dışı bir kadındır. Huzur, yerini didişmelere, kıskançlık krizlerine bırakır.

Cemal, bir yazısında “Bir yanımızla dünyanın en ileri fikirlerine sahip kişiler olabiliriz; ama bir ayağımız bu ileri noktada iken öbür ayağımız da feodalitede duruyor derken” Cemal kendisi ve kuşağı ile ilgili çok doğru bir tespitte bulunur. Cemal; aydın, kültürlü kişiliğinin altında küçükken şiddete maruz bırakılmış bir çocuk taşır ve ilişkilerinde caresizlik yaşadıkça o küçük çocuğun yaşadıklarını sevdiklerine yaşatır, şiddet uygular. Ne yazık ki Tomris Uyar da bu şiddetin mağdurlarından olmuştur.

Bu şiddet olayını ilk okuduğumda inanmak istemedim ancak Cemal Süreya’nın yaşam öyküsünü okuyunca yaşadığı sancılı yaşamın sonucunda anlatılanların az bile olduğunu fark ettim.
Dilerseniz bu büyük aşkın anlatımına biraz ara verip biraz da Cemal Süreya’nın dram yüklü yaşamını mercek altına yatıralım, sonra kaldığımız yerden devam ederiz.

Cemal SüreyaCemal Süreya’nın İlginç Yaşam Öyküsü

Cemal 1931’de Erzincan Pülümür’de Hüseyin Bey ve Gülbeyaz Hanım’ın oğlu olarak dünyaya gelir. Ailesinin ona verdiği asıl isim Cemalettin Seber’dir. Zaza Alevi asıllıdır.

Çocukluğunda, 1938 Dersim İsyanı’na şahitlik etmiştir. Bu olay ailenin kaderini derinden etkiler. Bu hazin olay sonrasında babası Bilecik’e sürgün edilene kadar Erzincan’da kalırlar. Sürgün kararının ardından Pülümür’den yola çıkan Seber ailesi artık Bilecik’te yaşamaya başlar. Üstelik buradan başka bir şehre de gidişleri yasaktır.

Annesi Gülbeyaz Hanım tüm bu acıların içinde hayata erken yenilir. Bu ölümle Cemalettin yalnızca annesini kaybetmez, aynı zamanda dünyada en çok sevdiği kişiden gördüğü sevgiyi, şefkati ve merhameti de kaybeder ve bu onun çocuk kalbinde onulmaz yaralar açar. Cemalettin, annesinin erken ölümü üzerine İstanbul’a gönderilir. Anne babadan ayrı bir çocukluk ve okul hayatı yaşar.

Cemalettin ilkokul eğitimine İstanbul’da başlar. Daha ilkokul sıralarındayken bir dergi çıkarmaya karar verir. Şairlik duygusu daha ana kucağından üzerine yapışmış gibidir, bu isteğe karşı duramaz. Çünkü “kalbimin kuşu” diye adlandırdığı annesi, ona “Kerem ile Aslı”yı anlattığında düşmüştür gönlüne şiir sevdası. Daha ilkokul 3. sınıftayken “Suç ve Ceza” ile “Karamazov Kardeşler”i defalarca okumuştur.

1942’de Bilecik’e geri getirilir. Aynı dönemde babası tekrar evlenmiştir. Bu evlilik Cemalettin için tam bir kabus olmuştur. Kalbinin küçük kuşu ölen çocuk, şimdi de üvey annesi Esma’nın eline mahkum olmuştur.

Esma Hanım kız kardeşleri ve Cemalettin’i sürekli döver. Hatta bir keresinde Cemalettin’i zehirlemeye bile kalkışır. Cemalettin için hazırladığı yemeklere de cam kırıkları attığı bilinen bir gerçektir. Bu dönemde maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddetin travmalarını atlatamaz, yaşadıkları gelecekte yaşayacağı sevdiklerine istemsiz uygulayacağı şiddet problemlerinin tohumlarını atar yüreğinde.

Cemalettin ortaokulu Bilecik’te okur. Seniha Nemli ile bu sıralarda tanışır. O an farkında değildir ama yıllar sonra Seniha, ilk eşi olacaktır.

Ortaokuldan sonra Cemalettin babasına haber vermeden sınavlara girer ve Haydar Paşa Lisesi’ne yatılı – burslu olarak kaydolur. Cemalettin lisedeyken üvey anne kabusu da bitmiştir. Esma Hanım yaşanan bir olaydan sonra evden ayrılmıştır. Babası da bir süre sonra tekrar evlenir. Ama bir önemi yoktur artık.

Eğitim hayatını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Maliye ve İktisat Bölümü’nde tamamlar. Üniversite hayatı ona Muzaffer Erdost, Sezai Karakoç, Hasan Basri, Nihat Kemal Eren gibi isimlerle yakın arkadaşlıklar kurar.

Bihassa Sezai Karakoç ile dostlukları, yaşamlarının büyük bir bölümünde farklı hayat görüşlerine, fikir ayrılıklarına sahip olsalar da devam etmiştir.

Üniversite mezuniyetinden sonra memuriyet hayatına başlar. Şiir hayatı ayrı bir köşededir. Maliye Bakanlığı’nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, Darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı’nda kültür danışma kurulu üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği ve 25 yıldan fazla Türk Dil Kurulu üyeliği yapar.

Bunlardan başka yazı hayatını da memuriyete taşır. Emekliliğinde yayınevlerinde danışmanlık ve ansiklopedilerde redaktörlükle çevirmenlik yapmıştır.

Cemal SüreyaCemal Süreya & Seniha Nemli

Cemal, henüz üniversitedeyken ortaokulda sınıf arkadaşı olan Seniha Nemli ile evlenir. Onlarınki bir nevi çocukluk aşkıdır. Ancak Seniha ile evlilikleri de bu süreçte çatırdamaya başlar. Süreya’nın maddî durumu iyi değildir. Üstelik aralarındaki eğitim farkı evliliği zora sokmaktadır. Süreya, zaman zaman şiddete başvurur. Seniha Hanım da bu şiddet karşısında Cemal Süreya’nın sevdiği arkadaşlarının imzalayarak gönderdikleri, onun için çok değerli kitapları yırtarak intikamını alır.

Karısıyla arasının bozuk olması onu başka maceralara iter. Bu boşlukta aynı işyerinde çalıştığı, “Üvercinka” diye isimlendirdiği kadına âşık olur. Onu arkadaşlarından kimse tanımaz, bilmez. Şairi çok etkilemesine rağmen Üvercinka’yla ilişkisi çok kısa sürer.

1955’te kızı Ayçe dünyaya gelir. Müfettişlik sınavına girer ve kazanır. Müfettiş yardımcısı olarak İstanbul’a atanır.
Süreya’nın bütün zamanı vergi dairesi, edebî çalışmaları ve kızı Ayçe arasında geçer. Seniha ile geçimsizliği had safhadadır. Dayağa karşı dayanacak gücü kalmayan Seniha, baba evine döner. Daha sonra birleşseler de kırılan kalpler tamir edilemez. Bu arada zaten Cemal Süreya’nın yaşamında en derin izi bırakan Tomris Uyar’la tutkulu aşkı başlamıştır. Seniha, bunu kabul etmediği için boşanma da sorun çıkarsa da sonuçta boşanırlar, Ayçe annesi ile kalır.

Cemal Süreya & Zuhal Tekkanat

Süreya, 1967 yılında Zuhal Tekkanat’la evlenir. Zuhal Hanım, Yelken dergisinde düzeltmenlik yapmaktadır aynı zamanda şiirler de yazar. Süreya, dergiye sık sık gitmektedir. Arkadaşlık evlilikle sonuçlanır. Oğlu Memo Emrah, Kasım 1969’da dünyaya gelir.

Zuhal Hanım ve Süreya geçinemezler, ikisi de kıskançtır. Sürekli aldatıldıklarını düşünürler. Geçimsizliği daha ileriye götürmeden boşanırlar. Ancak ortak paydaları Memo için görüşmeye devam ederler, Memo geçimsizliğin ve şiddetin olduğu bir ailede büyüdüğü için sorunlu bir çocuktur ayrıca çocuğa obezite teşhisi konmuştur. Süreya, eşleri ile yaşadığı şiddet sorununu çocuğu Memo’ya yansıtır.. Üstelik Memo derslerinde başarısız bir çocuktur.

Üçüncü evliliğinden sonra çift, oğulları için tekrar bir araya gelmeye çalışırlar ancak birlikteliği kıskançlıklar yüzünden yürütemezler. Zuhal Tekkanat sonraki yıllarda Cemal Süreya’nın gerçek aşkının kendisi olduğunu iddia eder ve birçok şiirin kendisi için yazıldığını söyler. Tomris Uyar’ın arkasından da “sorumsuz, kibirli” gibi ithamlarda bulunur. Ancak kendisi de oldukça enteresan bir kişiliktir.

Cemal Süreya & Güngör Demiray

Süreya, üçüncü evliliğini bir arkadaş toplantısında tanıştığı Güngör Demiray’la 1975’te yapar. Aynı yıl İstanbul Darphane ve Damga Müdürlüğüne atanır. Güngör Hanımla da büyük bir sevgiyle başlayan birliktelik uzun sürmez. Bir sene sonra noktalanır.

Cemal SüreyaCemal Süreya & Birsen Sağnak

Süreya’nın son eşi Birsen Sağnak’tır. Birsen Hanım, kitabevi sahibi dört çocuklu dul bir hanımdır. Kitabevine gidiş gelişlerle başlayan tanışma evlilikle neticelenir. Birsen Hanım, Süreya’nın tutarsızlıklarını, iniş-çıkışlarını dizginler. Ona özlemini çektiği anne şefkatiyle yaklaşır. Süreya gerçek anlamda aile sıcaklığını onun yanında bulur. Düzenli bir aile hayatının yanı sıra Birsen Hanımın oğulları ve torunları evlerini cıvıl cıvıl eder.

Birsen Hanımla Kadıköy’deki evlerinde düzenli bir hayat yaşamaktadırlar. Sigara ve kahve alışkanlığını bırakır. Ama alkolden uzaklaşamaz. Düzenli hayatlarını bozan şey oğlu Memo’dur. Aşırı şişman, asosyal, uyumsuz bir gençtir. Taşkınlıklarıyla ailede huzur bırakmaz.

Cemal Süreya, ömrünün son bir senesini oldukça sıkıntılı geçirir. Birsen Hanım’la huzurlu bir ev hayatı yaşarken Zuhal Tekkanat ve Memo onların yanına taşınırlar. Bu olay doğuda ya da kültür düzeyi düşük bir ailede bile yaşansa şaşkınlıkla karşılanabilecekken böylesine aydın insanların evinde yaşanması hangi kelimelerle nasıl açıklanır bilemedim ben de.

Birsen Hanım, resmiyette miladı geçmiş kuması ve oğlu ile bir süre bir arada yaşamak zorunda kalır. Ancak yaşanan sıkıntıların da etkisiyle Süreya kendini içkiye verir. Memo’nun davranışları taciz ve şiddet boyutuna varır. Süreya stres altındadır. İşkenceli günler yaklaşık bir ay sürer. 9 Ocak 1990’da bir söylentiye göre girdiği alkol komasından çıkamaz ve vefat eder. Bir başka kuvvetli söylentiye göre de Süreya’yı oğlu Memo döverek hastanelik eder ve Süreya, kendisini bir daha toplayamadığı için kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeder.

Cemal Süreya & Tomris Uyar

Şimdi Cemal Süreya için açtığım parantezi kapayarak, Toris’le ilişkisine geri dönelim. Cemal Süreya’nın yaşam öyküsü daha çocukluğundan başlayarak incelediğimde yaralı bir kurdun iyileşemeyen yarasıyla hayata tutunma çabalarını hissetim. Daha çok küçük yaşlarda uçan balon misali mutluluğu ellerinin arasından uçmuş, örselenmiş çocuk, sonraki hayatında ne kendisi mutlu olabilmiş ne de sevdiklerini mutlu edebilmiştir.

Tomris Uyar’la ilişkisi de gün geçtikte cennetten cehenneme dönüşür ve Cemal Süreya Tomris Uyar’ı terk eder.

Üç yılın sonunda tükenen bu tutkulu aşk, dostluğa evrilir.
Ayrılığın ardından Tomris Uyar, “Beni bıraktı ama rahat edemedi. Ona göre bana sahip olunamazdı” dedi. Cemal Süreya ise Tomris Uyar’a şu sözleri söyledi: “Senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikâyen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak” ve o günden sonra hiçbir şey yazmadı.

Daha sonra Cemal Süreya aldığı karardan çok pişman olur, Tomris Uyar’daki Turgut izini görür. Bir süre hırsla çabalar, Tomris’i yeniden kendine çekmeyi başarır ama kendinde bir yenilenme sağlayamadığı için yeniden kaybeder en büyük aşkını. Tomris ise Cemal’le olan aşkının enkazından çıkıp yaralarını sarmaya çalışırken, ona merhem olacak Turgut Uyar’la tanışır ve onunla mektuplaşmaya başlar.

Evet yazı dizisine burada bir ara verelim, çok farklı kaynakları tarayarak oldukça kapsamlı bir şekilde hazırladığım Tomris Uyar yazısının kalan bölümlerini bundan sonraki bana ayrılan haftalarda paylaşmaya devam edeceğim, ama şimdiden şunu söyleyebilirim ki, bu şahsına münhasır kadının yaşamının geri kalanı ve hayatına giren kişilerin biyografileri de en az bugün okuduğunuz yazı kadar ilginizi çekecektir eminim.

Dergimiz mart ayında “Dünya Kadınlar Günü” olması münasebetiyle, bu ayda “kadın“ mevzusunu farklı açılardan inceleyen yazılar yayınlama kararı almıştı; ben de şubatın son haftasından itibaren açılışı yapıp, Türk Edebiyatına yazdıklarıyla ve aşklarıyla damga vurmuş, girdiği her ortamda şahsiyetini koruma savaşı vermiş, kadınların bakış açılarına, sorunlarına ve hislerine hikayeleriyle ayna tutmuş bir kadını anlatmak istedim sizlere.

Şimdilik sevgiyle kalın…
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Şenül Korkusuz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

10 Yorum

  • Cevapla Ahu Kınay Zabun 23 Şubat 2019 at 15:45

    Hikayelerinde hayaller ile gerçekler iç içe ya seviyorum anlatımını. İç ses dışa vurmuştur ama birden gerçek ses ortaya çıkar, okuyucu donup kalır. Fransız filmlerinin sonunda donup kalan izleyici gibi. “E şimdi?” derken hikayenin aslında duygusal bir yoğunluk ve diyaloglarla zenginleşmiş içeriğinin sona erdiğini fark ederiz.
     
    Mesela “Dön Geri Bak” hikayesi beni en çok etkileyen hikayelerden biridir. Hikayenin ana karakterinin sonu bellidir ilk cümleden: “Nesrin Öldü.” Ama hikayelerinde mesele bir sonuca varmak değil, mesele bir merak yaratmak ve o merakı arada güçlü diyaloglarla ve dizelerle yavaş yavaş körüklemek. En son paragrafta insan anlıyor, karakterin hüznünü, özlemlerini, tutkularını, yaşanmışlıklarını ve yaşan(a)mamışlıklarını, yaşanıp da akıldan çıkamayanları…
     
    Ah Şenül ne guzel anlatmışsın yüreğine sağlık güzel insan :🙂
     
    Sevgiler

    • Cevapla Şenül Korkusuz 23 Şubat 2019 at 16:45

      Tomris Uyar benim için çok özel bir yazar, onu lakıyla anlatabilmek oldukça güç elbette, ben de elimden geleni yaptım.
       
      Tomris Uyar hikayelerinde yalınlığın altındaki derinliği büyülenerek okurum. Tespitlerine katılıyorum. Hikayemiz için önemli bir değer Tomris Uyar.
       
      Sevgiler…

  • Cevapla Zeynep Mete 23 Şubat 2019 at 21:26

    Sevgili Şenül Korkusuz;
     
    Kalemize sağlık, çok güzel bir yazı. Daha da güzel olan ise devam edecek oluşu. Ancak hep dikkatimi çeken bir şeyi size de sormama izin verin lütfen:
     
    Dönemine ve kendisinden sonraki dönemlere esin kaynağı olmuş, eserleriyle hayranlık uyandıran pek çok sanatçı; gerçek yaşam hikâyeleriyle bizleri eserlerinden daha çok şaşırtmayı başarıyor. Acaba bu kadar güzel eserler vücuda getirebilmek için cehennem ateşlerinden sık sık atlamak mı gerekiyor?
     
    Sevgilerimle…

    • Cevapla Şenül Korkusuz 24 Şubat 2019 at 00:06

      Kesinlikle size katılıyorum. “Hamdım, piştim, yandım” diye bir tabir vardır tasavvufta ama bu sözü edebiyata da uyarlayabiliriz kanımca. Edebiyatımızın önemli sanatçıları o muazzam eserleri yazma aşamasına gelebilmek için dikenli yollardan geçmişler ve yaşanmışlıklarından damıttıklarını yansıtmışlar eserlerine. Altın tepside sunulan hayatlar insanları kariyer sahibi yapabilir ancak iyi bir sanatçı yaptığı çok az görülmüştür.
       
      Sevgiler…

  • Cevapla Mehmet Gökcük 24 Şubat 2019 at 13:09

    O kadar kapsamlı, enteresan detaylarla dolu bir yazı ki, yorumlamaya nereden başlayacağımı bilemedim…
    Lakin özellikle dikkatimi çeken bazı noktalara değineyim…

    Tomris Uyar’ın aşkı merkeze koyamayıp özgürlük düşkünü olmasına; ”Aşk da özgürlüktür aslında… ama iki kişilik”… diye muhalefet etmek istedim…

    Cemal Süreya’nın donanımlı, entelektüel yapısının yanında, (Bu yazıdaki birçok detayı bilmiyor olmama rağmen) her zaman biraz bencil, biraz vurdumduymaz, biraz fazla açıksözlü ve biraz da serkeş olduğunu düşünmüşümdür… Ve benim bu düşüncelerim tamamen şiirlerini okudukça oluşmuştur…

    Ülkü Tamer aşka sonsuz saygı duyan, aşık olup evlendiği Tomris Uyar ise özgürlüğü aşka tercih edecek birisi…
    Ve bu yazıda bahsedilen bütün ilişkilerde kimine göre çarpık, kimine göre ben-merkezci, kimine göre de özgür diye tanımlanacak karakterler başrolde olmuş…

    Enteresan… Enteresan…

    Bu güzel yazıya büyük emek vermişsiniz… Yüreğinize, kaleminize sağlık…

    • Cevapla Şenül Korkusuz 24 Şubat 2019 at 15:09

      Ben yazı için çalışırken çok şaşırdım, bu yazıyla bir kez daha insan yaşamında buzdağının görünen yüzünün ötesinde görünmeyenlerin ne kadar farklı olabileceğini anladım. Ama dikkat ederseniz mümkün olduğunca yargılamadan anlamaya çalışarak bir yazı ortaya koymaya çalıştım. Her şeyden önce bu kişiler edebiyatımızın mihenk taşları özel ve önemli sanatçılar bu konuda haklarını teslim etmek önemliydi benim için.
       
      Sanatçıların eserlerini anlamak için özel yaşamlarını da bilmenin faydalı olduğunu düşündüğüm için bu yönde biyografi, otobiyografi, inceleme, röportaj gibi eserleri de zevkle okurum, bu okuduklarımı paylaşmak istedim ben de.
       
      İlginiz ve yorumunuz için çok teşekkür ederim.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 24 Şubat 2019 at 13:33

    Tomris Uyar’ı ve efsane aşklarını ben de herkes kadar biliyordum fakat bu yazı bilmediğim bir çok detayı anlattı. Özellikle de Cemal Süreya’nın hayatına geniş bir parantez açmanı çok sevdim.
     
    Bilgine, kalemine sağlık canım 😘

    • Cevapla Şenül Korkusuz 24 Şubat 2019 at 15:10

      Teşekkür ederim, beğenmene çok sevindim 😘

  • Cevapla Mehmet Gökcük 24 Şubat 2019 at 15:33

    Kesinlikle yargısız anlatımınız çok belirgindi…
     
    Ben de böyle bir yazıyı kaleme almış olsaydım dikkat ederdim, kişisel düşüncelerimin konuya etki etmemesine… Ben okur olarak biraz girdim kişisel düşüncelerime 🙂
     
    Ama bütün bu detayları bir araya getirip, bu şekilde özetleyebilmek kesinlikle anlamlı bir başarı… Ve edebiyatımızın unutulmazları arasında olan sanatçılarımız kendileri de bu yazıyı okusalardı eminim çok beğenir ve aşk meselelerini anımsayıp ‘Vay be!’ derlerdi 🙂
     
    Bir kitap okumuş kadar olduk.
     
    Devamını merakla bekleyeceğim…

    • Cevapla Şenül Korkusuz 24 Şubat 2019 at 16:41

      Teşekkür ederim. Olumlu görüşleriniz benim yazma cesaretimi arttırdı. Umarım sonraki bölümleri de beğenirsiniz.

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan