Hâlâ

Uyum

3 Şubat 2019

Uyum

Uzak ya da yakın duygusu bulur seni bir gün. Her ikisi de hiç beklemediğin zayıf bir anında ruhunu kavrayarak yakalar. Bazı şeyleri almaz için, bazı şeyleri ise içinden bir türlü söküp atamazsın. Bazen uzak sandığın yakın, yakın sandığınsa uzaktır. Bütün bu ikiliğin içinde uyum olmalı hayatında. Yakınlığın ve uzaklığın mesafesini iyi ayarlamalısın.

Neyin canını yakacağını bilip, yüreğini acıtan şeylere öyle çok da fazla yaklaşmamalısın. Bir kirpiye sarılmak istememelisin mesela. Bir gülü kopartmak istiyorsan şayet; gözünle tutmalısın dalını, elinle kavramadan önce.

Attığın adımlar güldürmüyorsa yüzünü, sızlanmadan adımının yönünü değiştirebilmelisin. Koşmak isterken bile, bir ayağın her zaman geride kalır diğerine göre. Geri, ileri diye önemsememeli; yol alırken bir ritm yakalamaya çalışmalısın.

Ritm

Ben öyle yapıyorum. Bir ileri bir geri de olsa, kırgınlıklarıma rağmen, takılı kalmadan yakaladığım ritmle hayata devam ediyorum.

Gerçek bir hikaye anlatacağım şimdi burada. Başımdan geçen kendi hikayemi.

Oldum olası sahte şeyler dokunuyordu bedenime. Gümüş ya da altın olmayan metal bir takı takamıyordum bu yüzden. Takarsam eğer cildim hemen kaşınmaya ve kızarmaya başlıyordu.

Bir zamanlar 18 yaşındayım. İnatçılığımın tavan yaptığı yıllar geçiriyorum. Küpe takmayı pek seviyorum. Kulağımın birini üç yerinden deldirmişim. Gümüş olmayan bir küpe beğenirsem kulağa geçen kısmını gümüşçüde değiştiriyorum. O şekilde bir çözüm yolu bulmuşum kendime. Fakat inatlık olsun ya, bir gün kafaya taktım. Dedim değiştireceğim bedenimdeki bu hassasiyeti. Hadi bakalım el mi yaman bey mi yaman?

Düello

Kendime düello açtım. Özellikle sahte küpeler aldım bu savaşı kazanmak için. Normalde maksimum yarım saat takabiliyordum. Yarım saat geçmeden kulağımın içi iltihaplanarak feci bir şekilde şişiyor, kızarıyor ve kaşınıyordu. Planım şuydu. Her gün bu süreyi azar azar uzatacağım ve bir süre sonra bedenimi bu güzel görünen ama maddi değeri olmayan takılara alıştıracağım. Allahım sen insanlara akıl dağıtırken ben neredeydim hakikaten bilmiyorum. 😂

İlk gün yarım saat zor dayandım. İkinci gün niyetim en azından 35 dakikaya çıkmaktı. Ama ikinci gün yarım saatin sonunda kulağımı neredeyse yerinden söküp atacaktım. İki dakika bile fazladan dayanamadım. Allahtan küpeyi çıkarttıktan sonra kısa sürede kulağım iyileşiyordu.

Kafaya bir şey koydum mu kolay vazgeçen biri değilimdir. Bir ay boyunca uğraştım bu şekilde kendimle. Bir ayın sonunda haklı çıkmıştım. Artık iki üç saat takabiliyordum sahte küpeleri. Buluşmalarım da yaklaşık iki üç saat sürüyordu. Böylece ben hiç kaşınmadan atlatabiliyordum günü ya da geceyi.

Fakat hassasiyetim sadece sahte takılara olsa gene iyiydi. Güneş de dokunuyordu bana o zamanlar. Bebeklere sürülen en yüksek faktörlü koruyucu kremden kullanmazsam yüzüm kıpkırmızı kesiliyordu. Bir de korkunç bir kaşıntı elbette. Derimi tırnaklarımla sökecek kadar hem de.

Güneş Işığı

Bir gün bir otobüs dolusu insan, Bulgaristan’daki Pamporovo kayak merkezine gidiyoruz. Herkes bir şekilde tanıdık. Kış olmasına rağmen İstanbul’dan yola çıktığımızda güzel güneşli bir gün var. 😎 Yarım saat kadar otobüsün penceresinden yüzüme güneş vuruyor. Eyvahlar olsun bana. İnsan kendini bilip de nasıl dikkat etmez? Etmiyorum işte. Haliyle Bulgaristan’a kadar kaşınıyorum. ☺️ (Okurken sizi de kaşıntı basmadı umarım.)

Ertesi gün kaldığımız otelin kahvaltı salonundayız. Grupta beni çok iyi tanımayan kadınlardan biri annemle konuşuyor. Sanki yanlarında yokmuşum gibi yüzümdeki kızarıklıkla ilgili anneme “Şimdiki gençler tonlarca makyaj yapıyor, sonra da ciltleri erken yaşta bozuluyor,” demesin mi? Bir de acıyan gözlerle bana bakıyor bir taraftan. Annem de “Aa o hiç makyaj yapmaz ki, alerjisi var, ona güneş dokunuyor. Kaşımaktan kızardı. Kaşıma diyorum dinlemiyor. Bana benziyor, benim de kışın bile güneşe hiç çıkmamam lazım.”

Başkası olsa, neredeyse hiç makyaj yapmayan beni bir makyaj manyağı yerine koyan bu kadını saçlarından tuttuğu gibi yolardı. Aklımdan geçirmedim değil valla ama her zamanki gibi hemen başka bir şeye odaklandım. Madem anneme benziyordum, o zaman onun cildiyecisine gitmeliydim bir an önce.

Bulgaristan dönüşü ilk işim bu oldu. Olmaz olaydı. Allahım ne tahliller, ne tahliller. Bağırsaklarımda kurt mu var, yumurtalıklarımda kist mi var, her bir şey araştırıldı. Bir ara yumurtalıklarım için gittiğim kadın doktorundayken “Bir de hamile çıkarmışım,” diye aklımdan geçirmedim değil hani. 🙈 Annem bu esprilerimden hiç hoşlanmıyor ama napayim muzurluktan da vazgeçemiyorum. 😍 Sonuç olarak bütün tahliller temiz çıkıyordu. Temiz çıktıkça başka bir şeyin araştırması yapılıyordu. Bahaneyle erken yaşta bir güzel check-uP yaptırmış oldum.

Kolsuz Agop

Duyan, bilen vardır. Kolsuz Agop diye ünlü bir cildiyeciden bahsettiler bana. Bir de dedim ona gideyim bari. Randevuyu aylar sonrasına ancak alabildim. Neyse geldi randevu günüm. Oldukça lüks bir bekleme salonunda bir süre bekledikten sonra yanına girdim. Şikayetlerimi anlattım. Döner taburesini dibime kadar çekerek çok yakın bir şekilde karşıma oturdu. Eliyle yüzümü biraz hoyrat bir şekilde yüzüne yaklaştırdı. Bir o yana çevirdi bir bu yana çevirdi. Yüzümü iyice inceledi. “Hiç bir şeyin yok senin,” dedi ve taburesinden kalktı. “Hassas cildin var senin, yemek pişirirken bile kapağını açıp bakmayacaksın. Buhar bile değmeyecek yüzüne. Dikkat edeceksin, koruyacaksın kendini,” dedi. Kaşıntı tuttuğunda beni rahatlatması için bir krem, bir de sprey yazdı. Son olarak da “Sen şimdi başka bir cildiyeciye gitsen sana bir sürü tahlil yaptırır. Hiç bir şey de bulamazlar,” demesin mi? Söylediği şeyin doğruluğundan ürkerek gözlerinin içine bakıp odadan çıktım.

İçime fena oturdu ne yalan söyleyeyim. “Ne yani, dünya kadar parayı boşuna mı bayıldım?” demekten kendimi alamadım bir süre. Aylarca beklediğim randevum toplasan beş dakika bile sürmemişti. Bir de sorunumun hiçe sayılması resmen gururumu kırmıştı. Fakat çok ilginç bir şey oldu. Benim kaşıntılarım ve güneşe karşı olan hassasiyetim o görüşmeden sonra tamamen geçti. Kolsuz Agop’un verdiği ilaçları aldım ama bir kere bile kullanmam gerekmedi.

Uyum

Öyle ki, şimdilerde güneş ülkesi Likya’da yaz-kış yaşıyorum, bana mısın demiyor güneş. Gayet güzel anlaşıyoruz. Artık “Senin hiçbir şeyin yok,” demesi telkin etkisi mi yarattı bilmiyorum. Cildim dünyayla nihayet uyumu yakaladı ya ben ona bakıyorum.

Kalbimin de bedenimle uyum sağlaması yakındır diye düşünüyorum. İnatçılığım sayesinde her ne kadar bana eskisi kadar dokunmasa da, gerçek değeri olmayan sahte şeylerden ben kendimi uzak tutuyorum artık.

Sahici bir dokunuşun ve samimi bir kucaklaşmanın yerini hiç bir şeyin tutmayacağını çok iyi biliyorum mesela. Bunun kıymetini anlamak için işinin ehli bir Kolsuz Agop’a hiç ihtiyacım yok doğrusu.

Didem Elif

Not: Bazı gerçek karakterler hikayelerle yaşatılmalı. Şubat 2018’de ölen Kolsuz Agop’un anısına...

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

14 Yorum

  • Cevapla Ahu Kınay Zabun 3 Şubat 2019 at 14:19

    Zevkle okudum, psikoloji nelere kadir demeden edemedim. Insanın beyninde bitiyor ya her şey, seninki de o hesap olmuş. Bu gücü hatırlattığın için teşekkürler ❤

    • Cevapla Didem Elif 3 Şubat 2019 at 15:49

      Beyin de bitiyor gerçekten. Çok teşekkürler sevgili Ahu. 🙏😍😘

  • Cevapla Zeynep Mete 3 Şubat 2019 at 15:16

    Belki de Kolsuz Agop’un sevgisiz ve hoyrat yaklaşımı söz dinlemeyen alerjilerini korkutup sonu olmuştur. Kimb ilir? Güzel bir anı, yüreğine sağlık…

    • Cevapla Didem Elif 3 Şubat 2019 at 15:59

      Aslında özgüveni oldukça yüksek ve sempatik bir adamdı. Adama öyle ciddi deri hastalıkları geliyordu ki artık bir bakışta uzman olmuş. Sanırım bazen kendimizi ve sorunlarımızı çok önemsiyoruz ve onları büyütüyoruz. Onun önemsememesi bende de aynı etkiyi yaratmış olabilir. Teşekkürler sevgili Zeynep 🙏😍😘

  • Cevapla Seda Çağlayan 3 Şubat 2019 at 16:14

    Peki insanın kalbiyle aklı ne zaman uyumlanıyor sence? Ya da uyumlanıyor mu? 🙂
     
    Ben daha hiç ikisini bir arada görmedim. Buna da bir çare bulalım Elif Hanımcığım 🙂
     
    Ellerine sağlık
    Sevgilerimle…

    • Cevapla Didem Elif 3 Şubat 2019 at 16:42

      Tamam o iş bende 😂 Halledicem ben 😂
      Sevgiler canım benim… 😍😘

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 4 Şubat 2019 at 01:33

    “Kafaya bir şey koydum mu kolay vazgeçen biri değilimdir.”
     
    O kadar sen ki bu cümle, yalnız biraz eksik; yüreğine birini koydun mu, ondan da kolay vazgeçmiyorsun.
     
    Seni kocaman öpüyorum 😘😘❤️

    • Cevapla Didem Elif 4 Şubat 2019 at 13:04

      Off fena ele vermişsin beni. 😍😍😍 Çok haklısın vazgeçmem, uzaktan severim, gene de vazgeçmem. Bensiz de olsa iyi olsun, mutlu olsun isterim. 💛💛💛 Birini gönlümde tutmaktan vazgeçtiysem eğer şansını çok fazla zorlamış olmalı.
       
      Ben de seni kocaman öpüyorum. 😘😘😘

  • Cevapla Faruk Çelikten 5 Şubat 2019 at 19:28

    Kadıköy’de yaşayan biri olarak hiç kendisine muayeneye gitmesem de Agop Bey’le ilgili buna benzer çok hikâye dinledim. Kolsuz Agop iyi bir dermotolog olarak bilinse de bence çok daha büyük bir gizli psikologtu. Hem de yaşamamasına rağmen bu yazıyı okuyan bir çok kişiyi de kendi hayatında iyileştirebileceği şeyler hakkında düşündürecek kadar iyi bir psikolog.
     
    Tekrar bize Kolsuz Agop’u hatırlattığınız için, hayatımızda yakalamaya çalıştığımız ritmin ne kadar önemli olduğunu hatırlattığınız için teşekkürler.
     
    Mutlu günler.

    • Cevapla Didem Elif 5 Şubat 2019 at 20:20

      Olabilir. Kendisi çok enteresan bir karakter. Çok ilginç de bir hayat hikayesi var. Bilginizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Çok anlamlı geldi.

  • Cevapla Beril Erem 5 Şubat 2019 at 22:52

    Keşke başka birinin yapabildiğini biz kendimize de yapabilsek. Ben şöyle düşünüyorum; çoğu zaman zorluklarla karşılaştığımızda kendi iç sesimize kulağımızı kapatıyoruz. Dahası insan beyni negatif düşünceyi öyle hızlı ve kolaylıkla sabitliyor ki; bir anda kısa bir zaman dilimi için bile olsa hayatımızı kuruntular yönetiyor oluyor.
     
    Kendi bedensel ve ruhsal yetkinliğimize inansak belki de bunları kolay aşarız.
     
    Benim de öyle anlamsız kuruntularım vardı, Allah’tan bir kısmı kendimi bilince, bir kısmı da anne olunca geçti.

    • Cevapla Didem Elif 6 Şubat 2019 at 12:01

      Ben de yazarak kurtuluyorum bazılarından. Beyin enteresan bir varlık. İnanılmaz güçlerimiz var belki de bilmediğimiz. Yüzde yüzünü kullanamıyoruz sonuçta. Ayy senle şöyle kahvelerimizi elimize alıp sohbet edesim geldi be Beril… 😍 Kendine iyi bak öpüyorum seni 😘

  • Cevapla Ayça Şimşek 6 Şubat 2019 at 01:48

    Gene muhteşem akıcılıkta bir yazı olmuş tatlım. Diline, kalemine sağlık… Bazen bukalemun gibi olmak gerekiyor sanırım. Bir gün öğrenebilmek dileği ile..
     
    Sevgiler

    • Cevapla Didem Elif 6 Şubat 2019 at 12:04

      Sağol birtanem. Senin de o güzel gözlerine ve bakışına sağlık. Öğrenecek ne çok şeyimiz var. Bitmiyor bitmesin de zaten. Dört bir yana dağıldığımız şu dünyada yeniden toparlanabilmek dileğiyle… Öpüyorum seni 😘🙋‍♀️

    Cevap Yaz