Ay Işığı Yolcusu

Yanlış!

12 Şubat 2019
Yanlış

Cinsel Kimlik Üzerine

Kavga etmeyi sevmeyen erkek için;
“Sen erkek değil misin?”
Küfretmeyen için; “Sen erkek değil misin?”
Futbol sevmeyen erkek için;
“Sen erkek değil misin?”

Kadınlara da kim bilir hangi gerekçelerle saldırıyorlar;
“Sen nasıl kadınsın öyle?”

Bu kadar mı yani? Bu kadar basit mi? Kimin ne olduğuna kim ne hakla ve nasıl karar verebiliyor? Bu saygısızlık o kadar da yaygın ki…

Yerel Olmak

Bir de bazıları ulusal kültür, bilinç, yerel etik değerler vb. adına sözde saldırırlar. Bu kadar mı bilmez insan içinde yaşadığı, varlığıyla var olduğu toplumun temelini, bu kadar mı uzak olur özünden. Ama sorsan bu özü sahiplenen onlardır. Nasıl sahiplenirler örneğin? Türk tarihinin, mitolojisinin en önemli unsurlarından biri olan “Ayaz Ata”dan esinlenilerek hayal edilmiş Noel Baba’ya saldırarak; trajikomik!

Bilmeyenin Bilmişliği

Çok az kişi, o da belki çıkar aralarından gerçekten tartışabileceğiniz. O kadar bilirler (!) ve o kadar emindirler ki kendilerinden; yanlarına yaklaşmak ateşe atlamaktan beterdir ezici bir çoğunlukla. Ama konuşulmalı, konuşulmasına gereksinim var.

Karmaşayı “düzen” sanıp sahiplenenler tarih boyunca çok fazla yıkıma neden oldular tartışma ortamına engel koyarak.

Erkek Adam…

“Erkek adam küpe takmaz.”
Öylesine trajikomik bir söz ve durum ki…
“Kadın adam” nasıl oluyormuş ki “erkek adam” bilmem ne kararına varabiliyorlar? Kararmış olan yürekleri mi, vicdanlar mı, us mu?
Us-akıl sözcüğünü bile bu kalabalıklar dilimize “uslu çocuk” kavramıyla sessiz, sakin, karşı çıkmayan anlamıyla yerleştirdiklerine göre, beklentileri de buradan belli oluyor zaten. O ne derse o olacak. Sen kimsin ki kendi kararını vereceksin, değil mi? Hele de yüce bilmişler kalabalığı varken?

Erkek Adam Küpe Takar

Erkeklerin küpe takmasının dünya tarihinde nereden başladığını, kimlerden çıkıp yayıldığını biliyor musunuz? “Ahlaksız batı işte ne olacak?!” diyenleri duyar gibiyim.

Yanlış!
Her yönüyle yanlış!
Küpe takınca yalan mı söyleniyor?
Küpe takınca hırsızlık mı yapılıyor?
Dile gelmeyesi kötülükler mi yapılıyor
Neresi etik dışı?

Türk tarihinden…

Evet, aynen öyle! Küpe takmanın erkeklerdeki tarihi bizden başlar, Türklerden. Bu konuda en son ve en iyi bilinen örnekler Osmanlı-Türk Padişahı Yavuz ve aynı dönemde Safevi-Türk Şahı Şah İsmail’dir. Her ikisinin de birer kulağında küpe olan portrelerini bilenler bilir.

Peki orası mı bizdeki başlangıcı erkekte küpenin? Hayır, onlar yalnızca birer örnek. Türk tarihinin en derin noktasına kadar gidebilirsiniz bunu görmek için. Göktürk savaşçılarının ya da Hun ya da Saka Türkleri’nden mezarlarına girip cesetlerine bakarsanız, bazı cesetlerin (erkek olanları ele alın) tek, bazılarının çift küpeli olduğunu görürsünüz. Hepsi değil tabii, kültürel bir yönü var bu durumun ve anlamı.

Topuklu

Peki topuklu ayakkabı? Topuklu ayakkabı giyelim demiyorum, ben kesinlikle giymem, ayaklarıma üzülürüm her şeyden önce. Topuklu ayakkabıyı, kadınların süsü için batılılar bulmuştur değil mi? Değil, hem de kesinlikle değil.

Topuklu ayakkabı, atlı savaşçıların kullanımı için “Harzemşah Türkleri”nce bulunmuş ve ilk kez o dönemde kullanılmıştır. Türk kültüründe savaşçıların cinsiyetinin bir önemi olmadığını en azından herkes biliyordur. Hem kadın hem erkeklerce kullanıldığı anlamına geliyor bu da.

Savaşçı Kadın

Tabii, bir de o var, savaşçı kadınlar. Batı ve Arap etkisindeki Türklere göre kadın ve erkek çok farklıdır ve birbirlerinin yaptıkları işleri yapamazlar. Bunun en büyük örneği de dünya için de, savaşçılık konusudur. Birçok batılı ülkede bugün bile kadın askerler var olsa da farklı davranıldığı, sayılarının az olduğu ve gerçek savaşlarda kadınlardan çok erkeklerden savaşmalarının beklendiği açık, en azından çoğunlukla. Arap ve Batı etkisindeki Türklerde de durum bu.

Bizde de zorunlu askerlik yalnızca erkeklere uygulansa da, bu yalnızca yasal bir durum, kültürel bir olgu değil. Tarihin başlangıcından beri, Arap ve Batı kültürlerinin yoğun etkisine, sonradan, maruz kalanlar dışında biz Türklerde herkes her işi yapar. Kadın da savaşır erkek de, kadın da hamur yoğurur erkek de. Tersi savlar, bilen bilir ki (bilmiş cahilleri kadar kimse bilemez tabii o ayrı) Arap ve Batı etkisinde kalmış olanların savlarıdır. Üstelik bu savlarını “milli” olmak adına dillendirirler kendilerine kalsa.

En son büyük savaşımız, bir daha ulus o acıları çekmek zorunda kalmasın ki, Kurtuluş Savaşı’mızdı ve orada bir çoğunun bildiğinin, insanlara genellikle anlatılanın tersine, kadınların rolü hiç de sınırlı olmadığı gibi, cephe arkasında ekmek pişirmekten ibaret de değildi. Kadın savaşçılar ise hiç de üç beş örnekten ibaret değildi.

Tarihin Derinlikleri…

Bu durum ve daha nicesi, cinsiyet eşitliği olgusunun ulusumuzda tarihin derinliklerine gömülmüş, çoktan unutulmuş bir olgu olmadığını gösteriyor. Kraliçe anlamına gelen Türkçe “kadın” sözcüğünü, Arapça ve “ayıp yerler” anlamına gelen “avrat” sözcüğünün yerine ısrarla günümüze kadar ulaştıranlar ve bu sözcük için hala savaşım verenler bile tek başlarına yeter bunu örneklemeye.

Önemli sayıda kişinin çok şaşıracağı, Arap ve Batı kültüründen alınıp “yerli”ymiş gibi yutturulmaya çalışılan cinsiyet eşitsizliği ilkesine aykırı daha nice örneğimiz var kültürümüzde ve bunları da günümüze kadar ulaştıranlar.

İnsanı insan olarak görüp özünün ışığıyla ışıyanlara selam olsun!….

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 12 Şubat 2019 at 16:31

    Atakan harika bir yazıydı. Bilgin, aktarım gücün ve burada yazdığın için çok mutluyum.
     
    Yanlışları -özellikle sen doğrusunu bilirken- doğru gibi zorla kabul ettirmeye çalışmalarından bıktım gerçekten. Cahilliklerinden de bıktım. Bazen İlber Hoca’nın isyanını o kadar anlıyorum ki… Hem bilmiyoruz, hem de çok şey bildiğimizi sanıyoruz… Yazık…
     
    Arada lütfen bu doğru bilinen yanlışlar üzerine yaz… Devamlı söyler, yazar, anlatırsak belki sonunda o çok bilenlere “O seni bildiğin gibi değil,” diyen birey sayısını arttırabiliriz.

    • Cevapla Atakan Balcı 14 Şubat 2019 at 23:31

      İlber Ortaylı’nın en tehlikeli cahil türü olarak “yarı-cahiller”i gösterdiği bir mülakatı anımsıyorum. İnsanların bu kadar çok konuda bu kadar çok “bildiği” savıyla dolaşabilmesi akıllara durgunluk verecek bir durum bence.
       
      Teşekkürler Didem!…

  • Cevapla Mehmet Gökcük 12 Şubat 2019 at 18:33

    Çok çok zaman önce, dış görünüşten yargılama hadsizliğinde bulunmuştum günün birinde… Ama sadece düşüncelerimde taşıdım, karşı tarafa hissettirmedim bile… Buna rağmen -belki de kendi ön yargımın sağlamasını yapmak amacı ile- bir gün gidip kendisi ile tanıştım ve bir saat kadar sohbet ettim… Hayatımda gördüğüm en zarif yüreklerden birini tanıdım… O gün bu gündür gerçek anlamda buna dikkat ederim. Yaşam biçimi, dış görünüşü, ifade biçimleri vs … Kendimiz olmadan, kimseye ‘Olmamışsın’ diyemeyiz, dememeliyiz…
     
    Bu güzel konu ve akıcı anlatım için teşekkürler.
     
    Kaleminize sağlık…

    • Cevapla Atakan Balcı 14 Şubat 2019 at 23:33

      Herkes yanlış yapar, önemli olan son tahlilde “böbürlenmemek”, değil mi? Kimin ne olduğu, o kadar yanıltıcı olabilir ki eğer görünüşe aldanırsak. Algı körlüğümüzü aşmak başlangıç aşamasında özellikle zor, ama olanaksız değil ve çok gerekli.
       
      Teşekkürler!…

  • Cevapla Beril Erem 13 Şubat 2019 at 00:54

    Ultra şahane bir yazı olmuş gerçekten, çok tebrik ediyorum.
     
    Bazen büyük umutsuzluğa kapılıyorum ben bu bahsettiğiniz konularda. Özellikle kurumsal hayatta çok sık karşılaşırdım.
     
    Yazınızı okuyunca aklıma üniversitede iki dönem aldığım Kültürlerarası İletişim dersi geldi.
     
    O derste neredeyse yarım dönem bizim kültürümüzün öğrenme, iletişim, ilişki kurma… vb noktalarda nasıl davrandığını okumuştuk.
     
    Bizim kültürümüzün Yüksek-İçerikli-Kültür (High-Context Culture) olmasından mütevellit, özellikle bilgiyi alış, özümseme ve geri sunma noktalarında ciddi problemimiz olduğu yadsınmaz bir gerçek maalesef.
     
    Genellikle iletişimimiz ve öğrenme yöntemimiz; çoklu bilgi kaynaklarına dayanıyor. Yani bir bilgiyi teyit etmeden, diğer bilgiye geçiş yapabiliyoruz. Bilgiyi özümseme, gerçek anlamda pekiştirme yok. Ezberci, dayatmacı bir öğrenme sistemimiz var. Düşünme şeklimiz ise; genelden özele doğru ilerliyor.
    Öğrenme, başkalarını modellerken gözlemleyerek ve sonra pratik yaparak gerçekleşiyor. Çoğunluğun inandığının doğruluk değeri var.
     
    Hal böyle olunca, öz değil paket değerli bulunuyor.
     
    Tekrar kaleminize sağlık, çok teşekkürler.

    • Cevapla Atakan Balcı 14 Şubat 2019 at 23:36

      Giderek her şey daha da zorlaşıyor gibi geliyor, insanlar algı yönünden daha da körleşiyor. Aydınlanma yolu hala var ve hala çok değerli. Tek bir ışık noktacığı bile var olmayı sürdürdükçe umut yaşıyor demektir.
       
      Teşekkürler!…

  • Cevapla Özge Can 13 Şubat 2019 at 11:52

    Kaleminize sağlık harika bir yazı olmuş. Kültürün değişebilen, dönemin etkilerini de üstüne katarak yenilenmiş hale gelmesini sağlayan bireyden topluma bir akış olduğunu düşünürüm. Aynı zamanda ilerleyen, gelişen hatta çağın ilerisine taşınabilen bir olgu olmalıdır. Bizim ülkemizde maalesef bu değişim zamanın gerisine doğru gidip, hatta belirli bir noktaya sabitlenmiş durumda.
     
    Sizin de değindiğiniz gibi batılılaşmayı medeniyetle karıştırıp, Araplaşmayı dindarlıkla karıştırarak kültürel sentez oluşturduk safsatalarıyla kültürün özünü oluşturan “İnsan” kavramının içi boşaltıldı. Ne kadın ne de erkek, tüm cinsiyetlerin özünde insan kavramıyla görümüzü, zihnimizi tazelememiz gerekiyor. Kimlik kavramını, cinsiyetlerden ari olarak, öz kültürümüzü, yeniden kavramların manasına dönerek yaşantımıza entegre edebilmeliyiz.
     
    Tekrardan kaleminize sağlık, düşündüren, araştırmaya şevk veren anlatımız için var olun…
     
    Sevgiler…

    • Cevapla Atakan Balcı 14 Şubat 2019 at 23:37

      Gerçek dışı bir kaos noktasındayız ve dans eden bir yıldız doğuran türden bilinen kaoslara hiç benzemiyor. Ama bizim içsel yıldızlarımız hala parıldıyor yine de.
       
      Teşekkürler!…

    Cevap Yaz