Aşk ve Farkındalık

Çıplak

7 Mart 2019
Çıplak | Yazar: Ateş Karadeniz
Bukowski Işığında

Bugün yazdığım hikaye; okuduğum tek bir cümleden çıkmıştır. Beynimde yarattığı havai fişek etkisi hem gerçekçi bir yaklaşım edinmeme hem de beynimin hayaller içinde gezinmesine yol açtı. Aslında yazıyı okumadan hemen öncesi, yeni uyanmıştım. Uykumu almama rağmen ayılamadığım için kendime sütü az bir kahve yapmış ve salonda koltuğuma oturup güneşin pencereden süzülüşünü izlemeye başlamıştım. Bilgisayarı önüme açıp, bir şekilde yazmaya başlamayı düşünüyordum ama seçemediğim onlarca konu ve toplayamadığım karışık duygularım vardı. Sigarayı da bırakmaya çalıştığımdan, hem yarı yarıya düşen paket sayıma seviniyor, hem de yeni yaktığım sigaradan tat alamadığım için kendimi biraz yalnız hissediyordum.

Yeni başlayacağım bir hayat için, aldığım doktor randevusundan sonra gayri ihtiyari telefon galeriye girdi. Gözlerim; dün kardeşimin fotoğrafını çekip yolladığı, Bukowskinin Aşk kitabından bir sayfaya takıldı. Dört sayfa birden yollamıştı ve aklıma bir kaç gün önce muhabbetini yaptığımız geldi. İşte o sayfalardan birinde yazan cümle; bugün bu hikayeyi yazmam için, beynimdeki kelimelere ışık tuttu.

Çırılçıplak

Beyni kendi sarhoşluğunu bile idrak edemeyecek konuma gelmişti. Unutkanlıkla anlaşma imzalayan beyni, hafızasını tamamen ele geçirmek üzereydi. Yalpalayarak yürüdüğü sokağın sonu evine çıkmasına rağmen, artık ona sadece eski bir tanıdık gibi seçilemez geliyordu. Ancak bugünün en güzel yanını başının dönmeyişine bağlıyordu. Eğer başı dönmeye bir başlarsa bu tatlı sarhoşluk, yerini platonik bir mutluluğa bırakacak ve tek taraflı yürümeyeceğini bildiğinden bütün gecesini berbat edecekti. Sırasıyla evlerin dizili olduğu sokağının sonunda durdu. Derin bir nefes aldı, elini sakalına götürüp “Sanırım evi geçtik.” dedi. Yüzünde donuk bir ifade vardı.

Bir iki adım arkasında duran kadın gülmeye başladı. Ellerini dizlerine koyarak eğildi ve gülüşü sessiz bir kahkahaya dönüştü. Kadına dönen adam gülerek “Neden gülüyorsun?” diye sordu.
“Derdini öyle içinde saklıyordun ki; bir iki kadeh daha içsen rahatlarsın sanmıştım. Herif anlatmak yerine unutmayı tercih etti işe bak sen. O son kadehleri içmeyecektik,” dedi kadın ve karşılıklı gülmeye başladılar.

Adam ona ait olduğunu düşündüğü bir binaya doğru adım attı ve kendine gelen beyni bu adımı onaylayarak “Şu sarı bina işte,” dedi.
Kadın yine adamın arkasında kalmıştı ama hiç istifini bozmadan “Kolunuza girebilir miyim Mayıs Bey?” dedi ve ekledi. “Yerler epey ıslak ve ben geride kalmak yerine su birikintilerin tadını çıkarmayı severim.”

Adam olduğu yerde durdu ve memnuniyetle gülümsedi.

Kolunu yanına doğru açarak “Tabi ki Nisan Hanım,” dedi.

Kullandıkları “bey” ve “hanım” tanımları, aralarındaki karmaşık ilişkinin bir esprisi haline gelmişti. Birbirlerine isimleriyle hitap etmiyorlar, onun yerine doğdukları ayları kullanarak kendilerince farklı bir eğlence yaratıyorlardı. Henüz tanışalı 2 ay olmuştu, ocak ayının anlam verilemeyen güneşli bir gününde Mayıs garip bir şekilde en yakın arkadaşının sevgilisiyle buluştukları kafeye çağrılmıştı.

Arkadaşı ve sevgilisi dört kişilik masada romantik bir şekilde otururken, saçma bir şekilde tüm havayı bozmuştu. Yarım saat sonra onlara katılan Nisan’la o gün tanışmıştı. Kız olan Mayıs’ın, erkek olansa Nisan’ın en yakın arkadaşıydı. Mayıs bu buluşmanın altında bir şey aranması gerektiğini düşünse de spontane geliştiğinde karar kılıp sohbetin tadını çıkarmaya başlamıştı. Nisan’ın 2 ay sonra Türkiye’den ayrılacağını ve bir daha hiç dönmeyeceğini öğrenmesine rağmen bu durum aralarındaki güzel sohbetin devamlılığını etkilememişti. İlişkileri zamanla arkadaşlığın ötesine geçmiş ve konuşmadan duramayacak hale gelmişlerdi. Ne arkadaş ne de sevgiliydiler ama ilişkilerindeki bu durum nedense konuşmaya tamamen kapalıydı.

Nisan, kendini gizleyen ancak bir o kadar da insanı rahatlacak cümleler kuran bu adamdan kendini bir türlü geri çekemiyordu.

Sohbetlerde çok derin muhabbetlere girseler de, kendilerinle ilgili çok fazla bilgi vermiyorlardı. Yine de tüm bunlara rağmen birbirlerini çok iyi tanıyan iki insana dönüşmüşlerdi. Hatta bir gün rakı sofrasındayken Nisan, aralarındaki bu durumu özetleyecek şu cümleleri söylemişti; “Demek ki gerçekten tanışmak için fuzuli bilgilere gerek yokmuş, görebilen gözler için diğerinin gözleri zaten altyazı gibi öğrenilmesi gerekeni tüm çıplaklığıyla gösteriyormuş.”

İşte böyle karmaşık yine de bir o kadar yalın vakit geçiren bu çift, Nisan’ın Türkiye’den gidişine içmek için son kez bir araya gelmişti. O gece masa da açıklanamayan ve itiraf edilemeyen bir hüzün vardı. Nisan karşısına sürpriz yumurtadan çıkar gibi damlayan bu adam hakkında daha fazla şey öğrenmek istediğini fark etti. Her gün görüşüp, sürekli konuşarak tüm rutinlerini ezberlemiş olsa da, adamda gizlenen ve etrafında bir duvar haline gelen o efkarın ne olduğunu bilmek istiyordu. Dahası tanıştıklarından beri Mayıs’la hiç temas etmemişti ve bunun nasıl bir his olacağını merak edip duruyordu. Gerçi o da en az Mayıs gibi duygularını belli etmeyen bir kadındı. Hayata hep buz gibi soğuk ve sert durmuştu, aslında onun su kadar narin ve berrak olduğunu anlayabilen tek adam Mayıs’tı. Şimdi bu anlayışı henüz yeni bulmuşken, zorunlu olarak kaybetmek üzereydi.

Kadehler bitip olay, Mayıs’ın evinin yolunu kaybetmesine geldiğinde Nisan kendi içinde büyük bir adım atarak Mayıs’ın koluna girmişti. En az sözleri kadar sıcak hissettiren bu adamla ilk ve son defa bir gece geçireceklerdi. O da en az Mayıs kadar sarhoş ancak kontrolü elden bırakmayacak kadar da iradeli bir kadındı. Mayıs zar zor kapıyı açtığında Amerikan mutfaklı ve tek odalı bu evin koridoruna girmişlerdi.

Salona geçebileceğini söyleyen Mayıs, iki soğuk kahve yapıp Nisan’ın yanına oturdu.

Nisan “Duygusal konuşmalar yapamam biliyorsun ama seni tanımak hayatımda başıma gelen en güzel şeydi,” dedi. Gözlerini dalgalanan kahveden ayırmadan devam etti; “Yine de daha çok şey öğrenmek isterdim.”

Mayıs; “Anlatabildiğim ölçüde sana her şeyi anlattım. Bundan sonrası çıplaklığa girmez mi?”

Bu sorunun üzerine Nisan; “Bence sapkın veya sapık bir göz değilse; çıplaklık tamamen rahatlamaktır. Kaldı ki aramızdaki bu duygu zaten tamamen çırılçıplak. O yüzden duygularımıza örttüğümüz yarım yamalak kıyafetlerin farkındaysan bizim için hiç bir önemi yok.”

Bu sözler üzerine onları sarhoş eden rakının etkisinden kurtulup hem ayılmaya başlamışlardı hem de her zamanki gibi derin sohbetlere dalmışlardı. Sohbetin ilerleyişiyle Nisan bir ara ağlamış ve ortam tamamiyle hüzünlü bir hal almıştı. Sonrasında Mayıs sözleriyle Nisan’ı neşelendirmeyi başarmış, göz yaşlarını da yanaklarını severek silmişti. Ardından tekrar derine inen sohbet, sık sık kopan kahkahalara dönüşmüştü.

Nisanın hafif sivri duran sarışın yüzünde esnemeler başlayınca, uyumak için vaktin geldiğini anlamışlardı. İşte bu noktada ellerinde tuttukları ipleri bıraksalar belki hayatlarını tamamen değiştirebilecek şeyler yaşayabileceklerini biliyorlardı. Ancak her ikisi de bir sonraki adımlarını çok fazla düşünen insanlardı, hem de o kadar alkole rağmen. Mayıs sözle ilişkisini kesmişti, artık tek yaptığı sadece bu minyon yapılı küçük sarışın kadının uykulu halini izleyip, suretini yerine gelen hafızasına kazımaktı.

Asıl sarhoşluğu uykusu gelince ortaya çıkan bu kadının, sersemlemiş hali kesinlikle doğuştandı.

Onu böyle izlemek Mayıs’ın hayatında görebileceği nadir güzel manzaralardandı.

Hiçbir şey konuşmadan, karar vermeden ışıkları kapatıp Mayıs’ın odasına gittiler. İki kişilik yatağa uzandılar. Nisan, Mayıs’a sarılarak başını onun göğüsüne yasladı. Az evvel salonda geçen konuşmada ikisi de, kendilerinle alakalı daha fazla bilgi vermişti ve aralarındaki bu anlayışa dayalı sevginin son noktası bu sahneydi. Bunu neden yaptığını bilmeden Mayıs sanki koynundaki küçük bir kızmış gibi Nisan’ın sarı saçlarını okşamaya başlamıştı ve uykuya dalmadan önce Nisan’ın ağzından en son şu cümleler çıktı.

“’Dudaklarının arasına sıkıştırılmış ve ters yakılmış filtreli sigaradır aşk.’ Bukowski’den..”

Bunun üzerine bir daha hiç konuşmadan, kendilerini uykuya bıraktılar. Sabah olduğunda zor ayıldılar ve kahvaltı edemeyecek kadar kendilerini tok hissediyorlardı. Gece boyunca aralarında hiç bir şey olmamıştı aksine nasıl uyudularsa öyle uyanmışlardı ancak bu gece hiç unutulmamak üzere hafızalarına kazınmıştı. Nisan havaalanında bekleyen ailesine yetişmek için hemen evden çıkmak için hazırlandı. Kapının önünde durduklarında Mayıs ona ilk ve son kez sarıldı. Yaşadıkları, bu bir dakikayı bulmayacak sarılma sanki zamanı durdurmuş gibiydi.

“Kendine iyi bak Nisan Hanım. Hep Mutlu ol.”

Kelimeleri toparlayamayan Nisan sadece; “Sen de, beni unutma Mayıs Bey” diyebildi.

“Asla! Sen de şunu unutma; ‘Kırmızı çatılar, yeşil çatılar ve mavi çatılar ve jet uçaklarıyla uçmaktır aşk.’ Bukowskiden..” diye ekledi dün geceye ithafen.

Sadece birbirlerine en içten ve en buruk halleriyle gülümsediler.

Tekrar sarılsalar bir daha bırakamayacakları için Nisan kapıyı açıp, evden çıktı. Mayıs da gitmeye mecbur hisseden bu sarışın kadına duyduğu saygı nedeniyle onu durdurmadı.

Uçak havalanıp annesi babası ve kardeşiyle bambaşka bir hayata için yola çıkan Nisan, uçaktan aşağıya baktığında gerçekten aşkı tüm çatıların üzerinde gizlenmiş halde buldu. Mayıs’ın kendi hakkında ne düşündüğünü merak edip duruyordu. İçi tamamen boşluğa teslim olmuş gibi hayattan tat alamıyordu. Kulakları basınçla kötüleşip, midesi bulanmaya başladığında sakız almak için çantasını açtı. Bir kağıt gelişi güzel katlanmış çantasının hemen başında duruyordu. Kağıtta da bozuk el yazısıyla şu şiir yazıyordu;

Başucumda bulutlarla uyandım
Sıvası dökülen duvarlarımda
Utanarak esti rüzgar
Ferah ferah kokarken
Masamdaki solgun fesleğenler
Sen yanımda çırılçıplak
Çıplak dediysem,
Gizlisi kalmayan duygularınla
Yarısı örtülü kıyafetinle
Tamamiyle çırılçıplak

Kahvaltıya gücümüz yok
Belli ki gece fazla içmişiz
Maskesi akmış mutlu gözlerinin
Belli ki ağlaşmışız
Hatırlamıyoruz ama emin ol
Bende ağlamışımdır.
Hiç derdim yok desem de
Yaşlı gözlere dayanamam ben
Ödün veririm iklimimden
Sonbahara sarılır gözlerim
Kalırım anadan doğma, çırılçıplak

Henüz öğlene varmamış saatimiz
Kim bilir insanlık ne haldedir şimdi
Biz yarı uzanır vaziyette,
Ve boylu boyunca yorgun, iki sarhoş
Benim dudaklarımda sigara var
Seninkilerde duman
Ben geceye mavi serpmişim
Sen güneşi giymişsin omuzlarına
Bir bütün gibi tamamlıyorken birbirimizi
Yeni yeni fark ediyorum
Baştan sona yaralıyız
Tepeden tırnağa çırılçıplak

Mayıs

İlham olan sözleri için; Bukowskiye..

Aşkla Kalın…
Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 7 Mart 2019 at 16:45

    Kıyafetleri çıkarmak kolay da, insanın ruhunu çırılçıplak birine gösterebilmesi, kendini tüm kalkanlarından arındırıp korkusuzca birinin merhametine teslim edebilmesi, asıl zor olan bu. Ve Ateşcim sen bunu harika anlatmışsın.

    • Cevapla Ateş Karadeniz 7 Mart 2019 at 20:53

      Şiiri de, hikayeyi de bu duygularla yazdım. Bence; duygularda açık olmak ve bu açıklıkta anlaşılabilir olmak zor ama kıymetli çünkü doğru kişiye teslim olmakta nadir görülen bir şey.
       
      Beğenmene çok sevindim ablacım 🙂

  • Cevapla Mine İpek 7 Mart 2019 at 17:44

    Her defasında her yazını okuduğumda beni şaşırtıyorsun. Ve bu güzelliğin, zekanın karşısında ne kadar gurur duysam azdır.
     
    İyi ki iyi ki varsın.
     
    Sen hep yaz, ben hep okurum…

    • Cevapla Ateş Karadeniz 7 Mart 2019 at 20:56

      Asıl sen iyi ki varsın, bu güzel yorum için ne desem az.
       
      Desteğin için, sevgini eksik etmediğin için teşekkür ederim.
       
      Nasıl mutlu oldum anlatamam ablam..

  • Cevapla Ahmet Yonca 8 Mart 2019 at 03:31

    Ateş yakmış buraları. Hem aşçı hem yazar adayı 🙂 Sen güzel işler yapacaksın evlat. Sevdim kalemini.

    • Cevapla Ateş Karadeniz 9 Mart 2019 at 14:11

      Yorumunuz için teşekkür ederim. Hedefim bu yönde, dilerim öyle olur. 🙂

  • Cevapla Savaş Yıldırım 8 Mart 2019 at 04:18

    Kalemin çok kuvvetli tebrik ederim. Baktığın zaman basit bir konu ama işte iyi yazılınca iş büyüyor.
     
    Nisan-Mayıs muhabbeti iyi (bir arkadaşımın hikayesi vardı, taslak halinde, orada karakterlerin adı gece-gündüz’dü, sanırım seviyorum bu kafayı.)
     
    Gereksiz detaylara girmemen iyi. Hikayeye ortadan başlatıp geriye dönerek tekrar şimdiki zamana geçişler oldukça iyi. Yalın, hoş ve sürükleyici bir hikaye okudum. Zaten zor olan bunu başarmak. Karakterleri biraz daha açsan daha güzel olur muydu diye düşündüm. Muhtemelen bilinçli bir tercihti. Nisan onun, Mayıs diğerinin arkadaşı gibi bir gizemli durum açıp kapatmadın. Okuyucu olarak merak ettim belirteyim:)
     
    Şiirden pek anlamayan biri olarak hiç böyle rahatsız etmedi ve konuyla alakalı bam bam bam durumu oldu 🙂
     
    Tebrikler…

    • Cevapla Ateş Karadeniz 9 Mart 2019 at 14:20

      Yorumunuz ve detaylı değerlendirmeniz için teşekkür ederim.
       
      Nisan’la Mayıs seçmemin sebebi; hem birbirlerine en yakın hem de mayıstan başladığında birbirlerine en uzak iki ay olmasıydı.
       
      Diğer bir konuysa bilerek bazı kapıları açık bıraktım, merak duygusu uyandığında insan ekstra düşünmeye başlıyor. Sonra bir bakmış hikayeden çıkıp kendi hayatını ve hayallerini düşünüyor ki yazan biri için en güzel hediye de bu bence.
       
      Tekrar teşekkürler 🙂

    Cevap Yaz