Martan'ın Sepeti

Dinle

30 Mart 2019

Yazı: Dinle | Yazar: Zeynep Mete
İçinin kıyıldığı, ruhunun bunaldığı, keşkelerin hiç adetin olmamasına rağmen boğazına sarıldığı bir gün, at kendini doğanın kucağına. Denize açılan bir sokak bul. Acelesiz ve yalnız yürü; seni önce sesi, sonra silüetiyle karşılayan suya selam dur. Sonra uzan yüzüstü kıyıya, taşların birine ya da kumlara ver kulağını. Sırtını ister mart, ister dert güneşi yaksın aldırma dinle…

Kum ya da taş, karalarla denizlerin savaşını anlatacak sana. Sivri, tutunulmaz, dayanılmaz, sığınılmaz, güvenilmez bir kayayken; rüzgâr, yağmur, sıcak, soğuk, fırtına ve denize teslim olduğunda, kıyıda pırıltısıyla göz kamaştıran kuma ya da küçük yassı bir taşa dönüştüğünde, aslında teslim olanın deniz olduğunu anlatacak sana.
Sonra bi’gün bir haraya git. Bir at seç kendine; kulağını alev yelesine yasla ve dinle!

Dinle!

Özgür bir kısrakken, semeri nasıl sırtına vurduklarını anlatsın sana. Ama, asıl teslim olanın, üstünde ona olan güvenleri sayesinde oturanlar olduğunu fısıldayacak dinle…

Hazır oralara kadar gitmişken dağlara vur kendini, küçük bir çağlayanın yanına kıvrıl; sor ona sor! “Bu kaçıncı gelişin, kaçıncı dolanman bu dünyada?” Hayatın bir devir daim olduğu sırrını verecek usulca sana. İlerle, yürümeye devam et! Önüne çıkan ilk papatya tarlasına göm kederli başını, dinle!!! Dinle!!! Seviyor sevmiyor hikâyesini yalan sevgilere bir ümit olsun diye canı pahasına nasıl uydurduğunu anlatsın.

Arsız yedi veren bir limon ağacı bul sonra; sor ona! Sor! Neden bir yanının hoş kokulu çiçek, diğer yanının sarı, ekşi hüzünle sarılı olduğunu, neden yapraklarının her daim yeşil giysileriyle boy gösterdiğini. Sabırlı ol! Anlatacak; Dünya’ya dair üzüntü ve kederlere şahit olmaktansa, kendi neşesini yaratma gayretine sarı hüzünleri de dahil ettiğini.

Biraz dinlen, otur bir köşeye. Şimdi bir kahve al kendine, bırak sakin rüzgar okşasın tenini. Düşün şimdi! Uzak olmayan bir zamanda; ses tellerin ve onu takip eden boyun damarların boyunca dışarı attığın nefesini düşün, bağırtın duyulsun kulaklarında, duydun mu? Bu senin sesin. Sahi neden bağırıyorsun? İsteğin olmadı diye? Seni anlamadı diye? Seni görmedi diye? Çiğnedi diye? Unuttu diye?Uzatma! Sor kalbine; ne dedi? “O kadar uzak ki kalbi sana, yanında konuşurken bile duyuramadın sesini.”

Dön şimdi, rüzgârına sor! Ona sor!!! Bu hoyrat, bu deli, bu tekinsiz, bu yıkıcılığın ardına sakladığı ılık nefesin nedenini… Ne dedi? Yakıp, yıkıp geçip giderken ardında bıraktığı, yeni yeniden başlayacak hayatların türküsünü seslendirdiğini değil mi?

Üzülme!..Üzülme!..

Daralmışsa kabuğun kır onu, yenisini yap, yeniden ve yeniden dene ve düşün; eriyen kayaların, her bahar ya da her mevsim yeniden çiçeklenen dalların, sırtına güvenle teslim olanların, hayatın tohumunu biteviye taşıyan rüzgârın, her şeyin ve herkesin yüzyıllarca süren değişim ve gelişim öyküsünde ötekine ve kendine var olma, yar olma gayretini düşün.

Yeni doğanın anasının memesine yapıştırdığı ağzını hatırla, şimdi sana gücü tükenmiş gibi görünen damarlarında. Ölmeden önce son bir gayretle tohumunu döken hatmi çiçeğini düşün, insanı düşün; kendini kendine getiren yollarla düşün…

Hepsi senin için; gün senin, güneş senin, gece, sevinç, keder, hırs, kıskançlık, vefasızlık, vefa da senin için. Sevgi, tutku, aşk senin için, hüzün senin için, tasa senin için. Ayrılık ve ölüm de senin için. Gardiyanın değil hiçbiri, klavuzun hepsi, ayağa kalkıp yürüyebilmen için…

Dinle şimdi!

Dinle! Kalbinin ne olursa olsun her durumda seni yaşatmak adına çaldığı ebu selik tik takları dinle… Güzel değil mi yaşamak? Hâlâ ikna olmadıysan eğer, bir çocuğun gözlerindeki ışığa sar gönlünü. Sar şimdi incinen yüreğini sevgiyle, sen sar ki yüreğinin yarelerini, o da sana her sabah yeniden açılan kır çiçeği olsun….

Zeynep Mete

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Tuba Baskan 30 Mart 2019 at 16:38

    Şu anki ruh halime çok iyi geldi bu yazı. Kaleminize sağlık. ..

    • Cevapla Zeynep Mete 31 Mart 2019 at 05:32

      Günaydın, teşekkür ediyorum. Ne mutlu bana. Gülen yüzünüz hiç solmasın..
       
      Selam ve sevgiler…

  • Cevapla Mehmet Gökcük 31 Mart 2019 at 01:22

    Şiir gibi..
    Mükemmel betimlemelerle, soluk aldıran, hayal kurduran, insanın bazen çok özlediği yalnızlığı daha da özleten, kendi başına bir dünya, bir değer olduğunu hatırlatan, varlığın içindeki manaları kâh papatyanın, kah bir çağlayanın yüreğiyle anlatan, çoook zarif mısralar…
     
    “Şiir gibi” dedim ya, şiirler yazdırır bu güzel yazı…
     
    Hele ki son raddede hayatımda en çok sevdiğim varlıklar olan çocukların bakışı ile final yapmanız harikulade olmuş…
     
    Güzel yüreğiniz çekilmez dert görmesin…

    • Cevapla Zeynep Mete 31 Mart 2019 at 15:43

      Sevgili Mehmet Gökcük;
       
      Yorumuyla tepeden tırnağa şiir olan asıl sizsiniz, çok teşekkür ediyorum hem yorumunuz hem de güzel dileğiniz için. Günleriniz her daim kalbinizdeki güzelliklerle eşlik etsin size.
       
      Sevgi ve saygılar.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 3 Nisan 2019 at 09:01

    İnsan sosyal bir varlık olduğu gibi, bir yanıyla da doğaya ait. Günlük hayatların koşturması içinden doğadan uzaklaşıyor ve bunun bizi etkilemeyeceğini düşünüyoruz ama ediyor. Stres seviyemiz artıyor, toleransımız düşüyor. Bütün rezervler tükendiğinde de yeniden şarj olmak için doğaya koşmaya zorlayan karşı konulmaz bir dürtüyle baş başa kalıyoruz. Kimi parka gidiyor, kimi deniz kenarına, kimi ormana, kimi dağa ama bu kaçma arzusunun tutsağı olan kimse alış veriş merkezinde sakinleşmeye çalışmıyor 😉 Doğaya gitmek istemenin başka bir alternatifle tatmini yok çünkü.
     
    Zeynepcim bu gidişlerin ve sağladığı yenilenmenin, huzurun betimlemesini yaptığın harika bir yazı olmuş gene. Yüreğine, aklına, kalemine sağlık bi’ tanecim 🤗😘

    • Cevapla Zeynep Mete 3 Nisan 2019 at 20:23

      Sevgili Didem’ciğim;
      Aslında tabiat denen mucizenin bir parçası ve her anlamda ondan besleniyor olmak başlı başına bir macera. Fakat ne yazık ki çoğumuz; bu muhteşem maceranın sorumluluğunu taşıyarak keyfini sürmek şöyle dursun, onsuz bir hiç olduğumuzun bilincinde bile değiliz. Oysa yaşamak, yaşatmak, üretmek ve üremek için ona muhtacız. Biz gelişen ve değişen dünyada işin yalnızca tüketim kısmıyla çelişkili bir bağlılık içindeyiz.. Bu durum ise bizi gittikçe kısırlaştırıp, başarabileceklerimizi pahalıya ödetiyor. Bu tehlikeli duruma dikkat çeken güzel satırların için minnettarım, çok teşekkür ediyorum can editörüm.
       
      Sevgilerimle…

  • Cevapla Didem Elif 3 Nisan 2019 at 12:42

    💛💛💛

    • Cevapla Zeynep Mete 3 Nisan 2019 at 20:24

      😍😍😍

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan