Mor Anka

Dünyanın En Güçlü Kadını

11 Mart 2019

Çocuk Gelinler | Öykü: Dünyanın En Güçlü Kadını | Yazar: Merve Çevik
8 Mart.
Sana uzak bir diyardan yazıyorum.
Aslında yazmak istediğim çok şey var.
Sil baştan diyorum tekrar karalıyorum.
Dikkat ediyorum; özen gösteriyorum.
Önceden verilmiş kıymetli sözlerim var.
Birer hediye gibi sarıp sarmaladım özenle hepsini.
Sana sakladım.
Bırakma onları..
Bırakmayasın..

Hikayeme baştan başlayacağım. Bu mektubu okuduğunda beni daha iyi tanıyacaksın. Ve belki de hayatının dönüm noktası olacak. Bu satırları okuduktan sonra:

Bir çocuk tanıyacaksın önce.
Sonra anne.
Ve bütünüyle bir “kadın”.

Yaşım çocuktu seni bu gri dünyaya getirdiğimde.
Oysa başka hayallerim vardı benim.
Bambaşka ve rengarenk.
Okumak istiyordum.
Okuyup öğretmen olacaktım.

İlkokul 1. sınıfa başlamıştım. O da öğretmenimin babamı zar zor ikna etmesiyle olmuştu. Öğretmenimiz melek kadar güzeldi. Kalbini nasıl anlatabilirim ki! O benim kurtarıcımdı.

Nasıl severdim, nasıl da hayrandım. Ahh evet söylemeyi unuttum, adı “Sevgi” idi. Köyümüze öğretmen olarak atanmıştı ve çok gençti. Giyimiyle temiz ve çok güzel bir kadındı. Ama çok güçlüydü bakışları. Sanırım beni en derinden etkileyen o güçlü tarafı olmuştu. Sınıfta okumayı ilk öğrenen öğrencisi ben olduğum için kitap hediye etmişti. Biliyor musun, ilk hediyemdi o. Ama benim için dünyanın en değerli hazinesiydi. Parayla değişmezdim.

Derslerimi seviyordum. İlkokul 5. sınıfa kadar başarılı bir öğrencilik dönemi geçirdim. Öğretmenime hayranlığım her geçen gün artıyordu. Okuma isteğim ise her geçen gün daha da tetikliyordu beni. Kararlıydım okuyacak ve öğretmen olacaktım.

Yalnız tek bir engel vardı.
Babam.. Kanun gibi adamdı.

Duvarları vardı ve sen, o duvarları aşamazdın. Kalbine varıp da yumuşatmaya ne cesaretin ne de gücün yeterdi. Yüreğinde bize en ufak sevgi kırıntısı yoktu.

Bir gün babam ile annemi kavga ederken gördüm. Diğer üç kardeşim ise benden yaşça epey küçük olduklarından konudan bi’ haber kendi aralarında oyun oynuyorlardı.

Durum açıktı: Babam okumamı istemiyordu.

Kız kısmı okuyup ne yapacaktı ki?

Onun kafasında başka hayaller vardı. Ben reşit olmadan zengin biriyle evlenecektim. Zengin, evet! Ne keskin bir kelime değil mi? Oysa benim güzel ve merhametli anacığım ben okuyup hayatımı kurtarayım diye nasıl çırpınıyordu! Çırpındıkça boğuluyordu babamın karşısında.

“Okumayacak! O öğretmene söyle okula falan göndermeyom! Yoksa seni de gebertirim kızınla birlikte. Benim sözümden çıkmayacanıız!! Duydun mu karııı?”

Ne desindi anam! Elinden ne gelirdi babamın acımasızlığı karşısında. Oturdu bir köşeye ağladı dakikalarca. Ben de kapının arkasında yerime mıhlanmış gibi annemi izledim. Benim için mücadelesini ve analığın o eşsiz yüceliğini bir kere daha anladım. Çocuksun, nasıl anladın diye sorarsan hayat erken öğretiyor. Kalbini kanatarak, ruhunu yontarak..

Sonra babam dediğini yaptı ve okula göndermedi beni. Sevgi öğretmenim yalvardı. Ama nafile! Babamın dizlerine kapandım, ağladım ama beni itti ayağıyla.

“Okumayacaksın. Evleneceğsin! Sana okul yok. Otur evinde!”

Son söz. Babamdan duyduğum son söz buydu.

Tüm direnişlerim boşa çıktı.
Ama kararlıydım.
Okuyacaktım.
Okuyacak öğretmen olacaktım.

Evden kaçmaya karar verdim.
Kaçtım da..
Ama köyden çıkamadan buldular beni.
Sonra babam öldüresiye dövdü.

Annemin feryatları dindirmedi o an duyduğum tarifsiz acıyı. Ama bedenimin her bir zerresine yerleşen acı değildi; kanayan kalbimdi acı içinde olan. Hayallerim ve ruhumdu.

Yaş 14

Köyün en zenginlerinden Bekir’e verdi babam beni. Bekir, genç bir adam değildi. 45 yaşındaydı. Kaba ve kirli bir cahil. Kumarı ve içkisi vardı. Köylüye eziyet eden bir zorba. Evet, zorla evlendirildim. Ben ne bilirdim evliliği oysa! Bir erkek kalbi, kalbime değmemişken daha çocuk hayallerim taptazeyken o kömür karası is bulaşmış zevklerin kucağına düştüm. Bekir gibi bir adam. Babam üstüne para almıştı Bekir’den…

Hayallerimi satmıştı.
Ve hayat o an bitmişti benim için.

Kısa bir süre sonra hamile kaldım. Daha doğrusu benim için tecavüzdü. Erkek çocuk şartı vardı. Erkek olacaktı. Ama öyle olmadı. Kızım oldu. Dünyalar güzeli bir kız. Bakmaya doyamazsın öyle güzel! Sevmediğim bir adamdan bir çocuk. Ne kadar garip değil mi hayat! Pamuk gibi bebekti. Çok küçük, oyuncak adeta.

Oysa ben ne bilirdim anneliği! Çocuk tutamazdı ki kollarım. Korktum. Çok korktum. Günlerce ağladım. Üstelik erkek olmadı diye üstüne art arda dayaklar yedim. Uzak durmaya çalıştım ondan ama olmadı. Çünkü anneydim artık ve o beni bir nebze de olsa hayata bağlamıştı. Adını “Melek” koydum. Ve benden başka kimse istemedi onu. Ne babası ne diğer insanlar. Bir tek annem vardı yanımda. Kardeşlerim ile görüşemiyordum. Babam ise kendisine göre asıl gücün para olduğu maddi boyutta yaşıyordu. Gri bir dünyada zindan hayatı idi benim yaşadığım. Daha fazla ne olabilirdi ki? Daha ne kadar nefes almaya devam edebilirdim?

Aradan bir yıl geçti. O bir yıl içinde yine hamile kalmıştım ama yediğim dayaklardan dolayı düşük yaptım. Günlerce hastanede yattım. Sonra yine eziyet. Yine karanlık zamanlar.

Yaş 15

Bebeğimi alıp kaçmaya karar verdim. Çok düşündüm. Bu hayattan kendim belki kurtulamazdım ama kızım kurtulmalıydı. Annemi sıkı sıkı öğütledim:

“Eğer ola ki kaçarken yakalanırsam ve bana bir şey olursa, meleğim sana emanet. Sevgi öğretmenime ver onu. Anası, babası olsun büyütsün okutsun yavrumu, dünyanın en güçlü kadınlarından biri olsun kızım. Benim hayallerim onunla devam etsin! Söz ver bana.”
“Yapma kızım yaşatmazlar seni. Beni arkandan gözü yaşlı koma!”

“Ben kararımı verdim. Bu mektubu da saklasın Sevgi öğretmenim. Melek, büyüdüğünde ona versin. Daha fazla sözüm kalmadı ana. Kendine iyi bakasın. Allah’a emanet ol.”

Anacığım iki gözü çeşme bakakaldı arkamdan. Ve o gece eşyaları hazırladım. Kaçabildim mi peki? Hayat, hayallerimi değil de ölümümü hazırlamıştı çoktan. Tam iki kurşun. Biri kalbime diğeri alnıma. O kapkara elleriyle kendi istedikleri gibi yazdıkları alın yazıma bir kurşun işlemiş ve oracıkta bitmişti her şey. Bu defa kurtulmuştum. Ve orada Zeynep, sonsuzluğa gitti. Anacığının bakmaya doyamadığı gül kokulu Zeyno’su..

Evet! Ben, Zeynep..

15 yaşında babasının zoruyla evlendirilen ve iki kurşunla hayallerine, hayata gözlerini kapatan çocuk yaşta bir anne.

Ve sen benim tek evladım Melek kızım.
Sevgi öğretmenim almış ve götürmüş seni şehre. Haberlerini aldım anacığımdan. Huzurluyum ve daha mutluyum. Bu hayattaki son isteğim, benim hayallerimi senin gerçekleştirmen idi. Başarmışsın kızım. Duydum ki doktor olmuşsun. Nasıl gururluyum bilsen!

Sana ana-baba olan, büyüten meslek sahibi yapan öğretmenimden Allah razı olsun.

Dünyanın En Güçlü Kadını

Sen öyle bir insan ol ki;
her zorluğun karşısında yılmadan ayakta dur yavrum.
Çabalamaktan vazgeçme!
İyi bir birey ol her şeyden önce.
Sonra da milletin için,
insanlık için faydalı şeyler üret.
Bilgilerini nesilden nesile aktar.
Bilim kadını ol.
Sanat ol.
Çiçek ol.
Her bahar ayrı renkte aç
ve mutluluk yayılsın senden tüm dünyaya.
Sev kızım.
Sevgini ver
ve bir o kadar sevil;
çocukların olsun.
Mutlu bir ailen olsun.
Gözlerin hep ışık saçsın.
Sen gibi tüm kadınlar!
Evet,hepiniz!!
Hepiniz güçlü olun.
Sevin, sevilin, değer görün
ve her şeyden önemlisi..?!

Tüm kadınlara örnek olun.
Evet!
Sen!
Dünyanın en güçlü kadını.

Seni sonsuza kadar seveceğim ve yanında olacağım.
Bir gün cennetimde buluşmak dileğiyle…

Annen
Zeynep.

Merve Çevik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

7 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 11 Mart 2019 at 14:00

    Canım benim, dünyanın birçok ülkesinde yaşanan çocuk gelinler şiddeti ne yazık ki ülkemizin de en büyük yaralarından biri.
     
    Nesil, özellikle kadınlar değişiyor; talep ediyor, haklarını arıyor ve zulme baş kaldırıyorlar. Büyük şehirlerde yaşayan bizlerden çok daha fazla kan döküyorlar en ufak haklarını elde etmek için. Ama işte bu güçlü kadınlar bir gün dünyayı değiştirecek.
     
    İlk öykün ve oldukça ağır bir konu… Altından çok çok iyi kalkmışsın canım. Tebrik ederim.

    • Cevapla Merve Çevik 19 Mart 2019 at 21:28

      Çok teşekkürler can ablam ❤️🦋🌸 Senin yorumların ayrı bir güç veriyor bana.

  • Cevapla Ahmet Yonca 11 Mart 2019 at 14:08

    Vay beee! Okurken 90’lı yıllarda sık sık yaşanmış olaylar gözümün önüne geldi. Kendi ablam aynı zorlamalarla 13 yaşında nişanlandırılmıştı. Neyseki ablam o mücadeleyi kazandı. Şimdi Çukurova Uni. son sınıfta… Annem 14 yaşında ablamı doğurmuş.. 18’inde de beni… Babamın da 3 tanecik eşi var şu an. Kendi kendimi mirastan men ettim.
     
    Cehaletin içinde doğup, hayata sarılmak ne kadar zordur bir bilseniz… Dinleri reddettim diye linç ediliyorum zaten, ona alıştım ama şimdi bakıyorum, doğduğum mahalle, akrabalar, aile… Sıyrılmışım oralardan resmen.
     
    İçime dokundu hikayen, şiirin, duyguların.
     
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 11 Mart 2019 at 14:40

      Ahmetcim beni de yorumun darma duman etti. Anlıyorum mi siz Yonca kardeşler hepiniz güçlü bireylersiniz ve bunun da en büyük sebebi büyük ihtimalle o gücün filizlenmesine izin veren anneniz 🙏🏻
       
      Canım benim paylaştıkların, bunları yaşayan herkese cesaret ve umut verecektir eminim.
       
      Kucak dolusu sevgiler…

    • Cevapla Merve Çevik 19 Mart 2019 at 21:27

      Ben de yaşadıklarından etkilendim Ahmet. Kolay bir yaşam değil adeta savaş bu. Ablan adına çok sevindim. Ama maalesef hayatlarımız öyle istemediğimiz şeylere gebe kalıyor ki.. Böyle güçleniyoruz böyle mücadele veriyoruz. Annenin ellerinden öperim. 🙏🏻

  • Cevapla Mehmet Gökcük 11 Mart 2019 at 21:18

    Zorluklara rağmen mutluluğun peşinde koşmanın, onuru gururu tertemiz taşıyabilmenin, kendisiyle beraber etrafına ışık olabilmenin, severek, sevgiyi ifade ederek kalpleri sevgiyle tanıştırabilmenin, mücadelenin, azmin, inancın yazısı…
     
    Binlerce hikayenin özeti olabilecek nitelikte…
     
    Yüreğinize, kaleminize sağlık…

    • Cevapla Merve Çevik 19 Mart 2019 at 21:25

      🦋🙏🏻😊

    Cevap Yaz