Gırgırına

İlk Araba Maceraları

18 Mart 2019

Gırgırına | İlk Araba Maceraları | Cem AlbayrakoğluÜniversite sınavının ardından geçirdiğimiz yaz tatiline götürüyorum sizi bu yazıda, yani 1994 yazına…

Biz gene ünlü Yalıkent, Selimpaşa’daki yazlıktayız tüm kadro. Sınavı kazanan bir iki arkadaşım aileleri tarafından araba hediyesiyle taçlandırılınca, bir gece, her zamanki gibi sahilde Mermerler’de bira içme rutinimizin dışına çıkabileceğimizi düşündük. Rutin dışı aktivetemiz de şu; Silivri’de Garden diye bir restaurant var, oraya künefe yemeğe gideceğiz.

İki kişide araba var.

Arbalardan biri ’80 model bir vosvos diğeri de aynı yaşlarda Peugeot. Peugeot’un biraz daha gideri var da Vosvos tıpkı sahibi gibi efsane. Neden mi efsane? Çok basit bir örnekle anlatayım. Site başından sahile kadar olan yol boyunca 5-6 tane hız tümseği vardı. Her tümseğe geldiğimizde arabadaki dört kişiden şoför hariç hepimiz iniyor, araba tümsekten geçince yeniden biniyorduk. Bunu arabaya olan saygımızdan yaptığımızı düşünmediğinize eminim ama ben gene de açıklayayım. Arabanın altı çok alçak, ağırlığımızla iyice alçaldığında tümseğe sürtüyordu altı. Düşünün şimdi biz bu arabayla E5’ten Garden’a gidip künefe yemeği planlıyoruz 🤦🏻‍♂️

Demin bahsettiğim gibi şoför de en az Vosvos kadar efsane. Arabaya bindik; “Abi bunun ışıkları nerede, bulamıyorum” diyor. Hayda sanki araba benim?!

Neyse sonunda tali yoldan E5’e çıktık. Hızımız 50, bilemedin 60. Bilenler bilir Selimpaşa-Silivri arasında yol önce düzlükte devam eder, ardından rampa yukarı çıkar. Rampaya gelince bir an herhalde tümsekte yaptığımız gibi ineceğiz ama bu sefer arabanın geçmesini beklemekle yetinmeyip bir de itmemiz gerekecek diye düşündüm. Peugeot’dakiler bastı gitti, bizim Vosvos da can çekişe çekişe de olsa rampayı tırmandı.

Garden’da gırgır şamata yedik künefeleri. Bu arada yolunuz düşerse mutlaka ama mutlaka yiyin künefe Garden’da. Hatay’da belki vardır bu kadarı o kadar diyeyim ben size. Biraz reklam gibi oldu ama yapacak bi’ şey yok.

Konudan daha fazla sapmadan anlatmaya devam edeyim.

Künefeler bittiğinde kimse kalkmaya niyetli gibi gözükmüyordu.

O kabus gibi araba yolculuğunu yapmaktan hepimiz korkuyorduk. Ya Allah Bismillah bindik arabaya eninde sonunda. Fakat bu sefer almışız şekeri, enerjiler tavan, 70-80 km’yi zorluyor bizim şoför, hatta çıkarken zorlandığımız rampayı ineceğimiz sırada önümüzdeki tırı sollamayı bile göze aldı. Siteye varmamıza da az kalmıştı. Neyse bizimki gaza bastı, sağ şeritten sola geçti. Bir arabanın sergilemesi gereken her türlü performansı tık demeden yerine getiren Vosvos’umuzun sanki içinden bir BMW çıkmıştı. Biz içerde şoföre tezahürat halindeyiz, çocuklar gibi bağırıyoruz; “Bas gaza, bas gaza.” Vosvos’un uzun yıllardır bu hıza ulaştığını sanmıyorum 😉

Birden Vosvos titremeye başladı, eyvah, dedim, araba şimdi ikiye ayrılacak. Kapı üstu el tutamacı vardır ya bu Vosvos’ta torpido üstünde bu tutamaç. Önde oturan arkadaş sanki at üstündeki eğerleri yakalamış gibi sıkıca tutmuş tutamacı, sanki atı kamçılar gibi tutkuyla bir yandan “Bas gaza,” diye bağırıyor diğer yandan da koltukta zıplıyor. Çizgi filmden farksız arabanın içinde yaşananlar.

Bir süre sonra tırın şoförünün de bizim kadar gaza gelmiş olduğunu fark ettik. Yok izin vermiyor geçmemize. Tırı sollamaya çalışmamız o kadar uzun sürdü ki sonunsa bizim sitenin girişini kaçırdık. Biz arabada bayağı bir gülüyoruz fakat bir ara şoföre gözüm takıldı; o hiç gülmüyor, hırs yapmış sollayacak tırı. Bir yandan da “Sahide bunu anlatırsanız…” diye tehdit ediyor bizi. Hâlâ gülüyoruz; “Olur da sollamamız biter ve sahile varırsak…” diye takılıyoruz.

İnanın birkaç dakika sürdü sollama işlemi ve biz Selimpaşa’da köyde ancak bitirdik sollamayı. İşlem başarısız olunca, -ehh Vosvos için de kolay değil bir dinlendikten sonra köyde bir süre- siteye dönmek için vurduk kendimizi yollara yeniden. Bakmayın yollara dediğime 5 dakikalık yol köy ve sitenin arası. Peugeot’dakiler çoktaaan sahilde Mermer’lerde yerini almış Efes eşliğinde sohbete başlamışlardı bile.

Başka bir gün daha çılgın bir fikirle İstanbul’a gitmeye karar verdik.

Merak etmeyin bu sefer Vosvos’la gitmeyeceğiz, üniversite sınavı sayesinde hak edilen yeni arabalardan biri bu seferki ulaşım aracımız. Hem de gece değil gündüz bu defa maceramız.

Yalnız ufakcık bir problememiz var; aileler arabayla İstanbul’a inmemize izin vermiyorlar. Kaçak gitmek zorundayız. Evden sahilde takılacak gibi günlük kıyafetlerle çıkarsak şüphelenmezler diye düşündük. Mayo-şort, terlik ve muhteşem adaleli kollarımıza giydiğimiz atlet t-shirtlerle kıpkıro düştük bir kez daha yollara.

Yol boyu Ahmet Kayalar, İbolar ve “Bekle Bizi İstanbul” şeklinde 4 sap mutlu mesut takılıyorduk ki Zeytinburnu Hipodrom’un önünde çevirmeye girdik. Polis kontrolü var ama bizim pek de umurumuzda değil bu olay 😉 Şurada grand tuvalet takılıyoruz, bizi kim çevirir?

Geçiş merasiminde sıra bizim arabaya geldiğinde, tabi ki polis durdurdu ve “Hayırdır beyler?” diye sordu. Biz içe kaçmış bir sesle; “Geziyoruduk” dedikten sonra polis aynı kuşkucu merakla; “Onu görüyorum da bu kılık kıyafet ne?” diye sorgulamaya devam etti. Almancıyız der gibi “Yazlıkçıyız biz,” çıktı birimizin ağzından.
Elbette bir sonraki cümle “Beyler kimlikler”di. Tamam kimlikleri gösterir, bu işkenceden kurtuluruz diye düşünüyordum ki hayat hiçbir zaman o kusursuzlukta akmadığını elbette bir kez daha kanıtladı.

4 kişilik grupta İstanbul’a inerken yanına kimlik almayan bir gerizekalı hep bulunur.

Kim miydi bu ileri zekalı? Biliyorsunuz yazılarımda genelde ad vermiyorum ama bu zat-ı muhteremden Tamam mı, Devam mı? yazımda da bahsetmiştim. Hani bana hayatımın en büyük kazıklarından birini ilerki yıllarda atacak olan zibidi.

Kimlik çıkmayınca, “Bir sıkıntı olsa da şu hıyarları alsam” modundaki polis; “Arkadaşlar siz gidebilirsiniz ama kimliksiz olan bizimle gelecek,” dedi elbette.

“Yapmayın etmeyin Memur Bey,” cümleleri neredeyse yalvarma kıvamına gelince Memur Bey her halde içinden “Biraz daha zorlasam sıçacaklar altlarına. Bu korku onlara yeter, bırakayım,” diye düşünerek saldı bizi.

“Moral bozmak yok,” diye bir yandan kendimizi telkin etmeye çalışıyor bir yandan da nereye gitsek diye düşünüyorduk. Galeria geldi aklımıza. O zamanlar yeni açılmıştı. Hâlâ üstümüz başımız düzgünmüş yanılgısı içindeyiz, o da ayrı şaşılacak mevzu tabi…

Elbette gittik alışveriş merkezine. Dördümüz bir arada geziyoruz ama gıdım ayrılmıyoruz birbirimizden. En son iki kişi bir kabine girdik, ayıp olmasın diye bir de perdeyi de çektik. Ben kıyafet deniyorum. Bir yandan da yorum yapıyoruz:

“Abi o biraz büyük değil mi?”
“Bu da sanki sıktı biraz?”
“Başka mı denesek?”

Dışardan gelen gülme seslerini duyunca hızlıca perdeyi açtım. Bayan çalışan 😲 bu imoji modunda bana bakıyordu. Ulan güleyim mi, ağlayayım mı? Ani panikle ağzımdan şu cümleler çıktı; “Arkadaşız sadece.” Hani sıçtım biraz da sıvayayım istedim her halde 😜

Kaçarak oradan ayrıldık. Alışveriş merkezinde biraz daha gezdikten sonra, dedik, dönelim.

Bir trafik, bir trafik.

Akşam trafiğine kalmıştık. Bütün gün eve uğramamışız. Sıkıntı büyük olacak biliyoruz ama battı balık yan gider modunda takılıyoruz. Akşam saat 8-9 gibi dönebildik sonunda siteye.

Bir arkadaşın ailesi merak etmiş, doğal olarak bizi site girişinde karşılamaya karar vermişler. Maile; “Çocuğum nerdesiniz siz?” diyor. Bizim gitardan gelen cevap; “Biraz dolaştık.”

“Nerede dolaştınız?”
“Buralarda”
“Oğlum yalan söyleme.”
“Anne sana ne zaman yalan söyledim?”

Anneden gelen cevap; “Bu aralar götün başın çok oynuyor.”

Onların bütün aile diyaloglarına tabi ki bizde şahit olurken arkadaşın anneden bende nasibimi aldım; “Hadi benim oğlan yaptı. Sen nasıl müsade ettin?” diyor. Ulan ben babası mıyım? Koskoca herif…

Arkadaşın babası da orada bostan korkuluğu gibi takılıyor. Tek dediği “Hiç yakıştıramadım. Hele bir de bu kıyafetlerle.”

Hani kıyafetler düzgün olsa sıkıntı yok.

Akşam da manitalarla buluşacağız. Daha düşün bu işin duşu, süslenmesi, parfümü, var da var. Ama ne oldu bilin bakalım? Arkadaş gece sokağa çıkma yasağı aldı. Hadi buradan yak… Söz konusu manita olunca tabi ki evden kaçtı.

Kaçtı kaçmasına da evleri ikinci katta olduğundan ve arka balkondan yukarı tırmanması kendisi bir dağcı olmadığından sıkıntı olacağından bütün gece sabahladık sahilde. Fakat adam bahtsız Bedevi olduğu için sabah eve girerken yakalandı elbette. Bu sefer de gündüz çıkma yasağı aldı. Bana diyor ki sakin kızlara söyleme çıkamayacağımı, rezil olmayalım. “Olmayalım” derken 🤣

Hey gidi hey; ne dertlerimiz varmış, ne güzel yıllarmış.

Anlatmaya daldım, saat gecenin ikisi olmuş. Sabah iş güç, bendeniz kaçar.

Kalın sağlıcakla…

Gırgırına,
Cem Albayrakoğlu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 18 Mart 2019 at 16:12

    Cemciğim, gençlik yılları, duyulan bu heyecanlar bu kadar mı güzel anlatılır. Her yazını meşhur kahkahalarımı atarak, okuyorum.
     
    Kalemine sağlık …

    • Cevapla Cem Albayrakoğlu 18 Mart 2019 at 18:50

      Selam Demetcim;
      Teşekkür ederim, olabildiğince paylaşmaya çalışıyorum.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Mart 2019 at 13:37

    Yaaa ne severdim Garden’a künefe yemeye gitmeyi. Evet tamam künefesi süperdi ama asıl süper olan kendi arabalarımızla hem de gece gidiyor olmamızdı sanırım. Büyümüş hissettiriyordu. Kaç araba arka arkaya gittiğimizi, uzun bir masaya oturup hep birlikte künefe yediğimizi hatırladım. Cidden ne güzel günlerdi 🙏🏻

  • Cevap Yaz