İnce Mevzu

Kadın

7 Mart 2019

Yazı: Kadın | Yazar: Seda Çağlayan
Çok düşündüm. “Kadın” yazacaktım ama kadını nasıl yazacaktım? Nasıl bir pencereden bakarak yazacaktım? Günler geçti. Bir karara varamadım. Kafamda bir giriş cümlesi bile kuramadım. Herhalde kadın denen varlık hakkında hiçbir şey bilmiyordum ben! Sonunda dedim ki “Otur kağıdın kalemin başına, her zamanki gibi, içinden nasıl gelirse öyle yaz.”

Anladım ki giriş cümlesini yazamamamın sebebi neyle giriş yaparsam yapayım karşısında ve hatta yanında büyük bir zıtlık olacak olması. Bu yazının bir kısmı sanıyorum size yazmaya çalıştığım o “ümit veren” yazılardan olamayacak. Bunu söylemek bile üzdü beni.

Etiketli Kadın

Kadınsan hayat bazen gerçekten zor. Bunu size çok iyi şartlarda yetişmiş ve özel hayatında hiçbir şekilde psikolojik ya da fiziksel şiddete maruz kalmamış biri olarak yazıyorum. Fiziksel şiddete hayatımın hiçbir döneminde uğramadım çok şükür ama psikolojik şiddetin de fiziksel şiddet kadar ağır olduğu gerçeğiyle hayatımın devam eden dönemlerinde, öğrenciliğimden itibaren zaman zaman yüzleşmek zorunda kaldım. Bilemiyorum, belki de izleri daha bile derin. En az “cennetten çıkan” dayak kadar zor olabiliyor taşıması kapanmayan “dil yarası”nı.

Üstelik “Kadınsan hayat bazen gerçekten zor.” diye başlayan paragrafı “Psikolojik şiddetin kralını kadınlardan görmedik mi?!” diye isyan ederek devam ettirmek zorunda kalıyor olmam da ayrı bir trajedi. Elbette erkekler de taç giymeyi hak edecek kadar iyi performans sergilediler benim süregelen yaşantımda ama kadından gelen çelme insanı daha bir kırıyor. Kadınlar da erkekler de etiketlemeye çok meraklı. İnsanın –dikkat edin, insanın diyorum, kadının değil- bireysel özgürlüklerini ahlaksızlık olarak değerlendirmeye bayılan ve bunu çoğu kez kıskançlığından yapan bir toplumda var olmaya çalışmak gerçekten çelik gibi sinir, mangal gibi yürek gerektiriyor. Başa dönüyorum, kadınsan hayat gerçekten bazen çok zor olabiliyor. Hayatın can suyu olan aşkı yaşamak da…

Nasihat

Çok güzel bir evlilik içinde mutlu bir hayatı olan annemin beni ilkokul çağlarımdan itibaren, “Üniversite okuyacaksın, yüksek lisans yapacaksın, kendi paranı kazanmaya başlayacaksın, kimsenin parasına, evine, hayatına muhtaç olmayacaksın, tek başına ayakta duracaksın,” şeklinde işlemelerinin yanında bir de benim okumayı neredeyse yeni öğrenen bir çocuk olarak evimizin kütüphanesinde bulunan Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” kitabını okumamla beraber bir daha sökülüp atılamayacak olan o düşüncelerin ilk tohumları zihnime, ruhuma atılmış oldu.

Bu ülkede kadın olmak madem zordu, ona göre gardımı alacaktım. Bir kere psikolojik olarak çok güçlü olacaktım, kralı gelse yıkamayacaktı; benim aklım, sağduyum, mantığım beni sindirmeye çalışan herkesin sağından geçip, solundan kaçıp topu 90’a takmaya yetecekti. Öyle de oldu. Kralı gelse gücü bana yetmedi. Ayrıca çok iyi bir eğitim almam gerekiyordu ve üstelik bir de istediğim branşın eğitimini almam gerekiyordu ki hayatımın geri kalanı ızdırap olmasın. Onu da hallettim. Ve bir de ayakları yere basan, beni mutlu eden, beni güzel yaşatacak bir iş sahibi olmam gerekiyordu. Çok çalıştım. Gerçekten gece gündüz çalıştım. Sonunda hayal ettiğim noktaya giden yola girmeyi neredeyse başardım. Bence henüz yapmak istediklerimin yarısını gerçekleştirdim ve daha gidecek çok yolum var ama “Mutlu musun?” derseniz, kesinlikle tersini söyleyemem. Mutluyum evet. Sevdiğim bir hayatım var benim, hep de öyle oldu. Ara ara hezeyanlarım oldu elbet, yolunda gitmeyen şeyler, ne yaparsam yapayım olduramadıklarım oldu. Ama yine de tek çocuk olmanın verdiği avantajla ben en olmaz durumlarda bile kendi oyun bahçemi kurmayı başardım.

Minnet ve Teşekkür

Bugün, yolun başındayken kurduğu hayalleri büyük ölçüde gerçekleştirmiş ve üzerine koymaya devam ederek ilerleyen mutlu bir kadın olarak yaşıyorum hayatı. Bunun için ilk önce beni bu kafayla yetiştiren anneme, sonra onun yanında benim de arkamda her zaman dağ gibi duran babama huzurlarınızda teşekkürü borç bilirim. Bana aşıladıkları en en en önemli özellik sanırım özgüvenimdi, o da dağları aşmama yetti kız başıma.

Dilek

Sanılmasın ki içinde bulunduğum konfor gözümü kör, kulağımı sağır etti. Okuduğum ve ana haber bültenlerinde izlediğim her kadın cinayeti kalbimi dağladı. Bazılarını aylarca rüyalarımda gördüm. Suç oranı düşük muhitlerde bile gece geç saatlerde hissettiğim tedirginliği hiçbir zaman üzerimden atamadım. Gerçekten bunların yaşanmadığı bir dünya hayal ediyorum. Sadece kadınlar için değil. Aslında önce çocuklar ve sonra da kadın erkek ayırmadan herkes için. Yaşam hakkının, insanca yaşamanın cinsiyeti, dili, dini, ırkı yok. Kim bilir, belki bir gün…

Sevgilerimle,
Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 7 Mart 2019 at 07:31

    Tanrım o kadar benziyoruz ki…. Yetiştirilmemiz bile… Annemin çocukken tek beklentisi koluma takacağım o çok değerli “Altın Bilezik”ti. Babam da annem de bu konuda ellerinden ne geliyorsa yaptılar, tıpkı seninkiler gibi…
    
 
    Ve Duygu Asena. Aynı yıllarda beni de şekillendiren idollerden biriydi. İyi ki o cesur kadın yazdı ve bizler de onu okuyarak büyüdük…
    
 
    Bu yazı gerçekten o kadar ben ki okurken hafif bir şok geçirmedim değil. Çünkü ben de her zaman, ayrıcalıklı büyüdüğümü, her hangi bir eşitsizliğe maruz kalmadığımı söylerim. İçimdeki daimi isyan nereden geliyor bilmiyorum 😉 Kibir gibi gözükmeyeceğini umut ederek şunu söylemek istiyorum; bence bizler kendimiz yaşamasak bile dünyadaki kadınların tarih boyunca çektiklerini ruhlarımızın en derininde hissediyoruz. İçimdeki bu bir türlü yok olmayan haksızlık/eşitsizlik duygusunu başka türlü anlamlandıramıyorum.

    • Cevapla Seda Çağlayan 10 Mart 2019 at 16:38

      Adalet, sağduyu ve eşitlik meselelerinde doz aşımımız var sanırım 🙂 Daha doğrusu bence bizde bir fazlalık yok da toplumun genelinde bir umursamazlık var. Yenilenen nesille birlikte değişeceğini umuyorum.
       
      Okuduklarında bu denli kendini bulman ise beni iki kere mutlu etti. Hem senin okurken bu denli tatmin olman hem de benim hiçbir kurgu yapmadan gerçek olanı yazarak sana ve bizim gibilere gerçekten dokunabilmiş olduğumu hissedebilmiş olmam çok iyi geldi bana. Kalemimi ateşliyorsunuz Didem Hanımcığım, aman hep yanımda kalın:)
       
      Öperim

  • Cevapla Verda Ovadya 7 Mart 2019 at 15:59

    Çok güzel bir yazı olmuş. Elinize sağlık.
     
    Özgüven gerçekten en önemli şey. Daha sabah konuştuk eşimle bunu! Eğitimden bile önemli bence.

    • Cevapla Seda Çağlayan 10 Mart 2019 at 16:44

      Çok teşekkür ederim Verda Hanım:)
       
      Özgüven aşılayabilmenin en sihirli yolu sevgiyi çocuklarımıza layığıyla geçirebilmek bence. Sevgiyle sarılınan bir çocuk, sevildiğini, kıymetli olduğunu hisseden her çocuk zamanla özgüveni de yeşertiyor içinde.
       
      Yani sanırım öyle:) Bana öyle olduğunu düşünüyüm en azından:)
       
      Teşekkür ederim benimle olduğunuz için, sevgiler…

  • Cevapla Didem Elif 7 Mart 2019 at 16:24

    Kadının Adı Yok kitabını okuduğum dönemi hatırladım şimdi. Ortaokul ya da lisenin başıydı sanırım. Bende aynı etkiyi bırakmamıştı. Ben oldum olası sonu .izm’le biten kavramlara bir türlü yakın olamadım. Feminizm bana çok hitap etmedi. Kendi gibi olmayanı, düşünmeyeni ötekileştiren anlayışları bünyem hiçbir zaman kabul etmedi. Sosyalizm de buna dahil. Ama şuna da inanıyorum ki her oluşum kendisinden sonrakini oluşturmak için de gerekli. İhtiyaç var ki doğuyor. Zamanla da oturacak belki taşlar yerine.
     
    İşin gerçekten enteresan yanı, insan kadın üzerine yazayım diyince bir şekilde çok da olumlu yazamıyor değil mi? Bu duygunu ve ne demek istediğini çok iyi anlıyorum canım. Senin ve benim gibi kadın ayrımcılığı ile büyümemiş ve her şeyden olumlu yanlar çıkartma hastalığı olanlar bile böyle hissediyorsa vay kadının haline.
     
    Teşekkürler. Yazılarını pamuk sesinden dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

    • Cevapla Seda Çağlayan 10 Mart 2019 at 15:25

      Canım Elifçim, feminizm konusunda ben de seninle aynı yerdeyim. Sadece o yaşta okunan bir kitap gerçekten algılarımı bu tip konularla ilgili epeyce açtı. Derdim kadının ya da erkeğin diğerinden ilerde olması değil, insani olarak eşit ve dengeli bir dünyada yaşamayı istiyorum, kimsenin diğerini cinsiyetinden, cinsel tercihinden, dininden, eğitiminden ve daha bilumum sebeplerden ötürü ayrıştırmadığı, aşağılamadığı ve hatta öldürmediği bir dünyada. Beni ne iyi anladığını biliyorum, belki bir gün rüyamız gerçek olur:)
       
      Ayrıca bu seslendirme işi beni acayip heyecanlandırıyor. Çalışıyorum, kısa sürede aranızda olacağım:)
       
      Öperim çok çok

    Cevap Yaz